Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Julian Barnes'tan edebiyat üzerine inciler




Toplam oy: 677
Julian Barnes
Ayrıntı Yayınları

Son kitabı "The Sense of Ending" ile bu sene dördünce kez aday gösterildiği Man Booker Edebiyat Ödülü'nü kazanan Julian Barnes'ın kendi sözleriyle yazarlık, yazmak, edebiyat ve kitaplar hakkında:

 

 

“Kitaplar “O bunu yaptı çünkü...” der. Yaşam ise “O bunu yaptı” der. Kitaplar şeylerin size açıklandığı yerdi; hayat açıklanmadığı. Bazı insanların kitapları tercih etmesine şaşırmıyorum. Kitaplar yaşamı anlamlandırır. Tek sorun şu ki anlamlardığı yaşamlar diğer insanların yaşamlarıdır, asla kendinizinki değil.” (Flaubert'in Papağanı)



İlk taslak zorluklarla doludur. Doğum yapmak gibi çok acılıdır, falat ondan sonra bebeğe bakmak ve onunla oyun oynamak neşe doludur. (Paris Review dergisindeki söyleşiden)



Edebiyat hakikate dair bir araya toplanmış gerçeklerden daha fazla şey söyleyen büyük, güzel, iyi düzenlenmiş yalanlar üretmek işlemidir. Edebiyat bunun da ötesinde pek çok şeydir; dilden zevk almak ve onunla oynamak gibi. Aynı zamanda hiçbir zaman tanışmayacağınız insanlarla iletişim kurmanın garip şekilde samimi bir şeklidir. (Paris Review dergisindeki söyleşiden)


En büyük yurtseverlik ülkeniz onursuzca, aptalca ve alçakca davrandığında bunu ona söylemektir. (Flaubert'in Papağanı)



“Yazar doğuştan dışlanmış ve duygudaşlığı evrensel biri olmalıdır: Ancak o zaman açık seçik görebilir.” (Flaubert'in Papağanı)



“Kaçılamayacak şey, hikayelerin tümünün içinde geçen şey hafızadır. Kaçak her zaman geri dönmek zorundadır, zihinsel ya da fiziksel olarak, ya da iki şekilde de.” (Guy Maupassant'ın Gezgin Satıcı'sı hakkındaki London Review of Books'taki yazısından)




“Bu kitabı yazarına güvenerek, olayları açıklamasına inanarak okuma ve rahatsız etmeyen bir meltemin sizi taşımasına izin vermek çok kolay.   Maupassant sıklıkla 'doğal bir hikaye anlatıcısı' olarak anılır; bir başka deyişle profesyonel, eğitimli, doğal olmayan bir hikaye anlatıcısı.” (Guy Maupassant'ın Gezgin Satıcı'sı hakkındaki London Review of Books'taki yazısından)



Ne kadar sıklıkla kendi yaşam hikayemizi anlatıyoruz? Bunu yaparken ne kadar sıklıkla düzeltiyor, süslüyor, sinsi kısaltmalar yapıyoruz? Ve hayat daha uzun sürdükçe,  anlatımımıza itiraz edecek daha az insan oluyor etrafta; bize hayatımızın kendi hayatımız olmadığını ve hayatımız hakkında anlattığımız hikayenin zar zor hayatımıza benzediğini hatırlatacak daha az insan. Başkalarına anlattığımız, fakat esasında kendimize anlattığımız hikayenin.” (The Sense of an Ending)


“İnsanlar beni okumaları gerektiğini söylemeyeceğim. O tarz şeyler politikacılar içindir.”


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Savaşlar ve felaketler insanlık için büyük yıkımlar getirir. Acı, gözyaşı, sürgünler ve kayıplar bireysel ve toplumsal ölçekte kapanmayan yaralar açar. Yaşamdaki bu nedenli derin acılar, edebi alanda aynı derecede nitelikli eserler doğmasını sağlar.

Atlardan birinin üstüne, denklerin arasına yerleştirmişler beni. Yorgan, kepenek ve kap kacağın içine. Yassı taşlarda yankılanan nal, toynak seslerini, göç kalabalığının birbirine karışmış hengâmesini dinleyerek yol alıyoruz. Şenlik şamata olması gereken yayla yolculuğu cenaze alayını andırıyor.

İnsanın binlerce yıllık yeryüzü tecrübesinin en önemli bakiyesi hiç kuşkusuz hikâyesidir. Mağara duvarlarında, kamp ateşlerinin etrafında, kitap sayfalarında ya da sinema salonlarında aradığımız, anlattığımız hikâyeler belki de ölüme karşı verdiğimiz mütevazı ancak epik bir direnişten ötesi değil. Çünkü anlatıcıları nesilden nesile post değiştirse de hikâye anlatılmaya devam eder.

Andrey Platonov (1899-1951), iki önemli romanı Çevenkur ve Çukur yanında, güçlü atmosfer, derinlikli karakterler ve çarpıcı temalarıyla kısa öykünün de başyapıtlarını kaleme aldı. John Berger’in “günümüzde dünyanın muhtaç olduğu hikâyecilerin öncüsü” dediği Platonov; insanın yaşanan acılar karşısında var olma mücadelesini, sevgi, dostluk, mutluluk arayışını hikâye eder.

Chapman ve Maclain Way kardeşlerin yönettiği Wild Wild Country altı bölümlük belgesel dizi, Hintli guru Bhagwan Shree Rajneesh tarafından 1980’lerde kurulan Rajneeshpuram şehrinin hikâyesini anlatıyor.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.