Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Editörden: Yeni flört hayırlı olsun




Toplam oy: 1009
Her şeyi satılabilir kılmaya çalışan medya ile her şeyi duyulabilir kılmaya çalışan edebiyat iyi arkadaş olabilecek mi?

Yaşam şartları, hem şehirde hem kırsalda git gide çekilmez hale gelirken, beynimize katlanabilmek için elektrik prizlerine bağımlı hale geldik. Mesela televizyonlar... Değil mi ki, televizyon dizilerine romantikçe değil, çaresizce bağlanıyoruz artık. Bulamadığımız varsıllığı, tadamadığımız dostlukları, çekemediğimiz görkemdeki acıları ve bilemediğimiz büyüklükteki aşkları hep dizilerden biliyoruz. Dizi filmler - edebiyat ilişkisindeki artış ise, herhalde gözünüzden kaçmamıştır. Sayısız saygın edebiyatçı, dizi senaryosu kaleme almaya soyunurken, azımsanmayacak sayıda edebi eser televizyon ekranına uyarlanıyor artık.

 

 

ÇARKIN DİŞLİLERİ Mİ?



Edebiyatın bugüne dek pek çok disiplinle yakın teması oldu, hiçbiri edebiyat ile televizyonun flörtü kadar konuşulmadı. Hepimizin aklında benzer sorular var: Eğer popüler kültür (ve televizyon) gençlerin başka yerlere akıtabilecekleri enerjilerini emmek için varsa, bu sisteme ortak olan edebiyatçılar çarkın birer dişlisi haline gelmez mi? Popüler kültür, halkın kendi kültürünü yaratarak sisteme adapte olabilme çabasıysa eğer, iyi yazarların kaleme aldığı iyi diziler karşılığını nasıl bulacak? Her şeyi satılabilir kılmaya çalışan medya ile her şeyi duyulabilir kılmaya çalışan edebiyat iyi arkadaş olabilecek mi? (Ne de olsa, hakiki sanat insanı özgürleştirmeyi hedeflerken, popüler sanat mevcut şartların yeniden üretimine yarar...) Yeni çağların üretim-tüketim alışkanlıklarından dolayı bilinç bulanıklığına uğrayan izleyiciye, belki de ilaç gibi gelir yeni nesil edebi diziler. Olur mu, olur. En azından, tam tersi olmadığı sürece, öyle büyük bir sorun yok demektir.

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder


Medya sadece "tüketici kitleyi" muhatap alıyor, tüccar kimliğiyle. Üreteni muhatap almaya kalkışsa onların hakları gündemi zorlayacak. Hak deyince akan sular duracak ve durulacak. Oysa bulanık suda avlanmak bandrolsuz satışa benzer. Televizyon edebiyatı da bandrolsuz, hatta iyi eserin kırpılış kopyasından başka nedir ki! Kalite ve sayı kavramlarının kavgası....

36%
64%

Gerçek sanat , edebiyat ... bu kavramların zaten bu ülkede kaybedecek birşeyi yokki , beklesinler sadece , endişelenmeden hemde , olasılıklar 0 yada >0 ... :)

43%
57%

Medya, muktedirlerin ve muktedir olmak isteyenlerin borazanıdır. Edebiyat ise muhaliftir, doğası gereği öyle olmak zorundadır. Dolayısıyla medya ile (gerçek) edebiyatın birlikteliği oksimorondur.

56%
44%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.