Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Fırtınayı Yazmak




Toplam oy: 11
Bir ritmi var Mustafa Kutlu yazılarının. Hatta arkadan belli belirsiz ilerleyen bir ezgisi var. Sanki kendini hemen ele vermeyen bir vezinle yazıyor nesri. Türkçenin güzelliğine şahit olmak için Kutlu metinleri okumak elzem.

Bir haber bombardımanı altındayız. Görüntüler, infografikler, yıkılan şehirler, mülteciler, cinayetler ekranlardan zihnimize bir tsunami dalgası olarak geliyor. İdrakimiz doğal olarak aciz kalıyor zamanla ve kalplerimiz olan biten karşısında taş kesiliyor. Mustafa Kutlu’nun denemelerini bir araya getirdiği Fırtınayı Kucaklamak, tam olarak bu derdimizin şifasını gösteriyor bize. Yani edebiyatı…

 

“Mazlumların ahı” yerde kalmıyor elbette. Ancak edebi metinlerde de yankılanmalı ki insanlara da ulaşabilsin. Kutlu, duygusal metinler halinde kaleme aldığı yazılardan oluşan Fırtınayı Kucaklamak’ta zamanın sesini duyulmaz hale getirdiği insanların seslerini bize ulaştırıyor. Böylece bir edebi metinde yankılanan ahın, kitle iletişim aracının dolaşıma soktuğu görüntü ve seslerden çok daha etkili ve anlamlı olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz.

 

“BİR ŞEY YAP GÜZEL OLSUN”

 

Ancak Kutlu’nun titizlendiği bir başka nokta da meramını edebi bir estetik anlayışı içinde anlatmaya çalışması. Bir katharsis veya en ucuzundan demogojiye varan bir slogancılık değil onun yapmaya çalıştığı. Bu sebeple Kutlu’nun “hamaset” kelimesine bir iade-i itibar kazandırdığını da söyleyebiliriz. Eskiden olumlu anlamda kullanılan hamaset kelimesi istismarlar sebebiyle zamanla vatan ve millet kelimesine yer veren kötü edebi metinlerin ortak adı olmaya başlamıştı maalesef. Kutlu ise hamasetin “bedi” yanını gösteren hem Türkçenin hem de edebiyatın lezzet ve kalitesini taşıyan güzel denemeler sunuyor bize. Yer yer deneme ile hikâyenin iç içe geçtiği bu metinlerde Kutlu’nun hikâyelerindeki bütün o yakınlığa bir kez daha şahit oluyoruz.

 

Mustafa Kutlu’nun yazıyı bir amel gibi algılayan ve hayırlı bir amel olması için emek veren bir yazar olmasını izah eden şu cümleleri aynı zamanda da onun Fırtınayı Kucaklamak kitabının da esbabı mucibesi gibi göründü bana: “Bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin. Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgâra ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin. Bir şey yap adil olsun. Haktan hukuktan ayrılmasın. Zalime haddini bildirsin, mazlumun payını versin.”

 

Bir ritmi var Mustafa Kutlu yazılarının. Hatta arkadan belli belirsiz ilerleyen bir ezgisi var. Sanki kendini hemen ele vermeyen bir vezinle yazıyor nesri. Türkçenin böylesi bir “ezgiyle” üsluplandırılması bence en az işlenen tema kadar önemli. Türkçenin güzelliğine şahit olmak için Kutlu metinleri okumak elzem.

 

SANAT ODAKLI YAZILAR

 

İnsani sıcaklığın güzellikle anlatıldığı kitap “sanat” odaklı yazılarla nihayete eriyor. Güzelliğin ahlakla, estetiğin insanla buluştuğu noktadan yazan bir erbabı kalem olan Mustafa Kutlu’nun hikayelerini mümkün kılan “zihin ve gönül” dünyasını okuduğumuz kitabın adı da zaten bu yüzden “Fırtınayı Kucaklamak”. Zira bu ismin hem zora karşı çıkmayı hem de muhabbeti elden bırakmamayı ihtar eden yönleri var. “Sabahın seherinde öten bülbül de bizi ağlatabilir, usulüne uygun okunan ezan sesi de” diyen Kutlu’dan tahsil etmemiz gereken çok konu var besbelli…

 

 

 

FIRTINAYI KUCAKLAMAK
Mustafa Kutlu

DERGÂH YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimelerle ilişkimi şöyle tarif edebilirim; ‘Kelimelerin kalbi’ne şiir yazarak girmek... Tanpınarca söylersem ben de önce kelimeleri öğreniyorum, sonra da yaşadıkça anlamlarını. Ve şu: Bazı kelimeleri işaret ettikleri şeyden daha çok seviyorum.

 

 

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.