Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Güncel // Post-gerçek: Artık hiçbir şey komik değil




Toplam oy: 498
2016’nın tartışmasız en önemli edebiyat olayı. Sahneyi ortadan kaldırarak Kierkegaard’ın ikileminden kendini kurtaran palyaçoya bir kere daha inanacak mıyız?

Kierkegaard, apokaliptik bir senaryoda, palyaçoya kurtarıcı mesih rolü verecektir. Palyaçoluğunda ne kadar inandırıcı ise, o kadar büyük bir açmazda gerçeği dillendiremeyen bir tutsaktır. Tiyatronun sahne arkasında yangın çıkar. Palyaço, seyircileri uyarmaya sahneye fırlar. Şaka sanıp alkışlarlar. Palyaço daha büyük bir telaşla uyarır, yangın var diye. Daha çok alkışlanır. Kierkegaard, dünyanın sonunun böyle geleceğine inanır. Şakaya inanmayı akıl kabul edenlerin alkışları eşliğinde.

Edebiyatla siyasetin birbirine en çok yaklaştığı, tek beden olduğu fikir palyaço fikridir. Palyaço, iktidar ve ölüme eşit mesafede durur. Beyaza boyalı surat ölümü temsil eder. Renkli makyaj ise hayatın ölümü yenmesini. Palyaçonun yüzü ölümden dirilmiş gibidir. Her düştüğünde yeniden ayağa kalkması bundandır. Krallara bile acı gerçekleri korkusuzca söyleyen, ikiyüzlülüğe karşı direnen, herkesin ipliğini pazara çıkaran, yalanları yüze vuran soytarıyı gülümseyerek mitleştiririz. Politik doğruculuğa pabucunu ters giydiren, toplumun, ahlakın, kültür ve dinin cesur eleştirmenleridirler. Ama unutmayın, hem kahraman hem kötü adam olan soytarı her zaman kral için çalışacaktır.

Bundan böyle “post-gerçek” resmi adıyla anılacak çağdayız, bu kadar metafor yeter. Post-gerçek, yalan ya da kurmaca anlamına gelmiyor. Gerçeğin centilmence sağlamasının yapıldığı sahnenin ortadan kalktığını, bu nedenle seyirci kalmayı seçenin rol ile gerçek arasındaki farkı artık anlayamadığı bir boşluğu anlatıyor. Siyaset bu boşlukta semiriyor, edebiyatın gözleri ise henüz karanlığa alışamadı. Kültür savaşlarını kazandığını düşünenler ise hâlâ seyirci koltuğunda, Kierkegaard’ın tiyatrosunu bir türlü terk edemediler. Amerikan seçim kampanyalarının bir “Punch ve Judy” kukla tiyatrosu olduğu fark edilmeliydi. Trump’ın portakal saçında palyaçoluk görenler, Hillary’nin pantolon takımının içindeki Arleken’i tanımalıydı.



Her çağın bir palyaçosu var

 

 

Shakespeare’in palyaço karakteri “aptal soytarı,” birçok oyunda karşımıza çıkar. Genellikle halktan bir karakterdir; zekasıyla, zenginleri ve soyluları alt eder. Bu nedenle  tiyatroyu sadece ayakta izlemeye parası yeten halk tarafından sevilir. Shakespeare, dönemin politik figürü saray soytarısını kendi tiyatrosuna uyarlamıştır. Shakespeare soytarısı karmaşık bir karakterdir, genelgeçer ahlak dersi vermenin ötesinde, oyunun ana temasına, karşıt fikirlerle sataşır. Tiyatronun soytarıya ayırdığı rolün sınırlarına meydan okur, neredeyse üst kurmaca sayılacak şekilde. Seyirciyle doğrudan iletişim kurarak rol ve gerçek arasındaki boyuta sızar. Sahnedeki tiyatro kurallarıyla seyirciler arasındaki karnavala yatkın kaosu yönetir. Gerçekleri oyundaki karakterlerin yüzüne vurduğundan, soytarının seyirciye söylediklerinin de doğrular olduğuna inanılır. Buna göre Hamlet, kusursuz yazılmış bir Shakespeare soytarısıdır.

Charles Dickens, metaforik anlamda, bir palyaçonun maskesini düşüren ilk yazar.1800’lerin Londra’sında Joseph Grimaldi çok ünlü bir palyaçoydu. Yüzünün her tarafını, dudaklarının ve burun deliklerinin içlerini bile beyaza boyar, insan ve maske arasındaki bütün sırları mühürlerdi. Çocukken döverek öğreten ustası babası yüzünden, 45 yaşına geldiğinde sahnedeki darbelerden, düşmelerden ve tekmelerden bedeni harap olmuştu. Dickens, Grimaldi’nin anılarını yazarak ünlü palyaçonun acı ve şöhret dolu yaşamını, kahkaha ve üzüntülerini, güldürmenin trajedisini “dickensvari” bir karamsar gerçekçilikle ölümsüzleştirdi.

Bu esnada Fransa’da Jean-Gaspard Deburau, üzgün beyaz suratlı palyaço Pierrot rolüyle şöhretin tadını çıkarıyordu. Pierrot pandomimle hayat bulan, duygusal ve ince ruhlu palyaçodur; Deburau ise kötü bir adamdı, sokaktaki çocukları bastonuyla döverdi. Pierrot 1800’lerin edebiyata ve sanata en çok ilham veren figürü. Molière, Flaubert, Verlaine ve Huysmans eserlerinde Pierrot’dan faydalanır, Cézanne ve Picasso onu resmeder. Sami Paşazade Sezai’nin, Batılı anlamdaki ilk hikaye örneklerinden “Pandomima”da anlattığı palyaço Paskal da bir nevi Pierrot’dur. Sahneye atılan çiçekler göğsüne değdiğinde yaralanmış gibi hissedecek kadar hassas.

 

Palyaço, adam ve maske olarak iki yarım kişidir. Bu ikilik sayesinde önemli yazarların elinde toplumsal ve bireysel parçalanmanın başkahramanı, bir aşk hikayesinin kırık tarafı olur. Heinrich Böll’ün Palyaço, Salman Rushdie’nin Soytarı Şalimar, Sevim Burak’ın Palyaço Ruşen, Tarık Buğra’nın İbiş’in Rüyası’nı en iyi örnekler olarak sıralayabiliriz. 

1892’de Leoncavallo’nun Pagliacci operası, popüler kültürü “katil palyaço” ile tanıştırır. Tiyatro içinde tiyatro olarak kurgulanmış operada palyaçoyu oynayan Canio, kendisini aldatan karısını sahnede bıçaklayarak öldürür. Sonra da seyirciye seslenir: “Komedi sona erdi.”



Koulrofobi: Palyaço korkusu

 


Palyaçoların tiyatro günleri bitecek, bir süre sonra sadece sirklerde iş bulmaya başlayacaklardır. Akrobatların ve trapezcilerin kurduğu tehlikeli kusursuzluk düzenine karşı, sakarlıklarıyla bir kaos yaratmanın tadını alırlar. Heath Ledger, Joker olarak ne demişti: “Biraz anarşi yaratın, düzeni bozun, her yerde kaos çıksın…”

1970’lerde Amerikalı seri katil John Wayne Gacy, palyaço Pogo olarak çocuk partilerine gidiyordu. 33 çocuğu istismar etti ve öldürdü. Hapiste, palyaço Pogo makyajlı haliyle otoportrelerini yapmaya devam etti. Gacy’nin saldığı palyaço korkusu, Stephen King’in 1986’da yayımlanan O adlı romanıyla kültleşti. Pennywise, palyaço kılığına bürünerek çocuklara musallat olan bir yaratıktır. Büyümenin ve masumiyeti yitirmenin etrafını saran büyük korkunun romanıdır O.

Palyaçodan korkmak koulrofobi olarak adlandırılıyor. Bu korkunun altında yatan neden ise, koulrofobi kadar ilginç bir olgu. İddiaya göre, insana çok benzeyen ama insan olmayan varlıklar ve şeyler üzerimizde “tekinsiz vadi” etkisi yaratıyor, istemsiz olarak ölüm ve ceset düşüncelerini aklımıza sokuyor. Açıkçası popüler kültür, korkunç katil palyaço mitini o kadar ticari bir öcü haline getirdi ki, palyaçonun gerçekten korku salması için sahneyi terk etmesi, çoksatar romanın sayfalarından, korku filminin montajından çıkıp gerçek hayatın içine girmesi gerek.

Ve palyaçolar sahneyi terk etti. Bu yazın sonlarına doğru önce Amerika’da görülmeye başladılar. Sonra İngiltere, Almanya, Kanada. Ellerinde bıçak olan palyaçolar ıssız yollarda, mezarlıklarda, otoparklarda, çocuk parklarında insanların karşısına çıkmaya başladı. Palyaço korkumuzdan kısmen sorumlu olan Stephen King sakin olun mesajı yayımlamak zorunda kaldı. “Hayalet palyaço” teorisine göre, ara sokaklarda, ormanlık alanlarda dolaşan ürkütücü palyaçolar görüldüğü ağızdan ağıza dolaşıyor, kitlesel bir histeriye dönüşüyor. Sosyal medyada gerçek olmayan haberin nasıl yayıldığı, ciddiye alındığına dair bir deney belki bu. Belki milenyuma ait bir can sıkıntısı, belki ün merakı, belki intikam isteği, belki devrimci bir jest. 2016’nın tartışmasız en önemli edebiyat olayı. Sahneyi ortadan kaldırarak Kierkegaard’ın ikileminden kendini kurtaran palyaçoya bir kere daha inanacak mıyız?

 

Stephen King'in O romanı beyazperdeye de uyarlanmıştı...

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

1977 doğumlu bir şair Eren Safi. Şimdilik yayınlanmış iki şiir kitabı var: Kamaşır ve Twitter Tepesindeki Okçular. Kamaşır toplamında yer alan Mürşidim Kocakarı ve Bir Kişi Bomba şiirleri öznel şiirler sayılabilir.

Nasreddin Hoca, Beylikler devri Anadolu’sunun en bilge karakterlerinden birisi. Ona izafe edilen fıkralar yediden yetmişe hemen herkesin neşe kaynağı, aynı zamanda tasavvufi felsefi manalar da içeren bu fıkralar hem güldüren hem de düşündürüp ders veren türden.

Kitapların dünyasına yaptığımız yolculukları düşünmeye başlayalım. Önce kitapların oluşma sürecini sanki ilk defa öğreniyormuşuz gibi hatırlamamız iyi olabilir. Zihnimizde beliren düşünceler olgunlaşınca onları harflerle kelimelere dönüştürürüz. Kelimeler sözcükler halinde ağzımızdan dökülür, uzun bir konuşma halini alır.

İran edebiyatında ve özellikle İran şiirinde, erkek egemenliğine karşı kadın rüzgârını ilk estiren şairin sinemaya giriş macerasının ilk perdesi, iki arkadaşı tarafından bir partide İran sinema dehasına önerilmesiyle başlar. Bu sabit fikirli, dik başlı ve dahi adam, hakkında pek de iyi şeyler konuşulmayan bir kadını işe alırken tereddüt eder ve bu tereddüdünden iş arkadaşına söz eder.

Fatih Balkış’ın adı okura yabancı gelmeyecektir. Fars, Yerçekimi ve Baht Dönüşü kitapları Can Yayınları tarafından basılan romancı, dört yıllık bir aradan sonra dördüncü romanını da çıkardı. Bugüne dek hep iyi işlerle karşımıza çıkan Kafka Kitap’ın, ilk Türkçe edebiyat örneklerinden biri olarak sunuldu Karaçam Ormanı’nda.

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta