Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Dijital Zamanlarda Dijital Festival




Toplam oy: 8
Kısıtlı aksiyon sahamızda, ufak cam ekranların ardından dünyayı kucaklamanın hazzı ve sıkışmışlığı arasında bir yerde, tüm sorumluluklarımızı yönetme tasasındayız. Müzelerin bile kapılarını çevrimiçi olarak ziyaretçilere açtığı bir dönemden bahsediyoruz; ancak çantamızı vestiyere bırakacağımız günlere dönmek istediğimizi biliyorum. Gelecek olan o günler, 29-31 Mayıs tarihlerinde birincisinin düzenleneceği İstanbul Dijital Sanat Festivali’ni de içine alsa çok güzel olur.

Dünya yepyeni bir hadiseyle meşgul birkaç aydır; kapının dışında durmak bilmeyen bir akıştan, pencerelere çekildik. O açıklıktaki cereyandan çarpıldıkça çarpılıyoruz şimdilerde. Yerküre nüfusu ilk defa aynı anda virütik bir meselenin her aşamasına hâkim, mutasyonunu dört gözle bekliyor. Cânım bağışıklığımız bizi yarı yolda bırakmasın diye organlarımızı şımarttıkça şımartıyoruz. Yollar, onlardan gasp ettiğimiz çoğu şeyi geri aldı. Kediler daha özgür, kuşlar seslerini duyurmak için doğaüstü çabalara gerek görmüyorlar eskisi gibi. Hava kirliliği azaldı, denizler berraklaştı. Yok, ama mesele tam olarak böyle değil. Temizlenme telaşıyla suyun canına okumaya devam ediyor ve ‘yok’luk korkusunu, onaylanan internet siparişleriyle yeniyoruz. Kitap, film, besin, egzersiz listeleri aldı başını gitti. Biri de çıkıp demedi: Tavana bakıp düş kurmak, gözünü devirip sukutuhayâle uğramak serbest! Sonuçta doğası gereği hareketle hemhâl olan insan, durdurulamamaya devam ediyor. Evlerimize ‘döndük’ –sokağa çıkma yasaklarına gülüp geçen evsizleri saymazsak- kendimize tahammülümüzle yüzleşiyor ve bu yeni düzenin yarattığı kaosla baş etmeye çalışıyoruz. Bana kalırsa tahakküm kuramadığımız tek şey hâlâ zaman.

 

Mekâna hükmetmek yetmiyor. Kısıtlı aksiyon sahamızda, ufak cam ekranların ardından dünyayı kucaklamanın hazzı ve sıkışmışlığı arasında bir yerde, tüm sorumluluklarımızı yönetme tasasındayız. Müzelerin bile kapılarını çevrimiçi olarak ziyaretçilere açtığı bir dönemden bahsediyoruz; ancak çantamızı vestiyere bırakacağımız günlere dönmek istediğimizi biliyorum. Gelecek olan o günler, 29-31 Mayıs tarihlerinde birincisinin düzenleneceği İstanbul Dijital Sanat Festivali’ni de içine alsa çok güzel olur. Hazır dijital çağın hayatımıza direkt etkisini yüksek dozda deneyimliyorken, dijital teknolojilerin sanatla birleştiğini görmek bizi çabuk iyileştirir.


Kopan bağlar, yeni bağlantılar…
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin desteğiyle, Mezo Dijital tarafından düzenlenen festivalin teması; “bağlantı aranıyor…”.
Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde gezeceğimiz festival için Mezo Dijital Yönetim Kurulu Başkanı Nabat Garakhanova geleneksel sanat ile dijitalin birleştiği ve herkesin erişebileceği bir sanat şöleninin bizleri beklediğini söylemekle kalmıyor, toplumun ihtilaflarından birine de cesur bir eleştiri getiriyor; “Türkiye’de sanat daha üst tabakanın ilgileneceği bir alanmış gibi lanse ediliyor. Bu algıyı bu festival ile yıkmak istiyoruz. Dijital herkesin ulaştığı bir yerdir.” Festivalin artistik direktörü Esra Özkan’ın deyimiyle “bağlantı aranıyor…”, geçmiş, şimdi ve gelecek bağlamında değişen algı, davranış ve iletişim biçimlerinin hangi ye bağlantıları yarattığı, hangi ağları ve bağlantıları kopardığını dijital sanatın ve sanatçının perspektifinden irdeliyor.

Dijital çini
Yaşantımızın içine usulca sızan bu gelişim, klasik sanatı da etkiliyor elbette; ancak sanatçının hayâl dünyası olmadan sanat eserinin üretim sürecine el koyan bilgisayar tekniklerinin kıymetiharbiyesi yok. Minyatür ve tezhip sanatına getirdiği yorumla Türkiye ve dünyada büyük takdir toplayan Murat Palta, o değerli isimlerden biri… Sanatçıyı en çok film sahnelerini minyatürle resmederken esere yeni bir boyut kazandırmasından tanıyoruz. Festivalde kendisini, çiniyi dijitale aktardığı çalışmasıyla göreceğiz. Kâğıt üzerinde parçalarla başlayan çalışmalarını dijital ortamda sonlandıran Palta, grafik tasarımın disiplinler arası dinamiğine yoğunlaşarak hareket ettiğini söylüyor. Böylelikle sanatçı, doğu ve batı arasında ilişkiler ve tezatlıklar kurarken, öte yandan geleneksel sanatların da diğer disiplinlerle bağını kurmuş oluyor.

Ödüllü yönetmenden “Avarya”
Altın Vuruş, Güveç gibi kısa animasyon filmleriyle katıldığı festivallerden ödüllerle dönen yönetmen Gökalp Gönen’in son filmi Avarya da İstanbul Djital Sanat Festivali’nde gösterimde olacak. Distopik atmosferin hâkim olduğu filmleri üzerine konuşurken etkileyici bir cevap aldım Gönen’den, “Hikâyeleri, insanın yok olmuş olduğu dünyalarda tasarlamak keyifli. İnsan artık tamamen yok olmuş ve onun mirasından kalanlar devam ettiriyor her şeyi. Ve bu mirasçılar, hâlâ insan hatalarının izlerini taşıyorlar kendilerinde.” Avarya’yı kekremsi, hüzünlü bir hisle, aynı zamanda buram buram ‘başarı’ kokan bir tekniğin cezbediciliğiyle seyredeceğinizden hemen hemen eminim. Festivalin dikkat çeken sanatçılarından biri de aynı zamanda mühendis olan Zeynep Nal. Kendisini ilk olarak kişinin stresine göre dilekçe yazan daktilosu “Huysuz Arzuhalci” ile tanımıştım. Şimdi de uzaya mesajlar gönderen “Haberci” ile devam edeceğiz. Makinelerin geleceğini biçimlendirmenin bize bağlı olduğunu düşünen sanatçı, yapay zekânın geleceğine dair duyulan korkuyu yumuşatan naif makineler üretmenin peşinde.

Soyut sanatı anlamlandırma
Festival eserleri arasında yerini alan işlerden biri de “Hero To Zero”: Çalışma ve sosyal hayatı arasında denge kurmaya çalışan işkolik bir süper kahramanın hikâyesi. Oyunu tasarlayan Efe Alaçamlı’nın işine sahip çıkan özgüvenli söylemini sevdim; “Yaptığım iş sanattır dedikten sonra kendimi sonuçlanmayacak sonsuz tartışmalar içinde bulmaktansa, sonuçlanmayacak tartışmaları ele alan bir oyun yapmayı tercih ederim.” Soyut, kavramsal ve dijital sanatı anlamlandırmayı kolaylaştırmayı amaçlayan İstanbul Dijital Sanat Festivali’nde Refik Anadol’dan Ethem Cem’e, Andy Thomas’tan Farhad Farzaliyev’e kadar daha pek çok sanatçının eserleri sergilenecek.
www.digitalartfestistanbul.org internet sitesi ve digitalartfestistanbul adıyla sosyal medya platformlarından detaylarına ulaşabileceğiniz festival, ücretsiz gezilebilecek.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.