Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

KararsızOkur // Akdeniz sahil kentlerinden romanlar




Toplam oy: 59

Akdeniz’in ışıldayan, birleştirici, mahsuldar ve yaratıcı yüzünü önce Bronz Çağı Uygarlıkları fark etti. Bugün, Bronz Çağı’ndan, 7 devletten mal -ve bilgi- taşıyan batıklar buluyoruz. Hitit’in Güneşi, labirente ismini verecek kadar kompleks Minoa sarayları, Roma döneminde bile Antik görülecek kadar eski ama kaynağını dünya dışında aratacak kadar karmaşık Mısır Piramitleri, bugünün sanatına bile ilham veren Babil’in Asma Bahçeleri Akdeniz’in bilgi ve bolluk paylaşımı sayesinde ortaya çıkabildi. Bu paylaşım ağı M.Ö. 12.yy’da bozulunca uygarlık çöktü ve en baştan başladık. 400 yıl boyunca küçük, birbirlerinden kopuk ve izole köylerde yaşadık.

Uygarlık yeniden inşa edilirken Akdeniz, kendini çevreleyen kültürleri yine birbirine dokundurdu; bir kıyıdan öbürüne -asker taşımadığı zamanlarda- mallar, fikirler ve insanlar taşıdı. Felsefe, sanat, müzik, bilim, teknoloji ve edebiyat bir kıyıdan öbürüne aktı, uç uca eklendi, çoğaldı. Toplumların zihnen ortak bir dili konuşabilmeleri, ortak olan uygarlığı beslemeleri, uygarlıktan beslenebilmeleri için gereken ortak tını yine Akdeniz sayesinde salınmaya başladı.

Akdeniz yaşamlara, kültürlere kıyı kentlerinin üzerinden nüfuz etti; insanlar ve fikirler kıyı kentlerinden dokundular toprağa... Kıyı kentlerinin arasındaki mesafe diğer şehirlerden hep daha kısa oldu. Ayın dosyası edebiyat festivalleri üzerinden şehir şehir bir yolcuğa çıkınca, Karasız Okur’da Akdeniz kıyısındaki, kültürlere kapı olmuş kıyı şehirleri ve bu şehirleri kendine yaşam alanı seçmiş romanlar ve yazarları üzerinden bir rota oluşturduk. Önümüz yaz, belki bu kentlerden bazılarında bulunur, tüm Akdeniz’e yayılan ortak tınıyı lokal ezgilerin içinde fark eder de dinlersiniz.

 

 

(Görselin büyük hali için tıklayınız.)

 

 

 

 


 

 

 

Görsel: Onur Atay

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

“Yatağımda uzanırken dağ tırmanışıyla ilgili bir kitap okumak hoşuma gidiyor” diye yazıyor Jeanette Winterson. Nan Shephard’ın The Living Mountain (Yaşayan Dağ) adlı biyografik-coğrafi keşif kitabından söz ediyor.

 

Ülkemizde ideolojik, tek yanlı, ticari bir çeviri ortamının varlığını söylemek mümkün. Örneğin bu çeviri anlayışı nedeniyle Balkan, Türki Cumhuriyetler, Afrika, Arap, Uzak Doğu edebiyatından Türkçeye çok az kitap çevrildiğini görüyoruz. Kültürel, tarihsel yakınlığımız olan ulusların, toplulukların edebiyatını bilmiyoruz.

Patricia Higsmith’i nasıl bilirsiniz? Gerilim/cinayet/ polisiye romanlarının kraliçesi gibi basmakalıp laflarla da adını anıp geçebiliriz elbette. Oysa bu türlerin edebiyat dünyasında bugünkü konumunu kazanmasında öncü isimlerden biri o.

Güney Amerika ülkelerinin meşhur edebiyat ortamlarında ateşli tartışma konuları vardır; “Marquez mi büyüktür yoksa Asturias mı?”

 

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.