Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Fırtınayı Yazmak




Toplam oy: 7
Bir ritmi var Mustafa Kutlu yazılarının. Hatta arkadan belli belirsiz ilerleyen bir ezgisi var. Sanki kendini hemen ele vermeyen bir vezinle yazıyor nesri. Türkçenin güzelliğine şahit olmak için Kutlu metinleri okumak elzem.

Bir haber bombardımanı altındayız. Görüntüler, infografikler, yıkılan şehirler, mülteciler, cinayetler ekranlardan zihnimize bir tsunami dalgası olarak geliyor. İdrakimiz doğal olarak aciz kalıyor zamanla ve kalplerimiz olan biten karşısında taş kesiliyor. Mustafa Kutlu’nun denemelerini bir araya getirdiği Fırtınayı Kucaklamak, tam olarak bu derdimizin şifasını gösteriyor bize. Yani edebiyatı…

 

“Mazlumların ahı” yerde kalmıyor elbette. Ancak edebi metinlerde de yankılanmalı ki insanlara da ulaşabilsin. Kutlu, duygusal metinler halinde kaleme aldığı yazılardan oluşan Fırtınayı Kucaklamak’ta zamanın sesini duyulmaz hale getirdiği insanların seslerini bize ulaştırıyor. Böylece bir edebi metinde yankılanan ahın, kitle iletişim aracının dolaşıma soktuğu görüntü ve seslerden çok daha etkili ve anlamlı olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz.

 

“BİR ŞEY YAP GÜZEL OLSUN”

 

Ancak Kutlu’nun titizlendiği bir başka nokta da meramını edebi bir estetik anlayışı içinde anlatmaya çalışması. Bir katharsis veya en ucuzundan demogojiye varan bir slogancılık değil onun yapmaya çalıştığı. Bu sebeple Kutlu’nun “hamaset” kelimesine bir iade-i itibar kazandırdığını da söyleyebiliriz. Eskiden olumlu anlamda kullanılan hamaset kelimesi istismarlar sebebiyle zamanla vatan ve millet kelimesine yer veren kötü edebi metinlerin ortak adı olmaya başlamıştı maalesef. Kutlu ise hamasetin “bedi” yanını gösteren hem Türkçenin hem de edebiyatın lezzet ve kalitesini taşıyan güzel denemeler sunuyor bize. Yer yer deneme ile hikâyenin iç içe geçtiği bu metinlerde Kutlu’nun hikâyelerindeki bütün o yakınlığa bir kez daha şahit oluyoruz.

 

Mustafa Kutlu’nun yazıyı bir amel gibi algılayan ve hayırlı bir amel olması için emek veren bir yazar olmasını izah eden şu cümleleri aynı zamanda da onun Fırtınayı Kucaklamak kitabının da esbabı mucibesi gibi göründü bana: “Bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin. Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgâra ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin. Bir şey yap adil olsun. Haktan hukuktan ayrılmasın. Zalime haddini bildirsin, mazlumun payını versin.”

 

Bir ritmi var Mustafa Kutlu yazılarının. Hatta arkadan belli belirsiz ilerleyen bir ezgisi var. Sanki kendini hemen ele vermeyen bir vezinle yazıyor nesri. Türkçenin böylesi bir “ezgiyle” üsluplandırılması bence en az işlenen tema kadar önemli. Türkçenin güzelliğine şahit olmak için Kutlu metinleri okumak elzem.

 

SANAT ODAKLI YAZILAR

 

İnsani sıcaklığın güzellikle anlatıldığı kitap “sanat” odaklı yazılarla nihayete eriyor. Güzelliğin ahlakla, estetiğin insanla buluştuğu noktadan yazan bir erbabı kalem olan Mustafa Kutlu’nun hikayelerini mümkün kılan “zihin ve gönül” dünyasını okuduğumuz kitabın adı da zaten bu yüzden “Fırtınayı Kucaklamak”. Zira bu ismin hem zora karşı çıkmayı hem de muhabbeti elden bırakmamayı ihtar eden yönleri var. “Sabahın seherinde öten bülbül de bizi ağlatabilir, usulüne uygun okunan ezan sesi de” diyen Kutlu’dan tahsil etmemiz gereken çok konu var besbelli…

 

 

 

FIRTINAYI KUCAKLAMAK
Mustafa Kutlu

DERGÂH YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Boş gevezeliklere katılmayıp köşesinde bekleyen suskunlara ne zaman baksam, şöyle bir duyguya kapılırım. Sanki içlerinde muazzam bir hikâye birikmektedir. Anlatmak için bir çılgınlık anını bekler gibidirler. O an bir türlü gelmez ve onlar da dillerini tuttukça, sessizlikleri de gitgide koyulaşır. Bir hikâye oluşturup kâğıda dökmek de çoğu zaman böyle bir dürtünün sonucu mudur, bilemiyorum.

On İki Gezici Öykü, Gabriel García Márquez’in (1927-2014) gerçekler ve düşleri iç içe anlattığı büyülü gerçekçilik yaklaşımını en iyi yansıtan, onun baş eserlerinden biridir. Kitap, Márquez’in on sekiz yıl boyunca aralıkla birkaç kez yazdığı öykülerin bir araya getirilmesiyle oluşur.

 

KANSAS EYALETİ’NE KARŞI AÇILAN EDEBİ DAVA

 

Sultan II. Abdülhamid’in girişimleriyle Kütüphane-i Umumî-i Osmanî adıyla 1884 yılında kurulan Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Türkiye’nin devlet tarafından kurulan ilk kütüphanesi unvanına sahip. Yarısı kitap olmak üzere bir milyonun üzerine dokümanı barındıran kütüphanede yer alan kitapların 11 bin 120 tanesini aralarında çok önemli eserlerin de bulunduğu “el yazması eserler” oluşturuyor.

Orhan Pamuk’un romanları çok konuşulur, tartışılır. Söylenenler ya Nükhet Esen’in derlediği Kara Kitap Üzerine Yazılar’da olduğu gibi bir kitaba odaklanır ya da Yıldız Ecevit’in Orhan Pamuk’u Okumak, Jale Parla’nın Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret adlı çalışmalarındaki gibi yazarın külliyatına yönelir. Oğuz Demiralp’in Orhan Bey ve Kitapları isimli çalışması ikinci gruptan.

 

Söyleşi

Sanat eleştirmeni Samed Karagöz, gazete ve dergilerde çağdaş sanat hakkında kaleme aldığı yazılarını Kamçatka (Profil Yayınları) adlı kitabında bir araya topladı. Karagöz, sanat üzerine yazarken, eleştirirken sanata karşı gösterdiği tutkulu bağlılığı ve sevgiyi hiç kaybetmeden, okuru için özel bir yol haritası da çiziyor.

ŞahaneBirKitap

Edebiyat eleştirmeni Adam Kirsch, Küresel Roman - 21. Yüzyılda Dünyayı Yazmak kitabında bir romanı küreselleştiren şey nedir sorusunun yanıtını arıyor.

Editörden

Kitaplarla ilgili internet sitelerini, dergileri karıştırdığınızda karşınıza çıkan en ilgi çekici içerik, “Hangi kitabı okumalıyım?” sorusuna verilen cevaplardır. Bu cevaplar genelde ortalama bir anlayışın yansımasıdır. Kitap okumak seçkin bir eylemdir ve kitap okuyacak kişi de, bu özel eylemi gerçekleştirmek için en “seçkin” kitabı bulmalıdır.