Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Hikmet’le pazarlık: Tehlikeli Oyunlar sürüyor




Toplam oy: 700
Erdem Şenocak, 2009 yılından bu yana kapalı gişe oynanan oyunun başarısını Oğuz Atay'a atfediyor.

Salona girdiğinizde sahnede sizi saçı sakalı birbirine karışmış, üstünde eski püskü kazak ve pantolon olan bir adam ve iki salıncak karşılıyor. Adam gülümsüyor, tanıdıklarına selam veriyor, sağa sola yürüyor, su içiyor. Salıncaklardaki hikmeti öğrenmek içinse biraz beklemeniz gerekiyor.

 

Erdem Şenocak, 2009 yılından bu yana Seyyar Sahne ekibiyle hazırladığı Tehlikeli Oyunlar’ın Hikmet Benol’ü olarak sahneye çıkıyor. Bir yerde hakkında "Romanı oynamış gibi değil, romanın içinden fışkırmış gibiydi," yazıyor. Hem oynuyor, hem onunla mücadele ediyor. 130 dakika süren performansından önce sahnede seyircilerini karşılayıp sadece oynayanı değil seyredeni de hırpalayan bir monoloğa tanık olacaklarını söylüyor, kolaylıklar diliyor. Şenocak, 2009 yılından bu yana neredeyse her seferinde kapalı gişe oynanan oyunun başarısını ise Oğuz Atay’a atfediyor.

 

Yolculuk 2008'de başladı

 

2008 yazında yaptıkları tiyatro kampı sırasında arkası yarın gibi kitap okumaya karar veren Seyyar Sahne ve kamp arkadaşları, Seyyar Sahne’nin sanat yönetmeni Celal Mordeniz’in referansıyla Tehlikeli Oyunları ele almış. Bir akşam, daha önce 2006’da, “Ben, Pierre Riviere” ile sahneye çıkan Erdem Şenocak’a okuma sırası gelmiş. Okumuş ve sonraki iki gece üst üste romanı okumaya devam etmiş. Bir süredir yeniden tek kişilik bir oyun çalışmak isteyen ekip Tehlikeli Oyunlar’da karar kılmış. Konsept ve yönetimin Celal Mordeniz’e ait olduğu oyunun metin düzenlemesini Oğuz Arıcı yapmış.

 

Sekiz ay boyunca ilk okumalarda aklına gelen fikirleri düzenleyerek ilerlediğini anlatan Şenocak, sahnede hatırı sayılır bir beden performansı sergiliyor. Elleri, ayakları yetmezmiş gibi tekmili birden bütün parmakları, kaşı gözü, hatta saçının bukleleri bile birer karakter. Bütün bu performans aslında yıllar süren bir ekip çalışmasının ürünü. Zira çalışmalarında daha çok tiyatro dışı metinleri araştırma ve geliştirmeye yönelen Seyyar Sahne ekibi hareket, ses ve nefese dayalı oyunculuk performanslarına ağırlık veriyor. 

 

“Şu tarihte oyunu çıkarmalıyız, mutlaka sahnelemeliyiz gibi hedefler koymadığımız için uzun uzun prova yaptık. Çıkarmasak da olur, ama çalışalım istedik. Bir tiyatrocu açısından romanın her sayfası bir maden… Hikmet’i aşırı romantik bir kahraman yapabilecek olan bölümleri oyun dışı bırakırken biraz üzüldük. Önce ikişer saatten iki oyun yaparız diye düşündük ama sonra şu andaki 130 dakikalık versiyonla devam ettik.”

 

Romantik bir okursanız ve Hikmet Benol'un hayranıysanız Erdem Şenocak’ın Hikmet’ini kabullenmekte zorluk çekebilirsiniz. Hikmet’in haline üzülebilir, Şenocak’a kızabilirsiniz de. Ama sakinleşip kendinizi oyuna bıraktığınızda, yani Hikmet’e bir de o romantik mesafeyi silip öyle baktığınızda onun da insanı gülümseten yanları olduğunu göreceksiniz. Trajedinin yerini çıplak hakikat alacak bu sayede: Hikmet Benol’ün mutsuz değil, huysuz olduğunu fark edeceksiniz.

 

500 sayfalık romanı sahneye taşırken Oğuz Atay’a hayran kaldığını ama romanın baş karakteri Hikmet Benol hakkında böyle bir hayranlığı bulunmadığını anlatıyor Şenocak: “Oğuz Atay günlüklerinde Hikmet’in bir olumsuz/ uyumsuz olduğunu anlatır, Tutunamayanlar'ın Selim’i kadar haklı değildir Hikmet. Romantik okuyucu, Hikmet’i biraz fazla yüceltiyor. Biz Hikmet’in o kadar romantik bir kahraman olmasını istemedik, o yüzden bazı yerleri atlayıp Hikmet’i gerçek yapmaya çalıştık. Girard’a göre, bir romansal yapıt vardır, bir de romantik yapıt. Oğuz Atay şüphesiz ki romansal yapıtlar veren bir yazardır ama romantik okuyucu sahibidir.”

 

Boş bir sahnede sadece iki salıncak var. Oyuncuyla seyircinin bağlarını koparacak bütün etmenler ortadan kaldırılmış. Yere bir çember çizip onun içinde oynayalım oyunu diye düşünmüşler önce. Sonra Celal Mordeniz’in aklına daha evvel bir bianelde gördüğü salıncak fikri gelmiş.

 

Erdem Şenocak, sahnede iki salıncakla Hikmet’in beyninin labirentlerinde bir o yana, bir bu yana gidip geliyor. Salıncaklar bir bakmışsınız tepsi oluyor, bir bakmışsınız hızla akan bir trafikteki arabalara dönüşüyor, bazen yatak- yastık- koltuk, bazen engel olan salıncaklar bazen de kurtarıcı oluyorlar. Şenocak; “Dekorsuz, kostümsüz, metinsiz, ışık oyunları olmadan da tiyatro olur. Ama seyircisiz ve oyuncusuz olmaz. Yönetmenimin eğilimi de sahnede oyuncuyu seyirciyle baş başa bırakmak idi” diye anlatıyor bu sadeliğin esbab-ı mucibesini.

 

Herkesin ve hiç kimsenin Hikmet’i

 

Bir deli midir Hikmet, sıradan biri midir, buhrana düşen bir entelektüel midir, başarısız mıdır, beceriksiz midir, yoksa çapkın bir erkek midir ya da aklı havada duran bir aylak adam mıdır, şefkate mi ihtiyacı vardır? Kim bilir belki herkesin Hikmet’i kendinedir.

 

Oğuz Atay’ın 1970’de TRT’nin Roman Ödülü’nü kazanan Tutunamayanlar’ından sonra yazdığı ve 1973 yılında yayımlanan ikinci romanı Tehlikeli Oyunlar. Postmodern romanın Türk edebiyatındaki ilk örneği olarak kabul edilen bu anlatıda, düşle gerçek iç içe. Romanın kahramanı Hikmet Benol hakkında ise pek çok tevatür var. Tutunamayanlar’ın Selim’i kadar seveni olmasa da, kimilerinin söylediği gibi anti-kahraman olduğu fikrini kabullenmek de kolay değil. Ne de olsa Hikmet Benol aslında birçoğumuzun kafasının içi gibi. Bu yüzden kısmen empati kurabiliyor insan. Ama kim kafasının içindekilerle yüzleşmekten hoşlanır ki… Benol’ün iticiliği, yüzleşmeye olan direncimizi ele verir sanki. Tehlikeli Oyunlar’ın, Tutunamayanlar kadar sevilmemiş, ikinci baskısını ancak Atay’ın vefatından sonra yapmış olması da bu yüzden gibi.

 

Kısa kısa

 

Erdem Şenocak: 1979 doğumlu İTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu, İstanbul Üni. Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği bölümünde yüksek lisans yapmakta.

 

Celal Mordeniz: Boğaziçi Üniversitesi, Felsefe Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi, Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği bölümünde doktora yapmakta.

 

Oğuz Arıcı: İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü mezunu.

 

http://www.seyyarsahne.com

 

 


 

 

* Fotoğraf: Ece Karaağaç

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Hızır’la Kırk Saat, Sezai Karakoç’un kitapları içinde çok ayrı bir yerde duruyor.

 

 

Kapitalizmin üretim-tüketim ilişkilerindeki mutlak hegemonyası insan zihninde habis bir ura dönüşeli çok oldu. Sürekli satın alan, sürekli tüketen dev bir fabrika artık insan. Reklamlar bu dev fabrikanın çarklarını yağlayan birer azı dişi... İnsan satın aldıklarıyla var, satın alabildiği şeyler kadar var.

 

 

 

Adında Titanik olan, Fernando Pessoa’yı, Karl Marks’ı konuşturan, kahramanları Céline, Jean, David gibi isimler taşıyan Avrupalılardan oluşan ve Berlin’de ya da New York’ta geçen “yerli” kitapların sayısının arttığı sizin de dikkatinizi çekti mi?

 

Söyleşi

Gülenay Görekçi

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.