Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Daktiloları kaldırdık ama atmadık




Toplam oy: 1151

Belki de kuşak çatışmasının en netleştiği noktalardan birinde daktilo duruyordur. Bir yanda evde daktilo sesiyle büyümüş bir kuşak, öbür tarafta internette tıklanma rekorları kıran "ilk kez daktilo gören çocuk" videosundaki çocuk gibi niceleri... Teknolojinin gelişmesi, bilgisayarların taşınabilir hale gelmesi, hızlı yazma olanağı vermesi ve daha birçok sebep bizi "eski moda" daktilolardan uzaklaştırıp bu yeni dünyaya çekti.

 

Günümüzde bu teknolojik gelişmelerle kuşatılan dünyaya karşı çıkan yazarlar az da olsa hâlâ varlar. Yaşayan, en çok satan yazar unvanına sahip Danielle Steel 100'den fazla kitabının tamamını 1946 model emektar Olympia daktilosunda yazmış. Birçokları daktilolarını evlerinin tozlu bir köşesine kaldırmış olsalar da onları atanlar azınlıktalar. Pulitzer ödüllü biyografi yazarı Robert A. Caro'ya göre yeni nesil de zamanla daktilonun önemini ve değerini anlayarak daktiloya dönecek. Bu görüşü 26 yaşındaki gazeteci Jon Roth gibi birçok genç de destekliyor. Roth'a göre daktiloda yazı yazmak sadece yazma işine konsantre olunmasını sağlıyor. Oysa yazar, laptopta yazı yazarken şeytana uyup Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda oyalanarak amacından sapıyor.

 

Daktilo bilgisayardan daha güvenli

 

Caro ve Roth yalnız değiller. ABD'de gençlere daktilo sevgisi aşılamak için toplantılar, sohbetler düzenleniyor. Hem bilgisayar çağını hem de daktiloları bilen bu kuşak daktiloların bozulmadığına da dikkat çekiyor. Çünkü bir daktilo kolay kolay bozulmadığı gibi, bozulsa bile bir bilgisayara nazaran çok daha kolay tamir edilebiliyor. Üstelik son yıllarda daktilolar sadece birkaç genç arasında popüler olmanın ötesine geçti. Alman gizli servisinin güvenlik gerekçesiyle tekrar daktilo kullanmaya başlayacağını belirttiğinde şüphesiz ki bu yükseliş de hızlandı. Son yıllarda devletler arası dinlemelerin, siber suçların artması Almanları izi sürülemez daktiloya döndürdü. Böylece niyetleri başka bile olsa daktilonun 90'lı yıllardan önceki görkemini kazanmasına yardımcı oldular.

 

"Daktiloyu kim nereden bulacak da alacak, hem mis gibi iPad'lerimiz var," mı diyorsunuz? Size önerimiz Hanx Writer. Eski şeylerden çok hoşlanan Tom Hanks daktilo deneyimini genç kuşaklara ve daktilo özlemi çekenlere ulaştırabilmek için böyle bir uygulama yarattı. Appstore'dan ücretsiz indirilebilen uygulamanın açıklaması: iPad kolaylığı ve hızı ile daktilo deneyimini yeniden yaşatmak. Her bir tuşa bastığınızda daktilo sesini duyuyorsunuz. Zaten tuşlarının sesini duyurabilmek Hanks'in en büyük motivasyonu. Hanks: "Bir daktiloya sahip olmak istememin en büyük nedeni sesiydi. Ancak maalesef rahatlık ve hız bu nedenler arasında değildi. Bu uygulamada sesin yanı sıra el kaslarınızın daktiloda yazı yazıyormuş izlenimine kapıldığını da göreceksiniz," diyor. Hanks'e göre daktilonun en güzel yanlarından biri de delete (sil) tuşunun eksikliği. Böylece insanlar içlerinden geldiği gibi yazdıklarına hemen müdahele edemiyorlar. Müdahele şartsa ya en baştan başlayacak ya da kalemle düzeltecekler. Bu da daha samimi yazıların ortaya çıkmasına yardımcı oluyor. Fakat bu düşüncesine rağmen Hanks uygulamasına delete tuşunu eklemiş. Uygulamaya yöneltilen en büyük olumsuz eleştirilerden biri ise uluslararası klavye seçeneği sunmaması.

 

"Bir Döneme Nasıl Hayat Verilir?" başlıklı yazısında Charles Lewinsky, ilk maaşıyla aldığı daktilosunu anlatıyor. "Benimki bir seyahat daktilosuydu. Taşıması kolay. O zaman için büyük yenilik. Odamdan balkona, balkondan lavantalarla dolu parklara taşıyabiliyordum. Ama sadece bir kez seyahatte yanımda götürdüm. (...) Bazen zorunluluktan başkasının daktilosunda bir şeyler yazmam gerekirdi. Tıpatıp aynı makine olsa bile daha çok hata yapar, çabuk yorulur, sıkılırdım. Bir gün e harfimin tuşu düştü. Tamire götürmedim, sinirlenmedim. Daktilom artık bir dişi düşük sevimli bir arkadaş haline gelmişti benim için."

 

Gerçekçi olmak gerekir ki daktilo hiçbir zaman eski görkemine kavuşamayacak. Ama birçokları onu hâlâ eski bir dost gibi görüyor.

 

 


 

 

>>> Yazarlar ve daktiloları

 

 


 

 

* Görsel: Jeremy Mayer

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.