Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Dogma Dogmaya Karşı




Toplam oy: 3
Osman Özbahçe yeni şiir kitabı Dogma’da gerçeğin tersyüz edilmiş çeşitli hâllerine karşılık ironiyi gerçeğin yerine koyuyor ve böylece gerçeği ironik bir dille alt etmeye çalışıyor.

Osman Özbahçe’nin yeni şiir kitabı Dogma, bana bu alt edişin bir başka veçhesi olarak göründü. Dogmaya karşı dogma, şiire karşı şiir… Bir şiirin çeperleri içinde salınırken şiire karşı nasıl bir vaziyet alınabilir? Bu cümlenin, bünyesinde bir çelişki taşıdığını düşünenler olabilir. Ne var ki, Özbahçe’nin şiirinde yokladığı imge ve içerik alanları tam da böylesi bir çabanın/arayışın

 

çeperlerinde dolanıyor. İlk elde bunu söylemem gerek. Dogma, Özbahçe’nin Uzun Yürekli Nehir, Düşmanlık, Kral ve Türkiye Kitabı’ndan sonra yayımladığı beşinci şiir kitabı. Yani enikonu kendi şiir evrenini oluşturmuş, şair ve şiir algısını öyle ya da böyle dört başı mamur bir eserler hacmine ulaştırmış önemli bir şairden söz ediyoruz.

 

 

Buna ilave olarak, Özbahçe sadece şiir yazan bir şair değil. Kendi kuşağı içinde öne çıkan bir eleştirmen aynı zamanda. Edebiyat dergileri, sanat algıları, şiirler, şairler üzerine kafa yoran bir sanatçı. Tanpınar’ın “Türk Edebiyatına tenkit münekkitsiz girmiştir” mealinde bir sözünü hatırlıyorum. Öyledir, bir de eleştirinin genelde üvey evlat muamelesi gördüğünü niçin saklayalım? Bununla birlikte bir hakkı da sahibine teslim etmemiz şart: Özbahçe’nin şiir üzerine yazdığı çok boyutlu, çok köklü metinler modern Türk şiirinin son yüzyılda gerçekleştirdiği dönüşümleri hem sanatsal hem de toplumsal açılardan doğru okuyabilmek için oldukça önemli. Özelde şiir, şair; genelde sanat üzerine Özbahçe’nin yaptığı analizlerin, Türk şiirinin taşıdığı imkânları görme ve kavrama bağlamında dikkatli bir gözle okunması gerektiğini düşünüyorum.

 

ACIMASIZ MUTLULUK

 

Dogma, kitaba da adını veren iki şiirle açılıyor. Dogma I, Dogma II. Özbahçe’nin özellikle Türkiye Kitabı’nda gördüğümüz dili çetrefilli/hareketli kullanma tavrı bu kitaptaki şiirlerde de devam ediyor. Nerdeyse anlaşılmak için değil de bazı nokta atışlarla, vurgunun bazen nerdeyse tek kelimeye indirgendiği söyleyiş özellikleriyle derdini, meselesini anlatmaya çalışıyor Özbahçe: “Steps/ İlerleme içimde kalp atışları/ Yağmurdan başka/ Güneş/ İkimiz için/ Yeni yapılmış/ Nüfuz alanları/ Sıfır kilometre/ Kalp atışları” (Dogma I, s.7) Okurken insanda bıkkınlık hissi verecek denli fazlalaşan bu dil oyunları, şairin meramı ile okurun alabildiği mesaj arasında kalın mı kalın bir duvar örüyor. Kelimeler ve dizeler arasında baş gösteren kesiklik, okurun zihninde tamamlanmayı bekleyen imge ve içerik alanlarını büyütmekten başka bir işe yaramıyor ne yazık ki.

 

  

 

Özbahçe, hayalden değil gerçekten güç alıyor desek yeridir. Gerçeğin insanı parçalayan görüntüleri için acıklı ve acımasız çerçeveler yapıyor. Tabildot bir çağda insanı konserveleştiren gerçeğe ve gerçeğin yitik parçalarına karşı şairce bir isyan duygusu var onda. Öfke evet, alt metinde bir şair öfkesi seziyoruz Dogma’daki şiirleri okurken: “Büyük mesele yok temel perspektif/ Çerez leblebi/ Yalnızlık dolu bir de sevgili/ Kıpırdayamıyor Türk şiiri/ Ezilme sendromu/ Boşalt Boşalt Boşalt” (Acımasız Mutluluk, s.27) Bu öfke insanî hassalarımızı kesip doğrayan bütün kötülük şebekelerine dönük bir taarruza dönüşüyor bazen. Türk şiiri, bizi bize bırakmayan sosyoloji, tarihselcilik, ekonomi vd. izleklerin içinde oldukça sert ve aktüel bir dile yaslanan Özbahçe, ortasından kırpılmış bir hayatın görüntülerini, tıpkı o görüntüler gibi kırpa kırpa veriyor bize. Belki de bu üslup tercihini, biçimi doğrudan mesajın ana gövdesine dönüştürme saikiyle yapıyor şair: “Hepsini inceledim/ On bin dil kuvvetiyle/ İçerik üretemiyor Türk şiiri pörte/ Yalnızlık pörte sevgili pörte/ Esaslı adam sağlam şiir/ Pörte” (Biyografik Bilgiler, s.33)

 

Özbahçe’nin şiir dünyasında ölüm imgesi toplayıcı bir niteliğe sahip. Hem toplayıcı hem toparlayıcı bir diyalektikle var ölüm. Nerdeyse bir ölüm cemaati olgusuyla yüzleşiyoruz onda: “Bizim evin önüne insanları/ Ölüm toplar” (Şırınga, s.51) Kopuşun ve dağılmanın panzehri bir bakıma ölümde toplanır. Özbahçe’nin “içerik” vurguları da bu bahiste atlanmamalı. İçerik üretmeyen şiir, içerik üretmeyen şehir; bunların hepsi içeriği üretecek olan özsuyun kuruduğunu imliyor bize. Şiirdeki isyan ve öfke bu kuruma hâline karşı sıkılan bir yumruğa dönüşüyor. Gerçeğin parçalanmış, paketlenmiş ve hissiz bir aparata dönüştürülmüş veçheleri ise fazlalıktan başka bir şey üretmemektedir: “Nereye gitsem fazlalık/ Keyfimizi kaçıran fazlalık” (Şırınga, s.52)

 

İroniyi seviyor Özbahçe. Dogma’yı okurken gerçeğin tersyüz edilmiş çeşitli hâllerine karşılık ironiyi gerçeğin yerine koyma ve böylece gerçeği ironik bir dille alt etme isteğinin izlerini görüyoruz. Hayat, ancak o zaman katlanılabilir bir kıvama gelecektir kim bilir: “Herkes o kadar sosyal ki/ Kimsenin kimseye ayıracak vakti yok” (Şair Stüdyosu, s.76)

 

 

 

DOGMA
Osman Özbahçe
EBABİL 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var.

Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri.

Çocukluğunu kitap ve dergi açısından kısıtlı zamanlarda geçirenler için atlasın önemi büyüktür. Sınıflarındaki kara tahtanın yanında coğrafi veya fiziki Türkiye atlası görenler şanslı, dünya atlası görebilenler hepten şanslı sayılırdı. Tabii bir de ülke ülke, kıta kıta dünya atlası fasikülü bulanlar için hayal dünyasının kapısı ardına kadar açılırdı.

Bu sayıda, dünyanın geleceğine dair kurulmuş aydınlık ve karanlık hayallere, ütopyalara ve distopyalara bakıyoruz. Ve görüyoruz ki en güneşli ütopyaların üzerinde bile baskıcı bir gücün, bir çeşit toplum mühendisliği çabasının gölgesi duruyor hep. Bu kitaplarda birilerinin ideali daima ötekilerin yıkımı, bir grubun aydınlığı mutlaka ötekilerin karanlığı oluyor.

Bosna’nın millî şairi, Aliya İzzetbegoviç’in kadim dostu, yakın çalışma arkadaşı Cemalettin Latiç… Bosna’nın Yunus Emre’si olarak anılan bu kıymetli şairin kitapları, Okur Kitaplığı’nın özverili ve titiz çabasıyla Türkçeye çevriliyor. İlk üç kitap yayımlandı bile. Bütün Eserleri başlığıyla Latiç’in kitaplarının Türkçeye kazandırılıyor olması çok kıymetli bir yayımcılık çabasıdır.

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.