Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Her şey Constance Chatterley’nin yüzünden




Toplam oy: 996
David Herbert Lawrence
Yapı Kredi Yayınları
Bedenen ve ruhen hastalıklı olduğu aşikâr bir adam tarafından yazılmış olan bu kitap cehennemin karanlığı kadar karadır.

Bu ay D.H. Lawrence’ın kaleme aldığı Lady Chatterley'in Sevgilisi/ Lady Chatterley’s Lover’ı seçtim. Bu kitap hem İngiltere’deki aristokratlara ve yaşamlarına bir saldırı olduğu, hem de açıklıkla anlattığı cinsel ilişki anları yüzünden bir zamanlar yasaklanmıştı. Bu kitabın yasaklanmasının nedeninin ardında yatan sert cinsel ilişki sahneleri değil, daha çok sınıfsal sıkıntıydı. Yani, işçi sınıfından bir genç adam ile evli bir aristokrat kadının birbirlerine âşık olmaları, tutkuyla sevişmeleri… (Umarım incinmemişsinizdir…)

 


"Gördüğüm en menfur şey bu kitap"

 

Lady Chatterly’nin Sevgilisi evli, zengin bir kadın olan Constance Chatterley’nin felçli ve iktidarsız kocasının malikânesinde çalışan Oliver Mellors’la yasak ilişkisini anlatır. Mellors’la tutkulu bir ilişki yaşamaya başlayan Constance, hamile kaldığında kocası boşanmayı reddetse de bu iki aşığın birbirlerine karşı olan tutkusu hiç geçmez. Buraya kadar çok da ilginç bir durum yok aslında ortada. Döneme baktığımızda roman, İngiliz edebiyatında bir kadının cinsel arzularına derinlemesine yer veren nadir romanlardan olduğunu görürüz ki bu da çok önemlidir…

 

Lady Chatterley'in Sevgilisi’nin hikâyesinden çok kitabın yasaklanma hikâyesi ayrı bir roman yazdıracak türden. Romanın ilk yasak kararından sonra Lawrence, kitabın adını, Tenderness (Şefkat) olarak değiştirdi ve kitabın ana metninde büyük değişikliklere gitti. Kitap bu hâliyle üç farklı kopyayla basıldı ancak yine de orijinal haliyle basılmasını isteyen Lawrence şansını denedi. İngiltere ve İmparatorluk ülkelerinde kitabı bastıramayan Lawrence İtalya’da bir yayıncıyla anlaşarak kitabın basımını Floransa’da gerçekleştirdi.

 

Bu durum İngiliz aristokrasisine vurulan büyük darbelerden biri olarak yorumlandı. Muhafazakâr kanat hem İngiltere’deki, hem de ABD’deki sözcülerini harekete geçirdi. Ve işte o sahne; Senatör Branson Cutting kürsüden gözleri dönmüş bir şekilde elinde tutmaktan bile utandığı kitapla ilgili olarak haykırıyordu: “Lady Chatterley’s Love adlı kitaba on dakikadan daha fazla göz atamadım. Bu gördüğüm en menfur şey. Bedenen ve ruhen hastalıklı olduğu aşikâr bir adam tarafından yazılmış olan bu kitap cehennemin karanlığı kadar karadır.”

 

Kendisi de aynı zamanda bir yayıncı olan Cutting, sözlerine son verdiğinde cumhuriyetçi senatörler tarafından coşkuyla alkışlanıyordu. Kitabın onlarca yıl yazıldığı dil olan İngilizcede resmi olarak yayımlanamayacağı aşikârdı. Bunun üzerine meraklı İngiliz okuyucular özellikle aristokrasi karşıtı aydınlar sayesinde kitabın korsan kopyalarını üretmeye ve dağıtımına başladılar. 1959 yılında İngiltere’nin önemli yayıncılarından Penguen, kitabın resmi baskısını yapma kararı aldığını açıkladı. Ancak çok geçmeden dava açıldı. Muhafazakâr çevrelerce destek bulan aristokrasinin yüzlerce yıllık kuralları geçerliydi. Kitap bu sefer dava edildi. Dava konusu ise Türkiye’dekine benzerdi: “Kitap genel ahlaka mugayir kelimeler içermektedir. Bu kelimeler dolayısıyla kitabın edebi değeri sorgulanabilir bir hal almaktadır.” Yani aristokrasi inciniyordu…

 

Fuck ve Cunt mı?

 

Mahkemenin bahsettiği kelimeler “Fuck” ve “Cunt” (vajina kelimesinin argo kullanımı) gibi Amerikan sinemasının klasikleşen kelimeleriydi. Mahkeme sürecinde E.M.Foster, Helen Gardner, Richard Hoggard gibi birçok edebiyat eleştirmeni tanık olarak dinlendi. Kendilerinden kitapla ilgili görüşler alındı ve sonunda kitapla ilgili yapılan savunmaları da göz önünde bulundurarak kitabın suçsuzluğuna karar verdi. Bu sırada satışa çıkan kitap ilk gün 200.000 kopya satarak İngiltere’de bile kırılması güç bir rekora sahip oldu.

 

Suçsuzluk kararıyla basıma devam eden Penguen, ikinci baskıya küçük bir not eklemeyi bir vefa borcu olarak gördü. “Bu baskı üç kadın ve dokuz erkek olmak üzere toplam 12 kişiden oluşan jüriye ve onların sayesinde Birleşik Krallıkta ilk kez yasal bir engelle karşılaşmadan D. H. Lawrence’ın kitabının basılmasını sağlayan suçsuzluk kararına ithaf edilmiştir.”
Hadi iyi okumalar, incinmeden nazik nazik…

Yorumlar

Yorum Gönder


emin olunmayan şeyler hakkında bu kadar net yazılmamalı. hatalar tekrar edilmemeli. ve en önemlisi kendini kitabın ve tanıtımın önüne çıkarmamalı.İncinmeden, nazik nazik...

40%
60%

"Cunt" olmasın o?

35%
65%

Bu kadar çok anlatım bozukluğu içeren bir metni nasıl yayımlıyorsunuz?

49%
51%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Karlofça Antlaşması ile Balkan Savaşları arasındaki felaketler silsilesinin haddi hesabı yok. Bizim Rumeli dediğimiz diyarın Balkanlaşmasının hikâyesi ise ciltlere, kütüphanelere sığmayacak bir facialar silsilesi. Elbette bu facialar silsilesinin kolektif hafızaya sinmiş nice uzantısı var. Peki, edebiyatımız bu izlerden ne kadar yararlanabiliyor?

Kütüphaneler, çok eski zamanlardan matbaanın bulunuşuna ve günümüze toplumların zenginlik göstergelerinden biri olmuştur.

Ölüm hayatın bakiyesidir. Hayatın sonunu değil hayatın bir başka veçhesini karşılar. Elde kalan ne varsa onunla gideriz ölüme. Bu açıdan ölen bir insan için kullanılan “hayatını kaybetti” lafı bomboş bir laftır. Hayat bir başka sayfada olanca tazeliğiyle devam etmektedir çünkü. Ölüme dair anlatılarda ölüm ve ölüm sonrası başlığı öne çıkar. Ya ölüm öncesi?

Bilmem farkında mısınız? Sosyal medyaya bakıyorum, kitap eklerini okuyorum, kitap satış sitelerinin yeni çıkan listelerine göz atıyorum, kitabevlerinde çocuk kitapları raflarını inceliyorum. Hepsinde aynı sonuç: Çocuk şiirleri kitapları yok denecek kadar az… Çıkan çocuk şiirleri kitapları da gereken ilgiyi hak etmiyor.

Hiç seyahatname okumamış birine bunun keyfini anlatmak zor. Gediklisinin, zaten rastladığı kitaba bir göz atmadan geçip gitmesi ihtimal dışı. Zira, sanki özünde, okurunu kendine çeken bir zıt kutbu taşır seyahatnameler. Hele de, zihne kentleri adamakıllı kurma imkanı verebilenler.

 

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.