Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

DündenYarına // Geçmişi güncel kılmak için




Toplam oy: 466

Arap harfli metinlerin dünyası bizi şaşırtmaya devam ediyor. Son zamanlarda arka arkaya “yeni” eserler gün ışığına çıktı ve görünen o ki, çıkmaya da devam edecek. Bu eserler arasında ilgi çekici olanlardan ilki Recaizade Mehmet Celâl’in Hayal-i Celâl adlı romanı. 1873-1874 yılları arasında yayımlanmış bu roman Türkçede telif, Arap harfli ilk roman olma niteliğini taşıyor ve biz, bugüne kadar bu eserden haberdar değildik. Engin Kılıç’ın araştırmaları sonucunda ortaya çıkan eser, kahramanımız Celâl’e dair konuşmalardan ve onun hakkında şahit olunan şehvet düşkünlüğü merkezli maceralarından meydana geliyor. Başka başka evlerde konuk olduğunda kadınlar mı Celâl’i odalarında buluveriyor, yoksa Celâl bir uyurgezer de o yüzden mi bunları yapıyor? İlginç unsurlardan biri de, eserin sahibi Recaizade Mehmet Celâl’in, edebiyat tarihimizin önemli simalarından Recaizade Mahmud Ekrem’in ağabeyi olması. Recaizade Mahmud Ekrem’in ağabeyinden fazla bahsetmeye gerek görmemesi de, hem bu şahsı hem de eseri ayrıca ilginç kılıyor.



Bir tesadüf eseri, edebiyat tarihimizin bir başka önemli siması Halide Edip’in kız kardeşi Belkıs Sami Boyar’ın kitabı da bugünlerde ortaya çıktı. Belkıs Sami Boyar, Halide Edip’in baba bir anne ayrı kardeşi. Halide Edip de tıpkı Recaizade Mahmud Ekrem gibi kardeşinden bahsetme konusunda çok hevesli değil. Belkıs Sami Boyar’ın romanını ortaya çıkaran ise bir proje. Reyhan Tutumlu ve Ali Serdar’ın Türkçenin Arap harfli döneme ait olan 300 süreli yayını tarayarak ortaya çıkardıkları “Tefrika roman tarihi projesi” sayesinde birçok yeni eserle tanıştık ve Koç Üniversitesi Yayınları’nın “Tefrika Serisi” sayesinde tanışmaya da devam edeceğiz görünüyor. Seriden ilk çıkan kitaplar Belkıs Sami Boyar’ın Aşkımı Öldürdüm ve Selahattin Enis’in Orta Malı romanları oldu.

 

 

 

Belkıs Sami Boyar’ın, günlüklerden ve mektuplardan oluşan romanı Aşkımı Öldürdüm, dönemin popüler roman anlayışını yansıtan özelliklere sahip. “Aşkımı Öldürdüm kurgusu, olay örgüsü ve karakterleri itibarıyla popüler bir aşk romanı olarak değerlendirilmekle birlikte dönemin üst sınıf yaşayışından kesitler sunması ve ele aldığı temalar bağlamında edebiyat araştırmacıları açısından da dikkate değer özellikler taşır.” Diğer taraftan bu kitap, Türkçedeki kadın edebiyatı tarihi çalışmalarına da önemli bir katkı. Yıllar önce Kitap Yayınevi, “Mor Kitaplık Dizisi” ile Nezihe Muhiddin ve Şükufe Nihal’in eserlerini toplu halde okurlara sunmuştu. Daha yakın bir zamanda da İthaki Yayınları, benzer bir girişimi Suat Derviş için yaptı; ancak henüz külliyat tamamlanmış değil. Her iki çalışma da gerek edebiyat tarihimiz gerekse kadın tarihi çalışmaları için çok önemliydi; keşke bunları devam ettirmek mümkün olabilse… “Tefrika Serisi”nin diğer kitabı olan Orta Malı’nda da şehvet, tıpkı Hayal-i Celâl’de olduğu gibi önemli bir yer işgal ediyor. Dahası burada söz konusu olan kadın şehveti ve arzunun ve cinselliğin farklı biçimlerinin, arayışlarının da metinde ele alınması. “Doğalcı” bir eser olarak değerlendirilen Orta Malı, dönem hakkında da bize çok şeyler söyleyebilecek bir kitap: “Selahattin Enis’in doğalcılığı nasıl algıladığı ve nasıl yorumladığı tartışılabilir, ancak doğalcılıkta görülen biyolojik belirlenimcilik doğrultusunda Orta Malı’nda da karakterlerin davranışlarını ve bir bakıma yazgılarını ‘huy’larının belirlediği söylenebilir. Öte yandan eleştirmenlerce Selahattin Enis’te gözlemlendiği belirtilen doğalcılıktan kast edilen, sanırız anlatıya hakim olan bakış açısının topluma, toplumdaki sınıflar ve cinsiyetler arası ilişkilere ve çatışmalara eleştirel yaklaşımdır.”



Gerek Hayal-i Celâl, gerek Aşkımı Öldürdüm ve gerekse Orta Malı hem Arap harflerinden Latin harflerine aktarılarak, orijinal metin ve sadeleştirilmiş metin halinde yayımlanmışlar. Böylece bugünkü okur için de bu metinlerin tanıdık kılınması hedeflenmiş. Ayrıca kitapların kutulu baskıları, yani Latin harflerine aktarılmış orijinal şekillerinin formaların birleştirilerek basılmış halleri bir hayli estetik bir görünüme sahipler. Sadeleştirilmiş metinler ise gazetelerde tefrika edildikleri boyutlarıyla kutudan okur karşısına çıkıyorlar; ki bu da son derece güzel bir ayrıntı. Hayal-i Celâl’de ise orijinal metin ile sadeleştirilmiş metin arka arkaya verilmiş.


Arap harfli metinlerin yayını konusunda yeni bir öneri

 

Koç Üniversitesi Yayınları gibi, eski eserlerin gündeme getirilmesinde söz konusu edilmesi gereken bir diğer yayınevi ise Everest Yayınları ve onun “Keşif Serisi.” Bu seriden şimdiye kadar Behçet Necatigil, Orhan Kemal ve Çetin Altan’ın bilmediğimiz eserleri gün ışığına çıkarıldı. Yakın tarihli yayımlananlardan biri de yine Behçet Necatigil’e ait. Necatigil’in Ahmet Mithat Efendi’nin Müşâhedat adlı eserinin sadeleştirilmiş haline ek olarak eserin Necatigil tarafından radyo tiyatrosu yapılmış şekli de kitaba eklenmiş ve sondaki bu sürpriz okuyucular açısından oldukça ilgi çekici. Böylece günümüzde devam eden Arap harfli metinlerin sadeleştirilmesi tartışmalarına bir Necatigil örneği verilmekle kalınmıyor, ayrıca Necatigil’in bir metinden ilhamla kaleme aldığı bir radyo oyunuyla da karşılaşıyoruz. “Keşif Serisi”nde geçtiğimiz günlerde çıkan bir diğer eser, Halit Ziya Uşaklıgil’in kitaplaştırmadığı yazılarından oluşan Kenarda Kalmış... Burada, eserin yayımlanmasında farklı bir yöntem izlenmiş. Metin, orijinaline sadık kalınarak Latin harflerine aktarılmış ve metinde, günümüzde kullanılmayan kelimeler kırmızı renkle gösterilip hemen altlarına bugünkü anlamları verilmiş. Bülent Erkmen tasarımı olan bu uygulama ile Arap harfli metinlerin yayını konusunda yeni bir öneri de sunulduğunu söyleyebiliriz.

 

 

 

Sayıları her geçen gün artan bu metinlerin seriler halinde günümüz okuruna sunuluyor olması, metinlerin yayımına dair de yeni fikirlerin ve uygulamaların ortaya çıkması son derece heyecan verici. Geçmişi güncel kılmak için metinler sadece bugünkü alfabeye aktarılmıyorlar, onları okurla buluşturmak için de farklı yollara başvuruluyor. Bu işin bundan sonrasını merak etmemek elde değil!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.