Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Dijital Zamanlarda Dijital Festival




Toplam oy: 11
Kısıtlı aksiyon sahamızda, ufak cam ekranların ardından dünyayı kucaklamanın hazzı ve sıkışmışlığı arasında bir yerde, tüm sorumluluklarımızı yönetme tasasındayız. Müzelerin bile kapılarını çevrimiçi olarak ziyaretçilere açtığı bir dönemden bahsediyoruz; ancak çantamızı vestiyere bırakacağımız günlere dönmek istediğimizi biliyorum. Gelecek olan o günler, 29-31 Mayıs tarihlerinde birincisinin düzenleneceği İstanbul Dijital Sanat Festivali’ni de içine alsa çok güzel olur.

Dünya yepyeni bir hadiseyle meşgul birkaç aydır; kapının dışında durmak bilmeyen bir akıştan, pencerelere çekildik. O açıklıktaki cereyandan çarpıldıkça çarpılıyoruz şimdilerde. Yerküre nüfusu ilk defa aynı anda virütik bir meselenin her aşamasına hâkim, mutasyonunu dört gözle bekliyor. Cânım bağışıklığımız bizi yarı yolda bırakmasın diye organlarımızı şımarttıkça şımartıyoruz. Yollar, onlardan gasp ettiğimiz çoğu şeyi geri aldı. Kediler daha özgür, kuşlar seslerini duyurmak için doğaüstü çabalara gerek görmüyorlar eskisi gibi. Hava kirliliği azaldı, denizler berraklaştı. Yok, ama mesele tam olarak böyle değil. Temizlenme telaşıyla suyun canına okumaya devam ediyor ve ‘yok’luk korkusunu, onaylanan internet siparişleriyle yeniyoruz. Kitap, film, besin, egzersiz listeleri aldı başını gitti. Biri de çıkıp demedi: Tavana bakıp düş kurmak, gözünü devirip sukutuhayâle uğramak serbest! Sonuçta doğası gereği hareketle hemhâl olan insan, durdurulamamaya devam ediyor. Evlerimize ‘döndük’ –sokağa çıkma yasaklarına gülüp geçen evsizleri saymazsak- kendimize tahammülümüzle yüzleşiyor ve bu yeni düzenin yarattığı kaosla baş etmeye çalışıyoruz. Bana kalırsa tahakküm kuramadığımız tek şey hâlâ zaman.

 

Mekâna hükmetmek yetmiyor. Kısıtlı aksiyon sahamızda, ufak cam ekranların ardından dünyayı kucaklamanın hazzı ve sıkışmışlığı arasında bir yerde, tüm sorumluluklarımızı yönetme tasasındayız. Müzelerin bile kapılarını çevrimiçi olarak ziyaretçilere açtığı bir dönemden bahsediyoruz; ancak çantamızı vestiyere bırakacağımız günlere dönmek istediğimizi biliyorum. Gelecek olan o günler, 29-31 Mayıs tarihlerinde birincisinin düzenleneceği İstanbul Dijital Sanat Festivali’ni de içine alsa çok güzel olur. Hazır dijital çağın hayatımıza direkt etkisini yüksek dozda deneyimliyorken, dijital teknolojilerin sanatla birleştiğini görmek bizi çabuk iyileştirir.


Kopan bağlar, yeni bağlantılar…
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin desteğiyle, Mezo Dijital tarafından düzenlenen festivalin teması; “bağlantı aranıyor…”.
Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde gezeceğimiz festival için Mezo Dijital Yönetim Kurulu Başkanı Nabat Garakhanova geleneksel sanat ile dijitalin birleştiği ve herkesin erişebileceği bir sanat şöleninin bizleri beklediğini söylemekle kalmıyor, toplumun ihtilaflarından birine de cesur bir eleştiri getiriyor; “Türkiye’de sanat daha üst tabakanın ilgileneceği bir alanmış gibi lanse ediliyor. Bu algıyı bu festival ile yıkmak istiyoruz. Dijital herkesin ulaştığı bir yerdir.” Festivalin artistik direktörü Esra Özkan’ın deyimiyle “bağlantı aranıyor…”, geçmiş, şimdi ve gelecek bağlamında değişen algı, davranış ve iletişim biçimlerinin hangi ye bağlantıları yarattığı, hangi ağları ve bağlantıları kopardığını dijital sanatın ve sanatçının perspektifinden irdeliyor.

Dijital çini
Yaşantımızın içine usulca sızan bu gelişim, klasik sanatı da etkiliyor elbette; ancak sanatçının hayâl dünyası olmadan sanat eserinin üretim sürecine el koyan bilgisayar tekniklerinin kıymetiharbiyesi yok. Minyatür ve tezhip sanatına getirdiği yorumla Türkiye ve dünyada büyük takdir toplayan Murat Palta, o değerli isimlerden biri… Sanatçıyı en çok film sahnelerini minyatürle resmederken esere yeni bir boyut kazandırmasından tanıyoruz. Festivalde kendisini, çiniyi dijitale aktardığı çalışmasıyla göreceğiz. Kâğıt üzerinde parçalarla başlayan çalışmalarını dijital ortamda sonlandıran Palta, grafik tasarımın disiplinler arası dinamiğine yoğunlaşarak hareket ettiğini söylüyor. Böylelikle sanatçı, doğu ve batı arasında ilişkiler ve tezatlıklar kurarken, öte yandan geleneksel sanatların da diğer disiplinlerle bağını kurmuş oluyor.

Ödüllü yönetmenden “Avarya”
Altın Vuruş, Güveç gibi kısa animasyon filmleriyle katıldığı festivallerden ödüllerle dönen yönetmen Gökalp Gönen’in son filmi Avarya da İstanbul Djital Sanat Festivali’nde gösterimde olacak. Distopik atmosferin hâkim olduğu filmleri üzerine konuşurken etkileyici bir cevap aldım Gönen’den, “Hikâyeleri, insanın yok olmuş olduğu dünyalarda tasarlamak keyifli. İnsan artık tamamen yok olmuş ve onun mirasından kalanlar devam ettiriyor her şeyi. Ve bu mirasçılar, hâlâ insan hatalarının izlerini taşıyorlar kendilerinde.” Avarya’yı kekremsi, hüzünlü bir hisle, aynı zamanda buram buram ‘başarı’ kokan bir tekniğin cezbediciliğiyle seyredeceğinizden hemen hemen eminim. Festivalin dikkat çeken sanatçılarından biri de aynı zamanda mühendis olan Zeynep Nal. Kendisini ilk olarak kişinin stresine göre dilekçe yazan daktilosu “Huysuz Arzuhalci” ile tanımıştım. Şimdi de uzaya mesajlar gönderen “Haberci” ile devam edeceğiz. Makinelerin geleceğini biçimlendirmenin bize bağlı olduğunu düşünen sanatçı, yapay zekânın geleceğine dair duyulan korkuyu yumuşatan naif makineler üretmenin peşinde.

Soyut sanatı anlamlandırma
Festival eserleri arasında yerini alan işlerden biri de “Hero To Zero”: Çalışma ve sosyal hayatı arasında denge kurmaya çalışan işkolik bir süper kahramanın hikâyesi. Oyunu tasarlayan Efe Alaçamlı’nın işine sahip çıkan özgüvenli söylemini sevdim; “Yaptığım iş sanattır dedikten sonra kendimi sonuçlanmayacak sonsuz tartışmalar içinde bulmaktansa, sonuçlanmayacak tartışmaları ele alan bir oyun yapmayı tercih ederim.” Soyut, kavramsal ve dijital sanatı anlamlandırmayı kolaylaştırmayı amaçlayan İstanbul Dijital Sanat Festivali’nde Refik Anadol’dan Ethem Cem’e, Andy Thomas’tan Farhad Farzaliyev’e kadar daha pek çok sanatçının eserleri sergilenecek.
www.digitalartfestistanbul.org internet sitesi ve digitalartfestistanbul adıyla sosyal medya platformlarından detaylarına ulaşabileceğiniz festival, ücretsiz gezilebilecek.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Teknolojik gelişmeler neticesinde hayatımızdaki okuma normları artık kısaldı malum; yüz kırk karakterde (yakın geçmişte iki yüz seksen karakter oldu gerçi) meramımızı anlatmaya çalışıp, yüz kırk karakterde insanların meramlarını okuyup anlamaya çabalarken, artık eskisi gibi 500 sayfalık romanlara vakti ancak yaz tatillerinde ya da alacağımız yıllık izin günlerine bırakıyoruz.

Çocuklar okumayı sever evet ama kitabı yazan kişinin nasıl yazdığını, nelerden etkilendiğini de acayip merak ederler. Konferans ve imza günlerimde sıkça karşılaştığım soruların başında geliyor bu: “Nasıl yazıyorsunuz, nerede yazıyorsunuz, kimden ilham alıyorsunuz, kitap nasıl yapılıyor?” Yazarın kitabının raflara çıkıncaya kadarki serüveni çocukların ilgisini çekiyor.

Murat Uyurkulak’ın yeni romanı Delibo’da üç farklı karakterin -edebiyat öğretmeni Sefer Kavala’nın, onun oğlu Yusuf’un ve zihinsel engelli İbrahim’in- hayat hikâyesini okuyoruz. Anlatıcımız Yusuf. Onun ağzından dinliyoruz hikâyeleri. Ayrıca Yusuf ana karakter. Diğer ifadeyle romanın merkez kahramanı. Hem anlatıyor, hem yorumluyor olayları.

Mezarında kalmayı reddeden ölülerin hikâyelerini, beraberinde getirdikleri post-apokaliptik atmosferden ötürü her zaman izlemeye değer bulmuşumdur.

Kader Hep Erken Zaman Hep Geç ismiyle okuyucuya ulaştı Yılmaz Daşcıoğlu’nun Şule Yayınları arasında çıkan Cahit Zarifoğlu’nun Şiiri kitabı.

 

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.