Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Çocukluğuna borçlu olanlara




Toplam oy: 27
Kızılırmak Çocukları biz yetişkinlere çocukluğun hiçbir zaman keşfedilemeyecek bir “ülke” olduğunu hatırlatıyor. Çocuk okurlara da o ülkeyi keşfetme heyecanını veriyor.

Bazı romanlar vardır ki, kahramanları çocuk olsa dahi sadece çocuklar için değil, büyüklere de “büyüklüğü” öğretmek üzerine yazılmıştır. Yetişkin dünyasının rekabete açık düzenini içinde barındırması bile çocuk okuru yetişkin olmaya hazırlamak içindir. Küçük Prens hemen aklımıza gelenlerden, Exupery’nin başyapıtı. Hatta William Golding’i Nobel edebiyat ödülüne götüren Sineklerin Tanrısı, Dickens’ın Oliver Twist’i, Mark Twain’in Tom Sawyer’i ve Jules Verne’in pek çok romanı… Hatta Ömer Seyfettin’i de dâhil edebiliriz bu listeye, çocuk kahramanların olduğu nice hikâyesi aslında büyüklere de hitap eder.

 

İşte Şule Köklü’ye 2019 TYB Edebiyat Mevsimi Roman Ödülü’nü kazandıran Kızılırmak Çocukları da bu kategoride kabul edebileceğimiz romanlardan. Ebeveynler ile çocukların birlikte okuyabilecekleri, ebeveynleri çocukluk hatıralarına götürürken aslında hayatın tecrübe edilişinin yol haritası olabilecek, çocuklar için pamuklar içinde tasavvur edilen bir dünyanın onları geleceğe sağlıklı yetişkinler olarak taşıyamayacağını da hissettiren bir roman Kızılırmak Çocukları.


Bir çocuğun gözünden ‘büyük’ olmak
Adından da anlaşılacağı üzere Kızılırmak’ın kıyısında bir mekân, bir kasabanın yürekleri ısıtan huzurlu ortamı, herkesin birbirini tanıdığı, çocukların sokak aralarında oynayabildiği, birbirinin gölgesinde dinlenebildiği, süt kardeşliğinden kan kardeşliğine, kardeşlik duygusunun sözde değil yürekte yaşandığı, çizgi romanların elden ele dolaştığı, Kızılderili filmleri müptelası çocukların ören yerlerinde kabileler kurup tavuklardan aşırdıkları tüylerden kendilerine başlıklar, söğüt dallarından yaylar ve oklar yaptığı, Kızılderili isimleri ile birbirlerini çağırdığı yıllar. İşte Kızılırmak Çocukları’nı okurken sevgili okur, şimdi çoktan yetişkin olanlarınızın, çocukluğa dair hafızalarda itina ile saklanan o çok özel anları, benim gibi hatıralar bohçasından çıkardığını görür gibiyim. Biz yetişkinlere çocukluğun hiçbir zaman keşfedilemeyecek bir “ülke” olduğunu bir kez daha hatırlatırken bu roman, çocuk okurlara da o ülkeyi keşfetme heyecanını veriyor.
Bir çocuğun bakış açısı ile yazılan Kızılırmak Çocukları’nda büyükler de var. Cemile mesela. Kimine göre Deli Cemile, kimine göre Kör Cemile, ama kütüphanecinin kızı olan romanın anlatıcısı için bir dua kapısıdır o. İyiliğin iyilik olabilmesi için karşılık beklenmeden yapılması gerektiğinin altını çizen, çocuk merhameti ile okula giderken her gün kapısını çaldığı, bir ihtiyacı var mı diye yokladığı, sandalyeye oturtup ayak tırnaklarını kestiği o yaşlı kadının ölümü ile yokluğa karışmanın sarsıntısını yaşayan bir çocuktur o. Kendinden küçük komşu çocuğunun yanında bir yetişkin sorumluluğunu hissediyor, çocuk onurunun da yetişkin birinin onuru kadar biricik oluşunu okura hissettiriyor. Bir çocuğun gözü ile büyük dünyasının zaaflarını da görürüz romanda. Görürüz ve “büyük” olmanın hiç de kolay olmadığını hissederiz yeniden. Kendinden zayıfı ezmek ne kadar kolaydır yetişkin dünyası için ve adaletli olmanın, dürüst olmanın, kendinden zayıfa karşı merhametli olmanın, bu değerlerin her birinin çocuk dünyasında da karşılığı olduğunu Kızılırmak Çocukları romanı yeniden hatırlatır bize. Romanda yer alan tüm kahramanlar dürüstlüğün, merhametin, samimiyetin, fedakarlığın, çocuk olsun büyük olsun, “insan” olmak için elzem olduğunu bizzat tecrübe ederek öğrenirler yaşadıkları maceralarda. Hele hele çocuksu bir merakla karınca yuvasını inceleyen anlatıcının, bir karıncanın ölümüne sebep olduğunu gördüğünde, bir canlıyı bilmeden de olsa öldürmüş olmanın vicdan azabı ile kendine verdiği cezayı okuyan hiçbir çocuk bu adalet duygusu karşısında kayıtsız kalamayacaktır.
Sadece bunlar değil elbet Kızılırmak Çocukları’nı özel kılan. O yöreye ait sokak oyunlarını öğrenmek, üç gazoz kapağı karşılığı bilet kesilen çocuklara oynanan Karagöz oyununun heyecanı, dijital dünyanın ele geçirdiği günümüz çocuk dünyasına da bir soluk aldırıyor sanki.
Hepimiz çocukluğumuza borçluyuzdur aslında, bizi “büyük” yapan kodları taşır çünkü bağrında. İşte Şule Köklü, okurlarına Kızılırmak Çocukları romanını armağan ederek kendi çocukluğuna olan borcunu da ödemiş sanki.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

On dokuzuncu yüzyıl, Avrupa karşısında gerileyen Osmanlı İmparatorluğu’nun bu durumu bir tür uygarlık kaybı olarak gördüğü ve buna karşı düşünülen çarelerle toplumsal ve siyasal düzeyde modernleşmenin getirdiği değişimle yüzleşmek durumunda kaldığı bir dönemi kapsar.

Evdeyiz. Bildiğimiz tüm alışkanlıklarımız salgın nedeniyle değişiyor. Tarih yeniden yazılıyor. MÖ ve MS, tarih olacak gibi gözüküyor. KÖ ve KS yani koronadan önce ve koronadan sonra… Evet, böyle bahsedeceğiz belki de… Eskiden bir başka ülkenin vatandaşıyla karşılaşınca en dikkat ettiğim şeylerden biri sosyal mesafeydi.

Geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali İzleyici Ödülü’nü alan The Platform, kısa sürede Netflix’in en çok izlenenler listesinde kendisine yer edinmeyi başardı. Senaristliğini David Desola, yönetmenliğini ise Galder Gaztelu-Urrutia’nın üstlendiği film, uzun süre zihinlerdeki tazeliğini koruyacak gibi.

 

Uzun yıllar kitap tanıtım yazıları kaleme aldım. Kaleme aldığım metnin okuduğum kitabı henüz okumayanları gözeten bir tanıtım yazısı olduğunun da her daim farkındaydım. Ancak kitabını tanıttığım yazarlardan “eleştiri yazısı” için teşekkür mesajları almaya başlayınca bir şeylerin yanlış gittiğini düşünmeye başladım. Çünkü kaleme aldığım metinler birer eleştiri değildi.

 

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.