Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Daha Çok Görme Biçimi Daha Fazla Süt Dişi




Toplam oy: 26
Rönesans ressamı Tintoretto’dan John Berger’ın Manzaralar’ına, Orhan Pamuk’un bu sıralar Fransızcaya çevrilen Kırmızı Saçlı Kadın romanıyla ilgili tartışmalara kadar yurtdışındaki önemli dergilerden haberler…

Tintoretto’nun gerilimi


The New York Review of Books, 9 Mayıs’ta yayımlanan sayısını sanata ayırırken, kapağından duyurduğu “Tintoretto’nun Vahşiliği” başlıklı yazısında Colm Tóibín, Rönesans ressamı İtalyan Tintoretto’nun resimlerine sahiden de farklı bir bakış getiriyor. Tintoretto’nun Yeni Ahit’teki merkezi anları garip, dünyevi olaylar olarak yeniden dramatize ederken, ayrıca mitolojiden bazı anları da alıp resim olarak bir kez daha canlandırdığından söz ediyor. Tintoretto’yu derinden çeken şeyin rahatsız edici mekân olduğunu, resimlerinin ressamın yerleşmemiş, kendine yer bulamamış ruha, tüm açgözlülükleriyle dünyaya olan çok yönlü ilgisinin örneklerini barındırdığından bahsediyor. Heyecan ve gerilimden etkilenen, durgunluk tarafından kandırılan ve iç dünyası inandırıcı bir şekilde ele geçirilen bir ressam ile aşağı inmesinin imkânsız olduğu, yerini bulmamış, akıcı bir hayal gücüyle ortaya çıkan bir ressam arasında Tintoretto’nun geriliminden söz eden Tóibín, bizi Thomas Bernhard’ın Eski Ustalar romanının kapısının önüne bırakıyor. Bernhard’ın Avusturya devleti ve kültür kurumlarıyla ve elbette riyakâr sanatçılarla boğuşmasının belkemiğini oluşturduğu Eski Ustalar’da Tintoretto’nun en önemli resimlerinden biri olan “Beyaz Sakallı Adamın Portresi” (1545) karşımıza çıkacaktır.

 

 

  

 

 

 


 

 

Gerçeklik maddeselliğiyle ölçülüyor


Aynı sayıdaki bir diğer yazıda Lisa Appignanesi, “Berger’in Görme Biçimleri” başlıklı yazısında John Berger’in hayatında geziniyor. Berger’le 1970’li yılların ortasında tanışan Appignanesi, Berger’in kitaplarından alıntılar yaparak yazarın Manzaralar (Metis Yayınları, Mayıs 2019) kitabını, Berger’in hayatı ve eserleri üzerine yazılmış bir kitapla birlikte inceliyor.

 

Appignanesi, Berger’in Görme Biçimleri’nden şu cümleleri alıntılıyor: “Yağlı boya resim, sermayenin sosyal ilişkilere yaptığının aynısını dış görünüşe yaptı. Her şeyi nesnelerin eşitliğine indirgedi. Her şey bir meta haline geldiği için her şey değiş tokuş edilebilir hale geldi. Tüm gerçeklik mekanik olarak maddiyatıyla (maddeselliğiyle) ölçüldü. Kartezyen sistem sayesinde ruh ayrı bir kategoride kurtarıldı…”

 

Görme Biçimleri’nde erkeklerin kadınları izlediğini; kadınlarınsa erkekler tarafından izlenişlerini izlediğini “erkek bakışı” üzerinden çözümleyen Berger hakkında daha uzun konuşabiliriz elbette ama şimdilik başka bir ülkeye geçiyoruz: Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın romanı, mart ayında Fransa’da yayımlandı (La Femme aux Cheveux roux, Gallimard). Libération’dan Frédérique Roussel, “Orhan Pamuk’un Kuyularının Şarkısı” başlıklı yazısında, yazarın baba-oğul ilişkisini, bir gencin kararlı bir çıraklık yaptığı bu romanın kalbine yerleştirdiğini; Kafamda Bir Tuhaflık’ta boza satıcılığıyla yaptığı üzere bu kez de artık var olmayan bir zaman, bir meslek üzerine titiz ve hassas bir özenle yazdığını söyler. Roussel, Pamuk’un ayrıca kendisi üzerine yaramaz bir şekilde şaşırtıcı bir yansıma sunduğunu da aktarır.

 

 

 

 


 

 

Korku dolu anneler ve diğer acımasızlıklar

 

Le Monde’un kitap ekinde ise Florence Noiville, “Nobel Ödüllü Türk Orhan Pamuk’un İlham Kaynakları” başlıklı tam sayfa yazısında, dört başlık altında Pamuk’un dünyasında “Renkler”, “Efsaneler”, “Nesneler” ve “Baba” kavramlarına yakından bakıyor. Örneğin renklerin hatırlattıklarının her zaman yazarın eserlerinde yer aldığından söz eden Noiville, Boğaz kıyılarında kırmızının özgürlüğün rengi olduğunu; İstanbullu zengin bir burjuva çocuğu olan Pamuk’un babasının her zaman şair olmak istediğini, 1940’lı yıllarda Paul Valéry’nin şiirlerini Türkçeye çevirdiğini aktarır. Kırmızı Saçlı Kadın’da “Babanın da her zaman yazar olmak istediğini sakın unutma” cümlesinin de tesadüfi olmadığının altını çizer.

 

Bitirmeden bir de Almanya’ya gidelim istiyorum. Henüz 25 yaşında olan yazar Helene Bukowski’nin ilk kitabı Süt Dişleri (Milchzähne) dikkat çekmeye devam ediyor. Antonia Baum, Zeit’da yayımlanan eleştirisinde, genç yazarın korku dolu anneler ve diğer acımasızlıklarla dolu bir dünya için yeni bir dil aradığının altını çiziyor.

 

Yabancı basını takip ederken dikkatimi en çok çeken hususlardan biri de, video oyunları, video oyunlarının tarihi, video oyunları sosyolojisi üzerine bir literatürün oralarda giderek genişlemekte ve zenginleşmekte olduğu. Ayrıca piyasaya yeni çıkan bir video oyunu üzerine çok kıymetli, derinlikli eleştiriler, incelemeler yayımlanıyor. Konuşabileceğimiz daha çok konu var ama şimdilik ilk Dış Hatlar’dan aktaracaklarım bu kadar. Temmuz ayında görüşmek üzere.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var.

Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri.

Çocukluğunu kitap ve dergi açısından kısıtlı zamanlarda geçirenler için atlasın önemi büyüktür. Sınıflarındaki kara tahtanın yanında coğrafi veya fiziki Türkiye atlası görenler şanslı, dünya atlası görebilenler hepten şanslı sayılırdı. Tabii bir de ülke ülke, kıta kıta dünya atlası fasikülü bulanlar için hayal dünyasının kapısı ardına kadar açılırdı.

Bu sayıda, dünyanın geleceğine dair kurulmuş aydınlık ve karanlık hayallere, ütopyalara ve distopyalara bakıyoruz. Ve görüyoruz ki en güneşli ütopyaların üzerinde bile baskıcı bir gücün, bir çeşit toplum mühendisliği çabasının gölgesi duruyor hep. Bu kitaplarda birilerinin ideali daima ötekilerin yıkımı, bir grubun aydınlığı mutlaka ötekilerin karanlığı oluyor.

Bosna’nın millî şairi, Aliya İzzetbegoviç’in kadim dostu, yakın çalışma arkadaşı Cemalettin Latiç… Bosna’nın Yunus Emre’si olarak anılan bu kıymetli şairin kitapları, Okur Kitaplığı’nın özverili ve titiz çabasıyla Türkçeye çevriliyor. İlk üç kitap yayımlandı bile. Bütün Eserleri başlığıyla Latiç’in kitaplarının Türkçeye kazandırılıyor olması çok kıymetli bir yayımcılık çabasıdır.

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.