Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Güncel // İlk çevirisinin 50. yılında Usta ile Margarita




Toplam oy: 74
Bulgakov'un başyapıtı Türkiye'de 1968 yılında, yani bundan tam 50 yıl önce yayımlandı.

Usta ile Margarita; hiç kuşkusuz, Mihail Bulgakov’un başyapıtı. İlk kez 1966 yılında Moskova Dergisi tarafından –sansürlenerek de olsa– basılan kitap, eleştirmenleri şaşkınlığa uğratır; sunduğu, yepyeni bir anlatı şeklidir çünkü. 1967’de Avrupa’da tam metin olarak basılan roman, Türkiye’de ise E Yayınları tarafından Aydın Emeç çevirisiyle 1968 yılında, yani bundan tam 50 yıl önce yayımlandı.

Aydın Emeç çeviriye Mihail Bulgakov’un arkadaşı Sergey Yermolinski’nin “önsöz”ünü de ekledi. Bu yapıt daha sonra yine Aydın Emeç çevirisyle Can Yayınları tarafından 2003 yılında Usta ile Margarita adıyla, ardından Everest Yayınları tarafından 2012 yılında Rusça aslından Sabri Gürses çevirisiyle Üstat ile Margarita adıyla, geçen yıl İletişim Yayınları tarafından Engin Altay çevirisiyle Usta ve Margarita adıyla ve son olarak da bu yıl içinde Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından Usta ve Margarita adıyla Mustafa Kemal Yılmaz çevirisiyle yayımlandı.

1891 doğumlu Bulgakov, tıp doktorluğunu yarıda bırakarak –Çehov’dan farklı olarak doktorluğa sırtını dönerek– edebiyat yaşantısına adım atar.


İlk kitabı Bir Köy Doktorundan Öyküler, Bulgakov’un diğer eserlerine baktığımızda aslında ürkek bir adımdır; sonrasında kendisine has fantastik kurgusu ve gerçeküstücü anlatımı ile ölümünden yıllar sonra dahi edebiyat severlerin gönlündeki yerini muhafaza etmeyi başarır. Yaşamın gerçekliğini gözler önüne serme başarısı ortadadır. Sonrasında her yazdığı eserde, gerçeküstücü anlatımla sistemi eleştirir. Stalin, Beyaz Muhafız’ı edebiyat olarak beğenecek ama içinde komünist kahraman olmadığı için yasaklanmasını emredecektir; Bulgakov sansürle ilk kez karşılaşır. Ölümcül Yumurtalar, Stalin’in “en büyük olmak tutkusunu” eleştirir. Bilim insanları, kurbağa yumurtalarının birkaç gün içinde büyümelerini sağlamak için bir “ışın” icat ederler, bu ışınlama yönteminin çığır açacağını düşünürler; ışının ne kadar işe yaradığı tam tespit edilemeden bir anda kullanıma başlanınca, tüm enstitünün her köşesine dağılır ve gür sesle ulumaya başlarlar. Diğer bir deyişle, yaşanan toplumsal sorun, alaycı bir dille anlatılır.


Köpek Kalbi kitabı ise, belki de en sert rejim eleştirisidir. Burjuva değerlerini yok edip proletarya içinde eritme, yerleştirme çabası, meşhur bir cerrahın sokakta bulduğu bir köpek yavrusunun bazı organlarını insan organları ile değiştirilmesi ile anlatılır. Ameliyatla değişen köpek, günden güne insana benzemeye başlarken, sistemdeki açıklar sayesinde statü kazanır. İş öyle bir raddeye gelir ki, son kertede cerrahın odasına dahi el koyar.


Kitap taslağını yakmıştı

 

Ve Usta ile Margarita... Bulgakov, Stalin’e yazdığı mektuplardan birinde; fiziksel ve ruhsal hastalıklarına dikkat çekerek, itildiği korkunç yalnızlıktan bahseder; “Şahsen kendi ellerimle, şeytan ile ilgili kitabımın taslağını sobaya attım.”


Bu mektup da beklediği etkiyi göstermez; Stalin, “rejim karşıtı olan tüm sanatçılarla oynadığı kedi-fare oyununu oynamaya devam eder; Tüm tiyatroların kapılarının açılacağını ve kendisinin tekrar eski edebi üne kavuşacağını vaat eder. Elbette bu Stalin’in söz oyunudur. Hiçbir aksiyon alınmaz.

Yayımlanma olasılığının olmadığını bildiği halde ve hatta taslağını iki kere yaksa da, Usta ile Margarita’yı yazmaktan vazgeçmez Bulgakov; ölüm döşeğinde dahi eşi, büyük aşkı Elena’ya değişiklikler yaptırmaya devam eder. Ölümünden 26 yıl sonra 1966’da, okuyucuyla buluşmayı başarmıştır Usta ile Margarita.

Yazımından çeyrek asır sonra, ilk karşılaşan kulaklarda yarattığı etki, üç çeyrek asır sonrasında da aynı karnaval havasında, satirik bir hiciv, bir taşlama ustalığı örneği... Efsunlu bir gerçeklikten tarihi bir romana kadar birden fazla yorum yapılabilir; tek bir yorum, bu roman için hiçbir zaman yeterli olmayacak.

 

 

 


 

 

 

SabitFikir arşivinden ek okuma: Gölgeler kaybolsaydı, nasıl görünürdü yeryüzü?

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

IRCICA, 57 üye ülkesi bulunan İslam Konferansı Teşkilatı’nın kültür sahasındaki ilk alt kuruluşu. IRCICA kurulduğu günden beri yürütmekte olduğu çalışmalarında İslam kültür ve medeniyetiyle ilgili birçok konuda araştırmalar yaparak bulduğu tüm değerli belgeleri araştırmacıların kullanımına sunuyor.

Geçtiğimiz günlerde ilk sezonu Netflix’te yayınlanan The Umbrella Academy son birkaç yıldır dizi ve filmlerde sıkça karşılaştığımız tipik süper kahraman maceralarından sıkılanlar için alışılmadık karakterleri ile dikkate değer bir alternatif olacak gibi.

Arthur Schnitzler (1862-1931) ülkemizde az tanınmasına rağmen Alman dilinin en güçlü öykücülerinden biridir. Erken dönemde bilinç akışı tekniğini, iç monolog anlatım imkânını ustalıkla kullanan yazar, aşk ve ölüm üzerine derinlikli öyküler ortaya koyarken özellikle XIX. yüzyıl sonu Avrupa ve Viyana’nın çöküş dönemini belgelemiştir.

28 ağaçtan oluşan küçük bir orman yarattın. Yeni kitabın Ağaç Alfabesi’nden söz ediyorum. Nereden aklına geldi bu fikir?

 

Köklerimizi, kendi isimlerimizin yazdığı karton kahve bardaklarında aradığımız bugünlerde masallara, masallarımızı okumaya, dinlemeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var gibi görünüyor. Mesafenin kaybolduğu, ben ve öteki, özne ve nesne, gerçeklik ve görüntüler arasındaki sınırların tamamıyla birbirine karıştığı günümüzde, doğru yolu, kendi yolumuzu bulabilmek çok daha zor.

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.