Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Daha çok kitap okuyabilmeniz için beş öneri




Toplam oy: 1294

Her yeni yıl arifesinde yeni yıl hedefleri konuşulur, listeler havada uçuşur, kilo vermekten tango öğrenmeye kadar birçok alternatif, insanın aklına doluşur. Ve daha ocak ayı bitmeden başlanan diyetler son bulur, fikirler birer birer rafa kaldırılır.

 

Gelin bu yıl, biraz gecikmeli de olsa, listenize bir madde daha ekleyin ve bu maddeyi gerçekleştirmek üzere sebat edin: Bu yıl daha çok kitap okuyun!

 

Birçoğunuzun günde on saate yakın çalıştığını, eve dönmek için kimi zaman üç vasıta değiştirdiğini, çocuk büyütmek ya da ödevleri bitirmek zorunda olduğunu biliyoruz elbette. Tam da bu sebeple günlük hayatınızda kitaplara daha çok vakit ayırmanızı sağlayacak bazı tavsiyeleri sizin için Huffington Post'tan derledik:

 

Eğer okulu bitirdiyseniz artık “ödev yapmaktan” vazgeçin lütfen. (Eğer henüz bitirmediyseniz bu maddeyi görmezden gelebilirsiniz!) Ödev yapmak derken kalemi kağıdı elinize alıp okul zamanlarındaki gibi bir ödev yapmayı kastetmiyoruz tabii. Okumanız gerektiğini düşündüğünüz için okuduğunuz kitaplardan bahsediyoruz. Onları artık bir kenara bırakın ve gerçekten ilginizi çeken, sizi heyecanlandıran kitapları okumaya başlayın. Böylelikle okumayı bir gereklilikten ziyade bir keyfe dönüştürebilirsiniz. Kalabalık bir otobüste ayakta seyahat ederken ya da çocuklarınız için çorba pişirirken bile elinizden düşüremediğiniz bir kitaba rastlayınca, ne demek istediğimizi anlayacaksınız. 

 

Tanımlara hapsolmayın! Bugüne dek kendinizi sadece roman ya da sadece felsefe kitapları okuyan biri olarak görmüş olabilirsiniz. Ya da fantastik edebiyat gözünüze her zaman karmaşık ve ürkütücü görünmüş olabilir. Fakat bu tanımlar sizi kitabevlerinin bazı raflarından uzak tutmaktan başka bir işe yaramaz. Seçimlerinizde tamamen özgür olun ve sınır tanımayın. Bakarsınız bu hafta kitabevinin farklı bölümlerine yapacağınız küçük bir geziden eli boş dönmezsiniz. Ve belki de sözgelimi Mars’ta geçen bir romanın sizi bu kadar heyecanlandırmasına en başta siz şaşırırsınız.

 

Okumayı bırakın! Bu söylediğimiz size biraz çelişkili gelebilir ama biz de okumayı tümden bırakın demek istemiyoruz zaten. Pek hoşlanmadığınız bir kitabı okumakta ısrar etmeyin, diyoruz. Kitap okumak için ayırdığınız o az ve kıymetli zamanı ziyan etmeyin sakın. Zoraki okuduğunuz bir kitaba ayırdığınız yarım saat, size işkence gibi gelirken heyecanla okuduğunuz bir kitaba ayırdığınız yarım saat size birkaç dakika gibi gelecektir. Öyle ki öğle yemeği arasında ya da çocuklarınızı kreşe bıraktıktan sonra yığıldığınız o kanepede, sevdiğiniz bir kitapla geçireceğiniz kısacık bir süre bile size teneffüse çıkmış bir çocuğun mutluluğunu yaşatacaktır.

 

Bir kitabın ilk sayfasını okuduğunuzda, kötü bir kitapla karşı karşıya olduğunuz izlenimini ediniyorsanız, bir de kitabın ortasından bir sayfa okumayı deneyin. (Kitabın gizemini korumak adına, son sayfayı açmamanızı öneririz.) Birçok iyi kitap, daha ilk sayfasında okuru içine çeker ve kendisine bağlar elbette. Ama kırkıncı ya da ellinci sayfasından itibaren okuru yakalamaya başlayan bir kitaba kötü demek de haksızlık olabilir; ikinci bir şans verirseniz unutulmaz bir okuma deneyimi yaşarsınız belki. 

 

 

Sinemanın edebiyat uyarlamalarına yoğun bir ilgi gösterdiği şu dönemde gözünüze kestirdiğiniz edebiyat uyarlaması filme bilet almadan evvel, filmin uyarlandığı kitabı okumayı deneyin. Kitap okumanın en keyifli yönlerinden biri de kitapta geçen sahneleri zihninizde canlandırmaktır. Bu kendi kendinize çektiğiniz ve yalnızca sizin izleyebildiğiniz bir filmdir işte. Edebiyat uyarlaması bir filme gittiğinizde ise yönetmenin o hikayeye ilişkin yorumunu izlersiniz aslında. Önce kitabı okursanız, zihninizde canlanan görüntüleri yönetmeninkiyle karşılaştırma şansını da yakalamış olursunuz.

 

Herkese bol kitaplı ve bol keyifli bir yıl dileriz.

 

 


 

 

* Görseller: Tufan Kızılırmak

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder


Evet her kitap okunacak diye bir kaide yok bazı kitapların dili çok ağır ve bolca boş vakit ister eğer fazla boş vaktiniz yoksa sizi daha çok eğlendiren kitaplar deneyin ,birde her kitabın bir zamanı vardır tutanamayanlar mesela bazı yaşlar için ağır olabilir onun yerine basit cumleli ve felsefe barındırmayan eserlerden başlanabilinir...
Okuyun okuyalım sonra dinlenelim ve okuduklarımızı net ortamında paylaşalım okuyucu blogları çoğalsın belki işine yarayan birileri çıkar ve bir günlük akıl defteri tutmuş oluruz...
Okuduklarınız zihninizi karıştırıyorsa demek ki o eseri erken okumuşsunuz demektir..

31%
69%

İlk önerilere pek katılmıyorum. Örneğin Tutunamayanlar'ı ilk bölümlerinde okumakta zorlandığım, sıkıldığım için bırakmış olsaydım, yazık olurdu. Çünkü kitabı bitirince iyi ki okudum dedim. Ve Tutunamayanlar bana, Oğuz Atay'ın diğer eserlerinin de kapısını açtı. Kafka ve Dostoyevski'nin bazı eserleri için de benzer tecrübeler yaşadım, ama bazı onların eserlerinin özellikle bazı bölümlerini daha sonra sık sık tekrar okudum. Yarım bıraktığım (özellikle klasikler) kitapların çoğunu o sırada yeterince olgun olmadığım için anlamamış olduğunu fark ettim daha sonra. Kısacası "ilgimi çekmedi" deyip bırakmak bana göre değil. Ama "kişisel gelişim" denen kitaplardan her zaman uzak dururum.

49%
51%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimelerle ilişkimi şöyle tarif edebilirim; ‘Kelimelerin kalbi’ne şiir yazarak girmek... Tanpınarca söylersem ben de önce kelimeleri öğreniyorum, sonra da yaşadıkça anlamlarını. Ve şu: Bazı kelimeleri işaret ettikleri şeyden daha çok seviyorum.

 

 

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.