Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Haçlı Seferleri’ni Birinci Elden Okumak




Toplam oy: 17
Bir Tanığın Kaleminden Birinci Haçlı Seferi, Haçlı Seferleri Kronikleri üzerine çalışan çevirmen Süleyman Genç’in tercümesi ve notlarıyla oldukça zengin bir kitap haline gelmiş. Genç, dönemin Avrupa, Bizans ve Müslüman dünyasının durumunu en kilit noktalardan alarak çok güzel özetliyor.

Orta çağ çağdaş kaynaklarını antik dillerden dahi Türkçeye kazandıran Ahmet Deniz Altunbaş ile bir sohbetimizde “tarih metni çevirmeninin nitelikleri” üzerine konuşmuştuk. Muhabbetten aklımda kalanlar şunlar: İster birincil kaynak kronikler veya seyahatnameler olsun; ister ikincil kaynak araştırma eserleri ya da makaleler olsun, bir tarih metnini tercüme edecek kişi söz konusu dönem hakkında uzman niteliği alacak ölçüde bilgi sahibi olmalı. Öyle ki dipnotlarla varsa hataları ve eksikleri ortaya sermeli ve buna ek olarak da benzer eserlerin bahsi geçen konu üzerinde verdiği farklı bilgilerle çelişkileri mevzu etmeli. Dümdüz motamot çeviri -söz konusu tarihse- eksik kalacaktır. Tabii coğrafya bilmek, eski yer isimlerine hâkim olmak, ortalama bir teolojik birikim… Zor iştir yani. Okuyucu da bir kitap ya da makaleyi ‘tüketirken’ yazarı kadar tercümeyi yapan üzerinde de titizlenmeli.

 

İyi bir ‘tarih okuyucusu’ olduğumu düşünüyorum. Bu zamana kadar birçok defa ‘tercüme faciaları’ ile karşılaştığımı söyleyebilirim; şimdi burada saymak elbette doğru olmayacaktır ama iş bazen ‘birincil kaynaklardan’ soğumaya kadar varıyor. Bilhassa orta çağ ile ilgiliyim ve benimle birlikte bu ilgiyi paylaşanlar eminim ki ‘tercüme ve notlar’ ile zenginleştirilmiş ‘doğru’ kaynakları bulmakta çoğu zaman zorlanıyorlar. Son zamanlarda ise ‘işte nihayet, doğru isimlerden biri’ dediğim bir tarihçi ve çevirmen keşfettim: Haçlı Seferleri Kronikleri üzerine çalışan 1980 doğumlu Süleyman Genç. Genç’in Kronik Yayınları’ndan henüz çıkmış Peter Tudebodus - Bir Tanığın Kaleminden Birinci Haçlı Seferi adlı çalışmasına geçmeden evvel biraz genel hatlarıyla Haçlı Seferleri’nden bahsedelim.


Dünyanın en geniş kolonizasyon hareketi
Haçlı Seferleri kavramı, Roma Kilisesi tarafından yapılan çağrılara istinaden 1096-1270 yılları arasında Avrupa’dan Yakın Doğu coğrafyasına yapılan sekiz askeri seferi tanımlamak için kullanılır. “Kutsal toprakları kurtarmak” gibi dini bir sloganla tetiklendiğinden ve sefere katılmayı kabul edenlerin üzerinde haç figürleri olan giysiler ve kalkanlar taşımalarından dolayı “Haçlı” sözcüğü kullanılmaktadır. Seferler, dünyanın gördüğü en geniş kapsamlı kolonizasyon hareketleri olarak rahatlıkla tanımlanabilir. 1291 tarihinde Haçlıların elindeki son iki şehir, Akka ve Sur, Memluk Devleti tarafından fethedilerek bölgedeki Haçlı varlığına son verilmiştir.
Haçlı Seferleri’nin ortaya çıkışında X. ve XI. yüzyıllarda Avrupa’nın içerisinde bulunduğu durum, Kilise propagandası ve İslam aleyhinde yürütülen tezviratlar çok belirleyicidir. Cluny Tarikatı’na mensup papaların ‘evrenselci’ görüşleri ve VII. Gregorius’un Dictatus Papae olarak bilinen kararnameler ile istediğinde ‘Roma Germen İmparatoru’nu dahi görevden alma yetkisine sahip olmak istemesi, kıta içerisinde anlaşmazlıklar ve karmaşa doğurmuştu. Viking ve Türk kabilelerin göçleriyle arazilerin büyük kısmının kullanılmaz hale gelmesi ve yeni arazi taleplerinin de ‘ormanlık alanlarda avlanan soylular tarafından’ reddedilmesi alt tabakaya yayılan ciddi bir ‘asayiş sorunu’na neden olmuştu. Dönemin yazarlarından Willermus Tyrensis, durumu “Şiddet, ihanet, aldatma ve kötülük topluma hâkim olmuştu” diyerek tanımlıyor.
Peki Haçlı Seferleri dini bir motivasyonla mı başladı yoksa salt ekonomik kaygılar mı tetiklemişti sorusu dönemi çalışan tarihçiler için artık bir klişedir. Yüz binlerce insanı tek bir niyete / kalıba sokmak elbette bilimsel olmayacaktır ama seferlerin hemen öncesinde Papa II. Urbanus’un Clermont Vaazı’nda “Süt ve bal nehirlerinin aktığı Kutsal Topraklar” ifadesi en azından Kilise’nin niyeti hakkında güçlü bir ipucu verir: Kilise ve soylulara bela olan başıbozuklardan kurtulmak ve aynı zamanda Doğu Akdeniz’in kilit ticari noktaları olan ‘Kutsal Topraklara’ sahip olmak… Tarafımca en can alıcı nokta da şudur: Avrupalı entelektüellerin dahi İslam’ı bilmemesi; Müslümanları pagan, Hz Muhammed’i (SAV) de Müslümanların tanrısı zannetmesi… İslam aleyhinde dönen korkunç tezviratların nedeni, kitleleri ‘muhayyel bir ötekiye’ karşı harekete geçirmektir.


Haçlı Seferleri’ndeki magazinsel detaylar
Peter Tudebodus - Bir Tanığın Kaleminden Birinci Haçlı Seferi kitabının giriş kısmında Süleyman Genç, dönemin Avrupa, Bizans ve Müslüman dünyasının durumunu en kilit noktalardan alarak çok güzel özetlemiş. Metni okumaya başladığınızda zihninizde XI. yy siyasi durumu oldukça iyi oturmuş olacak. Peki, metni tercüme edilen Tudebodus kimdir ve Haçlı Seferleri’ni bir kronikten okumak bize ne kazandırır? Eserde müellif, Fransa’nın Poitou bölgesinden rahip olduğu ve Birinci Haçlı Seferi’ne (1097 - 98) bizzat katıldığı dışında bilgi vermiyor. Müslümanların Antakya’yı kuşatması sırasında öldürülen kardeşinin definini yaptığı ve Kudüs’te de bir ayine katıldığını anlatmasına bakarak evvel Norman Bohemond sonrasında da “ilk Kudüs Kralı” Godfrey de Boulougne ile hareket ettiğini anlıyoruz. Eseri, Anonim Haçlı Tarihi ve Raiumundus Aguilers’den oldukça fazla alıntı içeriyor. Fakat farklar da mevcut. Diğer kroniklerden farkını Süleyman Genç yeri geldikçe dipnotlarla oldukça güzel aktarıyor.
Kaynak kitaplar olayların geçtiği dönemde veya o zamana yakın tarihlerde yazılmış eserlerdir. Araştırma kitaplar ise modern çağlardan yazılmış eserlerdir. Tudebodus, Birinci Haçlı Seferi’ne bizzat iştirak etmiş bir kaynak eser. Neyin ne anlama geldiği hakkında size üzerinde özenle düşünülmüş bilgiler vermiyor fakat araştırma kitaplarında bulamayacağınız (mesela Yalvaç’ta Haçlı birliğine saldıran ayıdan ve Maraş yolundaki dar geçitlerden geçmek için zırhlarını uçurumdan attıklarından haberim yoktu) ‘magazinsel detaylar’ aktarıyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.