Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Dogma Dogmaya Karşı




Toplam oy: 7
Osman Özbahçe yeni şiir kitabı Dogma’da gerçeğin tersyüz edilmiş çeşitli hâllerine karşılık ironiyi gerçeğin yerine koyuyor ve böylece gerçeği ironik bir dille alt etmeye çalışıyor.

Osman Özbahçe’nin yeni şiir kitabı Dogma, bana bu alt edişin bir başka veçhesi olarak göründü. Dogmaya karşı dogma, şiire karşı şiir… Bir şiirin çeperleri içinde salınırken şiire karşı nasıl bir vaziyet alınabilir? Bu cümlenin, bünyesinde bir çelişki taşıdığını düşünenler olabilir. Ne var ki, Özbahçe’nin şiirinde yokladığı imge ve içerik alanları tam da böylesi bir çabanın/arayışın

 

çeperlerinde dolanıyor. İlk elde bunu söylemem gerek. Dogma, Özbahçe’nin Uzun Yürekli Nehir, Düşmanlık, Kral ve Türkiye Kitabı’ndan sonra yayımladığı beşinci şiir kitabı. Yani enikonu kendi şiir evrenini oluşturmuş, şair ve şiir algısını öyle ya da böyle dört başı mamur bir eserler hacmine ulaştırmış önemli bir şairden söz ediyoruz.

 

 

Buna ilave olarak, Özbahçe sadece şiir yazan bir şair değil. Kendi kuşağı içinde öne çıkan bir eleştirmen aynı zamanda. Edebiyat dergileri, sanat algıları, şiirler, şairler üzerine kafa yoran bir sanatçı. Tanpınar’ın “Türk Edebiyatına tenkit münekkitsiz girmiştir” mealinde bir sözünü hatırlıyorum. Öyledir, bir de eleştirinin genelde üvey evlat muamelesi gördüğünü niçin saklayalım? Bununla birlikte bir hakkı da sahibine teslim etmemiz şart: Özbahçe’nin şiir üzerine yazdığı çok boyutlu, çok köklü metinler modern Türk şiirinin son yüzyılda gerçekleştirdiği dönüşümleri hem sanatsal hem de toplumsal açılardan doğru okuyabilmek için oldukça önemli. Özelde şiir, şair; genelde sanat üzerine Özbahçe’nin yaptığı analizlerin, Türk şiirinin taşıdığı imkânları görme ve kavrama bağlamında dikkatli bir gözle okunması gerektiğini düşünüyorum.

 

ACIMASIZ MUTLULUK

 

Dogma, kitaba da adını veren iki şiirle açılıyor. Dogma I, Dogma II. Özbahçe’nin özellikle Türkiye Kitabı’nda gördüğümüz dili çetrefilli/hareketli kullanma tavrı bu kitaptaki şiirlerde de devam ediyor. Nerdeyse anlaşılmak için değil de bazı nokta atışlarla, vurgunun bazen nerdeyse tek kelimeye indirgendiği söyleyiş özellikleriyle derdini, meselesini anlatmaya çalışıyor Özbahçe: “Steps/ İlerleme içimde kalp atışları/ Yağmurdan başka/ Güneş/ İkimiz için/ Yeni yapılmış/ Nüfuz alanları/ Sıfır kilometre/ Kalp atışları” (Dogma I, s.7) Okurken insanda bıkkınlık hissi verecek denli fazlalaşan bu dil oyunları, şairin meramı ile okurun alabildiği mesaj arasında kalın mı kalın bir duvar örüyor. Kelimeler ve dizeler arasında baş gösteren kesiklik, okurun zihninde tamamlanmayı bekleyen imge ve içerik alanlarını büyütmekten başka bir işe yaramıyor ne yazık ki.

 

  

 

Özbahçe, hayalden değil gerçekten güç alıyor desek yeridir. Gerçeğin insanı parçalayan görüntüleri için acıklı ve acımasız çerçeveler yapıyor. Tabildot bir çağda insanı konserveleştiren gerçeğe ve gerçeğin yitik parçalarına karşı şairce bir isyan duygusu var onda. Öfke evet, alt metinde bir şair öfkesi seziyoruz Dogma’daki şiirleri okurken: “Büyük mesele yok temel perspektif/ Çerez leblebi/ Yalnızlık dolu bir de sevgili/ Kıpırdayamıyor Türk şiiri/ Ezilme sendromu/ Boşalt Boşalt Boşalt” (Acımasız Mutluluk, s.27) Bu öfke insanî hassalarımızı kesip doğrayan bütün kötülük şebekelerine dönük bir taarruza dönüşüyor bazen. Türk şiiri, bizi bize bırakmayan sosyoloji, tarihselcilik, ekonomi vd. izleklerin içinde oldukça sert ve aktüel bir dile yaslanan Özbahçe, ortasından kırpılmış bir hayatın görüntülerini, tıpkı o görüntüler gibi kırpa kırpa veriyor bize. Belki de bu üslup tercihini, biçimi doğrudan mesajın ana gövdesine dönüştürme saikiyle yapıyor şair: “Hepsini inceledim/ On bin dil kuvvetiyle/ İçerik üretemiyor Türk şiiri pörte/ Yalnızlık pörte sevgili pörte/ Esaslı adam sağlam şiir/ Pörte” (Biyografik Bilgiler, s.33)

 

Özbahçe’nin şiir dünyasında ölüm imgesi toplayıcı bir niteliğe sahip. Hem toplayıcı hem toparlayıcı bir diyalektikle var ölüm. Nerdeyse bir ölüm cemaati olgusuyla yüzleşiyoruz onda: “Bizim evin önüne insanları/ Ölüm toplar” (Şırınga, s.51) Kopuşun ve dağılmanın panzehri bir bakıma ölümde toplanır. Özbahçe’nin “içerik” vurguları da bu bahiste atlanmamalı. İçerik üretmeyen şiir, içerik üretmeyen şehir; bunların hepsi içeriği üretecek olan özsuyun kuruduğunu imliyor bize. Şiirdeki isyan ve öfke bu kuruma hâline karşı sıkılan bir yumruğa dönüşüyor. Gerçeğin parçalanmış, paketlenmiş ve hissiz bir aparata dönüştürülmüş veçheleri ise fazlalıktan başka bir şey üretmemektedir: “Nereye gitsem fazlalık/ Keyfimizi kaçıran fazlalık” (Şırınga, s.52)

 

İroniyi seviyor Özbahçe. Dogma’yı okurken gerçeğin tersyüz edilmiş çeşitli hâllerine karşılık ironiyi gerçeğin yerine koyma ve böylece gerçeği ironik bir dille alt etme isteğinin izlerini görüyoruz. Hayat, ancak o zaman katlanılabilir bir kıvama gelecektir kim bilir: “Herkes o kadar sosyal ki/ Kimsenin kimseye ayıracak vakti yok” (Şair Stüdyosu, s.76)

 

 

 

DOGMA
Osman Özbahçe
EBABİL 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.