Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Dogma Dogmaya Karşı




Toplam oy: 35
Osman Özbahçe yeni şiir kitabı Dogma’da gerçeğin tersyüz edilmiş çeşitli hâllerine karşılık ironiyi gerçeğin yerine koyuyor ve böylece gerçeği ironik bir dille alt etmeye çalışıyor.

Osman Özbahçe’nin yeni şiir kitabı Dogma, bana bu alt edişin bir başka veçhesi olarak göründü. Dogmaya karşı dogma, şiire karşı şiir… Bir şiirin çeperleri içinde salınırken şiire karşı nasıl bir vaziyet alınabilir? Bu cümlenin, bünyesinde bir çelişki taşıdığını düşünenler olabilir. Ne var ki, Özbahçe’nin şiirinde yokladığı imge ve içerik alanları tam da böylesi bir çabanın/arayışın

 

çeperlerinde dolanıyor. İlk elde bunu söylemem gerek. Dogma, Özbahçe’nin Uzun Yürekli Nehir, Düşmanlık, Kral ve Türkiye Kitabı’ndan sonra yayımladığı beşinci şiir kitabı. Yani enikonu kendi şiir evrenini oluşturmuş, şair ve şiir algısını öyle ya da böyle dört başı mamur bir eserler hacmine ulaştırmış önemli bir şairden söz ediyoruz.

 

 

Buna ilave olarak, Özbahçe sadece şiir yazan bir şair değil. Kendi kuşağı içinde öne çıkan bir eleştirmen aynı zamanda. Edebiyat dergileri, sanat algıları, şiirler, şairler üzerine kafa yoran bir sanatçı. Tanpınar’ın “Türk Edebiyatına tenkit münekkitsiz girmiştir” mealinde bir sözünü hatırlıyorum. Öyledir, bir de eleştirinin genelde üvey evlat muamelesi gördüğünü niçin saklayalım? Bununla birlikte bir hakkı da sahibine teslim etmemiz şart: Özbahçe’nin şiir üzerine yazdığı çok boyutlu, çok köklü metinler modern Türk şiirinin son yüzyılda gerçekleştirdiği dönüşümleri hem sanatsal hem de toplumsal açılardan doğru okuyabilmek için oldukça önemli. Özelde şiir, şair; genelde sanat üzerine Özbahçe’nin yaptığı analizlerin, Türk şiirinin taşıdığı imkânları görme ve kavrama bağlamında dikkatli bir gözle okunması gerektiğini düşünüyorum.

 

ACIMASIZ MUTLULUK

 

Dogma, kitaba da adını veren iki şiirle açılıyor. Dogma I, Dogma II. Özbahçe’nin özellikle Türkiye Kitabı’nda gördüğümüz dili çetrefilli/hareketli kullanma tavrı bu kitaptaki şiirlerde de devam ediyor. Nerdeyse anlaşılmak için değil de bazı nokta atışlarla, vurgunun bazen nerdeyse tek kelimeye indirgendiği söyleyiş özellikleriyle derdini, meselesini anlatmaya çalışıyor Özbahçe: “Steps/ İlerleme içimde kalp atışları/ Yağmurdan başka/ Güneş/ İkimiz için/ Yeni yapılmış/ Nüfuz alanları/ Sıfır kilometre/ Kalp atışları” (Dogma I, s.7) Okurken insanda bıkkınlık hissi verecek denli fazlalaşan bu dil oyunları, şairin meramı ile okurun alabildiği mesaj arasında kalın mı kalın bir duvar örüyor. Kelimeler ve dizeler arasında baş gösteren kesiklik, okurun zihninde tamamlanmayı bekleyen imge ve içerik alanlarını büyütmekten başka bir işe yaramıyor ne yazık ki.

 

  

 

Özbahçe, hayalden değil gerçekten güç alıyor desek yeridir. Gerçeğin insanı parçalayan görüntüleri için acıklı ve acımasız çerçeveler yapıyor. Tabildot bir çağda insanı konserveleştiren gerçeğe ve gerçeğin yitik parçalarına karşı şairce bir isyan duygusu var onda. Öfke evet, alt metinde bir şair öfkesi seziyoruz Dogma’daki şiirleri okurken: “Büyük mesele yok temel perspektif/ Çerez leblebi/ Yalnızlık dolu bir de sevgili/ Kıpırdayamıyor Türk şiiri/ Ezilme sendromu/ Boşalt Boşalt Boşalt” (Acımasız Mutluluk, s.27) Bu öfke insanî hassalarımızı kesip doğrayan bütün kötülük şebekelerine dönük bir taarruza dönüşüyor bazen. Türk şiiri, bizi bize bırakmayan sosyoloji, tarihselcilik, ekonomi vd. izleklerin içinde oldukça sert ve aktüel bir dile yaslanan Özbahçe, ortasından kırpılmış bir hayatın görüntülerini, tıpkı o görüntüler gibi kırpa kırpa veriyor bize. Belki de bu üslup tercihini, biçimi doğrudan mesajın ana gövdesine dönüştürme saikiyle yapıyor şair: “Hepsini inceledim/ On bin dil kuvvetiyle/ İçerik üretemiyor Türk şiiri pörte/ Yalnızlık pörte sevgili pörte/ Esaslı adam sağlam şiir/ Pörte” (Biyografik Bilgiler, s.33)

 

Özbahçe’nin şiir dünyasında ölüm imgesi toplayıcı bir niteliğe sahip. Hem toplayıcı hem toparlayıcı bir diyalektikle var ölüm. Nerdeyse bir ölüm cemaati olgusuyla yüzleşiyoruz onda: “Bizim evin önüne insanları/ Ölüm toplar” (Şırınga, s.51) Kopuşun ve dağılmanın panzehri bir bakıma ölümde toplanır. Özbahçe’nin “içerik” vurguları da bu bahiste atlanmamalı. İçerik üretmeyen şiir, içerik üretmeyen şehir; bunların hepsi içeriği üretecek olan özsuyun kuruduğunu imliyor bize. Şiirdeki isyan ve öfke bu kuruma hâline karşı sıkılan bir yumruğa dönüşüyor. Gerçeğin parçalanmış, paketlenmiş ve hissiz bir aparata dönüştürülmüş veçheleri ise fazlalıktan başka bir şey üretmemektedir: “Nereye gitsem fazlalık/ Keyfimizi kaçıran fazlalık” (Şırınga, s.52)

 

İroniyi seviyor Özbahçe. Dogma’yı okurken gerçeğin tersyüz edilmiş çeşitli hâllerine karşılık ironiyi gerçeğin yerine koyma ve böylece gerçeği ironik bir dille alt etme isteğinin izlerini görüyoruz. Hayat, ancak o zaman katlanılabilir bir kıvama gelecektir kim bilir: “Herkes o kadar sosyal ki/ Kimsenin kimseye ayıracak vakti yok” (Şair Stüdyosu, s.76)

 

 

 

DOGMA
Osman Özbahçe
EBABİL 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.