Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kitap: En Uygun Sosyal Mesafe




Toplam oy: 6
Alain de Botton karantina günleri için okurlara ‘koltuktan kalkmadan yapılabilecek zihinsel yolculukları’ öneriyor. Fransız yazar kendine yoldaş olarak Blaise Pascal’ın “Mutsuzluğun tek nedeni, insanın odasında sessizce nasıl oturacağını bilememesidir” sözlerini almış. Kocaman şehirlerdeki yalnızlığımız bize kitapları bir defa daha hatırlatıyor ve sosyal mesafeyi belirlemek için kitaplar da faydalı ölçüm araçlarına dönüşüyor.

Dünya gündemi bir andan virüs salgınının etkisi altına girdi. Birçok ülkede hayatın akışı virüs salgınıyla belirlenmeye başladı. Tarihte yaşanan diğer salgınlarla kıyaslanan bu yeni gelişme insan hafızasını geçmişi yoklamaya götürdü. Bundan yüz yıl kadar önceki İspanyol gribi bunlardan biriydi. Ya da kolera salgınları… O devrin insanlarının nasıl tepkiler verdiğini görmek için kitaplara müracaat edildi. Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel Garcia Marquez’in önemli eseri ve evet benzer dönemlerde yazılmış empati kurulabilecek bir roman. Yüzyıllar değişse de insan tabiatında değişen çok az şey var. Edebiyat tutkunları birbirlerine bu kitabın ismiyle türetilmiş yeni muhayyel kitapları hatırlattı hemen: Corona Günlerinde Aşk? Tolstoy’un Anna Karanina’sı da hemen Anna Karantina olarak esprilerdeki yerini aldı. Hatırlanan kitaplar bununla sınırlı değil. Boccacio’nun Decameron’u ilk akla gelenler arasındaydı. Salgın hastalıktan kurtulmak için bir şatoya sığınan sağlıklı insanların günler boyunca birbirlerine anlattıkları hikayelerden müteşekkil bu kitap aynı zamanda zor zamanlarda kurgunun nasıl bir liman olduğunu da gösteriyor. Sadece kitaplar değil elbette, masal anlatıcıları teknolojinin imkanlarını kullanarak sosyal mesafeyi internet üzerinden aşmaya çalıştılar. Edebi üretim ve izole hayat denilince konu dönüp dolaşıp Shakespeare’ye geldi. Tiyatro ile ilgilenen Shakespeare’nin veba günlerinde kendini korumak için şiire verdiği ve bazı eserlerini bu dönemde ortaya koyduğu ifade edildi. Demek ki zor zamanlar edebi üretim için verimli bir zemin sağlayabiliyormuş. Broadway için oyunlar üreten bir yazarın New York Times’ta yayınlanan yorumunda perdeler kapandığı zamanda yapılacak işin şiire dönmek olduğu ifade ediliyordu.

Okunmamış kitapların kapakları açılmaya başlandı ve yazarların kitap önerileri dolaşmaya başladı. Okumak isteyen için tavsiye de seçenek de bol. Kitap fuarlarının iptali yayınevlerini okurla buluşması için yeni imkanlar bulmaya zorladı. Bazı yayıncılar kendi online fuarlarını kurmaya ve yazarlarıyla bunu duyurmaya başladılar.
Kitap dünyasının önemli merkezlerinden Londra’daki bağımsız kitapçılar insanların evlere dolduğu zamanları ilk olarak anlamakta güçlük çektiler. Yüksek kiralar ve düşük gelirlerle ayakta kalma mücadelesi veren bağımsız kitapçılardan bazıları dükkânlarını açık tutmaya karar verdi. Okurlarını da karşı kaldırıma gelip siparişlerini vermeye teşvik ettiler. Bunun dertlere ne kadar merhem olacağını zaman gösterecek. Okurların yazarlarla bir araya gelmesinin en sahici yolu sosyal mesafenin korunabildiği kitaplar. Gerektiği kadar yakın ve olması gerektiği kadar uzak.
Boş market raflarına ait fotoğraflar insanların ihtiyaç sıralamasını göstermesi açısından önemli. Genelde makarna ya da tuvalet kağıdı raflarının boş görüntülerine aşinayız ama bir kütüphane başka bir görselle takipçilerine farklı bir mesaj verdi: Boş kütüphane rafları. İnsanların evlerinde geçireceği zaman için kütüphaneden ödünç kitap alması elbette hoş bir hatıra olarak zihinlerimizde kalacak ama bu yazının kaleme alındığı günlerde birçok kütüphane faaliyetlerine sosyal mesafeyi korumak için ara vermişti.
Sanatın iyileştirici rolü
Londra’daki Foyles kitapçısı, Olivia Laign’in Funny Weather: Art in an Emergency kitabı için Nisan ayında yapacağı buluşmayı duyurmaya devam ediyor. New York günlerini Yalnız Şehir ismiyle kitaplaştıran Laign’in bu kitabı da yaşadığımız günlere ironik bir gönderme yapıyor. Eğlenceli Havalar: Acil Bir Durumda Sanat olarak çevirebileceğimiz kitap ismi sanatın iyileştirici rolüne atıf yapıyor. Ne kadar faydası olacağına da elbette okurlar karar verecek.
Foyles’ın raflarında diğer bir kitap: This Lovely City. Lousie Hare tarafından yazılan kitap bir şehir kurgusu. Windrush nesli olarak tanımlanan Jamaikalı göçmenlerin hayatına odaklanmış kitabın arka planında metropole dair ilk bakıştaki aşk yer alıyor. Windrush gemisiyle savaş sonrası İngiltere’nin işgücüne destek vermek üzere 1948 yılında gelen kuşaklar Almanya’ya “misafir işçi” olarak giden gurbetçilerimizin hikayesinin bir benzerini yaşamış. Oxford Pitt Rivers Müzesi’nde 31 Mayıs’a kadar açık kalacak olan göçmen Türklerin Almanya hikayelerinin yer aldığı Memoirs in My Suitcase (Bavulumda Hatıralar) benzer duygulara ev sahipliği yapıyor. Bu serginin de Gökhan Duman’ın 11. Peron: Bir Yanı Memleket Bir Yanı Gurbet ismindeki kitaptan yola çıktığını not edelim
Avrupa sahip olduğu refahı paylaşmamak için salgın günlerinde de olsa göçmenlere kapılarını sıkı sıkıya kapatıyor. Yaşlı nüfusu ve kilitlenen sağlık sistemine ırkçılık virüsünü de ekleyen Britanya, kitapçı raflarındaki çalışmalarla zihinsel kodlarını gözden geçirmek için çaba sarf ediyor. Çok geç ve çok cılız olan bu hatırlama çabalarının nesiller üzerindeki etkisi içinse kuşaklar geçmesi gerekecek.
Seyahat Sanatı dahil olmak üzere birçok popüler kitaba imza atan Alain de Botton’un Financial Times’taki önerisi ise koltuğunuzdan kalkmadan yapacağınız zihinsel yolculuklar. Botton kendine yoldaş olarak Blaise Pascal’ın “Mutsuzluğun tek nedeni, insanın odasında sessizce nasıl oturacağını bilememesidir” sözlerini almış. Kocaman şehirlerdeki yalnızlığımız bize kitapları bir defa daha hatırlatıyor ve sosyal mesafeyi belirlemek için kitaplar da faydalı ölçüm araçlarına dönüşüyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

On dokuzuncu yüzyıl, Avrupa karşısında gerileyen Osmanlı İmparatorluğu’nun bu durumu bir tür uygarlık kaybı olarak gördüğü ve buna karşı düşünülen çarelerle toplumsal ve siyasal düzeyde modernleşmenin getirdiği değişimle yüzleşmek durumunda kaldığı bir dönemi kapsar.

Evdeyiz. Bildiğimiz tüm alışkanlıklarımız salgın nedeniyle değişiyor. Tarih yeniden yazılıyor. MÖ ve MS, tarih olacak gibi gözüküyor. KÖ ve KS yani koronadan önce ve koronadan sonra… Evet, böyle bahsedeceğiz belki de… Eskiden bir başka ülkenin vatandaşıyla karşılaşınca en dikkat ettiğim şeylerden biri sosyal mesafeydi.

Geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali İzleyici Ödülü’nü alan The Platform, kısa sürede Netflix’in en çok izlenenler listesinde kendisine yer edinmeyi başardı. Senaristliğini David Desola, yönetmenliğini ise Galder Gaztelu-Urrutia’nın üstlendiği film, uzun süre zihinlerdeki tazeliğini koruyacak gibi.

 

Uzun yıllar kitap tanıtım yazıları kaleme aldım. Kaleme aldığım metnin okuduğum kitabı henüz okumayanları gözeten bir tanıtım yazısı olduğunun da her daim farkındaydım. Ancak kitabını tanıttığım yazarlardan “eleştiri yazısı” için teşekkür mesajları almaya başlayınca bir şeylerin yanlış gittiğini düşünmeye başladım. Çünkü kaleme aldığım metinler birer eleştiri değildi.

 

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.