Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

John Berger’dan Manzaralar




Toplam oy: 25
Portreler’de olduğu gibi Manzaralar’da da Berger’ın daha önce çeşitli mecralarda çeşitli şekillerde yayımlanmış yazıları bir arada okura sunuluyor. Kitapta iki ana başlık altında toplam 35 yazı yer alıyor: Haritaları Yeniden Çizmek ve Arazi. Berger, kendi anılarını sanat, hikâye ve düşünceyle birleştirerek kendine has bir dil oluşturmuş bu kitapta.

20. yüzyılın sadece en önemli sanat eleştirmenlerinden biri değil aynı zamanda en önemli entelektüellerinden biri ve iyi bir hikâye anlatıcısı olan John Berger, 2 Ocak 2017 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Ölümünden kısa süre önce yayımlanan Portreler ve Manzaralar kitapları önce Portreler ve bir süre sonra da Manzaralar olmak üzere Metis yayınları etiketiyle ülkemizde de yayımlandı.

 

Görme Biçimleri gibi son derece önemli bir esere imza atan Berger’a, BBC kültür-sanat editörü olan ve ülkemizde de kitapları Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Will Gompertz ABD başkanlık seçimleri turnesi esnasında çekilmiş bir fotoğrafı gösterir ve yorumlamasını ister. Bu fotoğraf karesinde Hillary Clinton sahnededir ama herkes ona arkasını dönmüş selfie çekmektedir. Berger bu fotoğrafı yorumlamak için henüz erken olduğunu, kendisinden sonra gelecek olanların ancak yorumlayabileceğini söyler.


Haritaları yeniden çizmek
Portreler’de olduğu gibi Manzaralar’da da daha önce çeşitli mecralarda çeşitli şekillerde yayımlanmış yazılar bir arada okura sunuluyor. Kitapta iki ana başlık altında toplam 35 yazı yer alıyor: Haritaları Yeniden Çizmek ve Arazi. Berger, kendi anılarını sanat, hikâye ve düşünceyle birleştirerek kendine has bir dil oluşturmuş bu kitapta. Örneğin Walter Benjamin. Özellikle çağdaş sanat söz konusu olduğunda Benjamin sıklıkla karşımıza çıkar. Ama Berger bakın onu hangi sözlerle eleştiriyor: “Benjamin sistematik bir düşünür değildi. Hiçbir yeni bireşim getirebilmiş değildir. Bir başka Ernest Fischer, James Joyce, Rosa Luxemburg, Marquez, Roland Barthes, Brecht, Puşkin, Edgar Allan Poe, Picasso, Michelangelo her an karşınıza çıkabilir.”
Kitabın önsözünü kaleme alan Tom Overton’un da belirttiği gibi bu kitabın birinci bölümü bir tür “müfredat” ikinci bölümse müfredatın uygulanması olarak ele alınabilir. Her ne şekilde yaklaşırsak yaklaşalım Berger’in en önemli kitaplarından biri var karşımızda. Önemli çünkü hem onu tanımak hem de başka birçok kişiyi onun gözünden görebilmek için eşsiz bir kaynak. Ayrıca bazı yazılar anı gibi yazıldığı için okuması da son derece kolay.
Berger’a dair ipuçları
Kitapta eksiklik olarak gördüğüm bir husus var. (Kitabın İngilizcesinde nasıl bilmiyorum) Türkçe baskıda indeks yok. Bu tarz kapsamlı bir kitapta indeks eksikliği daha sonra bir konuyla alakalı araştırma yaparken ya da kitabı okurken karşılaştırmalı olarak o kişiyle alakalı Berger nerede nasıl bahsetmiş anlamak istiyorsak -ki Berger böyle bir çalışmayı ziyadesiyle hak ediyor- indeks mutlaka olmalı.
Son olarak kendine dair de hayli ipucu veriyor Berger. Mesela: “Yazmayı asla bir meslek olarak düşünmedim. Tek başına, bağımsız olarak yapılan bu faaliyette deneyim asla kıdem bahşetmez. Şükür ki, bu işi herkes yapabilir. Başlangıçta beni bir şeyler yazmaya sevk eden - kişisel ya da siyasi- güdü ne olursa olsun, yazmaya başladığım an, yazma eylemi deneyimine bir anlam kazandırma mücadelesine dönüşüyor. Her mesleğin bir ehliyet sınırı olduğu kadar bir hâkimiyet alanı da vardır. Bildiğim kadarıyla yazmanın kendine ait bir hâkimiyet alanı yok. Yazma edimi, hakkında yazılan deneyime yaklaşma ediminden ibarettir; tıpkı, yazılmış bir metni okuma ediminin, benzer bir yaklaşma edimi olması gibi. En azından öyle olduğunu umuyorum.”
Yazmaya başlayan ve/veya yazmaya devam eden hemen herkesin dikkate alması geren bir yaklaşım. Ya en azından ben öyle olduğunu umuyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yayın sektörünün içinden biri misiniz? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

İnsan karakter özellikleriyle tanınır daha çok. İnsanın kelimeleri, yürüyüşü, dinleyişi, konuşması hepsi birlik olup karakter denilen hususiyetler toplamını oluşturur. Dil de bir karakter taşır sonuçta. Her dilin ayrı bir karakteri vardır. Çünkü dil, konuşulan ağızlarda, susulan gönüllerde bir kimliğe, bir aidiyet bilincine dönüşür daha çok.

Dünya tarihini değiştiren, konumuzla alakalı en önemli icatlardan biri yazı ise diğeri kuşkusuz matbaadır. Matbaa denildiğinde de akla gelen ilk isim 3 Şubat 1468 yılında hayata gözlerini yuman Johannes Gutenberg’tir. Modern matbaacılığın babası olan isimden önce de matbaa Çin’de yüzyıllar öncesinde kullanılıyordu.

Gerçek, dört unsur kadar hayatidir pratik yaşamda. (Nasıl da tutunuruz ona!) İnsan kendisi için işe yarayan bir gerçeklik versiyonundan (makul bir iş, makul bir evlilik, makul bir çocuk, makul ölçekte çekişmeler, dedikodular, hazlar, keşifler ve yarışlardan) memnun olmadıkça nevroz ataklarıyla boğuşur durur.

Günümüz çocuklarının hafızasında biriken hikâyeler her geçen gün azalıyor. Hikâyesiz büyüyen çocukları bekleyen tehlikelerden söz etmenin sırası değil şimdi. Ama şu kadarını söylemek bile yeterli olacaktır: Geçmişe ait anısı ekran ışığından ibaret olan çocuğun geleceği aydınlık olamaz. Bu yüzden çocuklarımızla anı biriktirmek, onlarla konuşmak, hayatı yaşamak ve deneyimlemek önemli.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.