Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Köpeğim, Hakkımda Ne Düşünüyor?




Toplam oy: 12
Hayvanları Anlamak, evcil dostunuzu anlamak için bir rehber değil. İnsan-hayvan iletişimine dair Descartes’tan, Wittgenstein’dan, Kant’tan söz açan, bu konuda düşünmeye sevk eden, tarihin gelişiminden bu yana hayvanlarla etkileşimimizin nasıl geliştiğine dair fikir veren, felsefi sorular ortaya atan ve cevaplayan bir kitap.

Derrida, The Animal That Therefore I Am kitabında, kedisinin önünde çıplak olduğu ve kedisinin ona baktığı bir ânı hatırlar. Bu onun için yeni bir deneyimdir; hayvanları gözetleyen, hayvanlar tarafından gözetlenmeyen insan için, hayvandan gelen bir “bakış” tedirgin edici olabilir. Hayvanın ne düşündüğünü, geçmiş deneyimlerini kendi içinde nasıl değerlendirdiğini, hatıraları olup olmadığını, düşüncelerinin ne kadarının deneyime yaslandığını ya da neyi ne kadar öğrenebildiğini çok az bilebiliriz.

 

Lars Svendsen, Köpek ve Kedi Severler İçin Felsefe alt başlığını taşıyan Hayvanları Anlamak kitabında, hayvanların dünyayı nasıl algıladığı, bir köpek ya da kedi olmanın ne anlama geldiği, iletişimlerinin, zekâlarının, diğer hayvanlarla ve insanlarla iletişiminin nasıl geliştiğini anlama ve aktarma çabası içinde. Yine Redingot Kitap tarafından yayınlanan Yalnızlığın Felsefesi, Kötülüğün Felsefesi, Korkunun Felsefesi kitaplarında insana dair duygu ve durumları ele almıştı Norveçli felsefeci. Halihazırda felsefe bölümünde profesör olarak görev yapan Svendsen’in sıkıntı ve moda üzerine de felsefi sorular ortaya attığı kitaplar var.

 

Dilin çözülemezliği

 

Söz konusu hayvanlar olduğunda, en gizemli konu dil oluyor. Dilini çözemediğin, ne istediğini bilemediğin, düşüncelerini sana ifade edemeyen bir canlıyı çözmek hayli zor. Hayvan kendi dünyasında yaşar, biz kendi dünyamızda. Konu dil, Wittgenstein’la açılıyor kitap ve filozofun “Bir aslan konuşabilseydi onu anlayamazdık” sözünü tartışmaya açıyor. Wittgenstein’ın sözü, “insanlar anlayamadıkları dili (aslanca diye bir dil olsa ve aslanlar bunu konuşabilse) anlayamazlar” tarzı bir totoloji değildir. Çünkü aslan konuşmaya başladığı an, bambaşka bir canlıya dönüşür. O, ister İngilizce ister Aslanca konuşsun, insanla arasında derin uçurum bulunan bir canlı değildir artık. Aslan konuşabilseydi onu anlayamazdık çünkü insanlar ve hayvanlar arasında temel bir ayrım vardır. Hayvanlar insanlığın ortak davranışının içinde bulunamazlar. Köpeğimizin hakkımızda ne düşündüğünü bilemeyiz. Öyleyse hayvanlarla nasıl anlaşıyoruz; üzülen bir hayvan gördüğümüzde, mutlu bir hayvan gördüğümüzde, bunu anlamamız nasıl gerçekleşiyor?

 

Bilince dair

 

Köpek ve kedilerin davranışlarının bilinçli olup olmadığını, bilinç durumlarını bilemeyiz. Elimizde sadece “sanki” vardır. İnsan iyi zihin okur, çıkarımlarda bulunabilir. Evet, hayvanlar düşünür ama ne düşündükleri tam bir karmaşadır. Vücut dillerini o kadar çabuk anlamayabiliriz. Köpekler mutlu olduklarında kuyruklarını sallar ama kediler için kuyruk sallama kızgınlık belirtisi olabilir. Niyetleri vardır, ama niyetlerinin ne olduğunu çözmek için bir “deneyim” gereklidir. Bu niyetlere, insanlara atfettiğimiz özelliklerden bazılarını atfedebiliriz fakat bunların ne kadarı doğrudur? Güvercin yakalamaya çalışan bir köpek, o güvercini yakalamak istiyor mudur, bunu gerçekten dilemiş midir, bilemeyiz. Motivasyonunun ne olduğu hakkında bir fikrimiz yoktur; “yarın” kavramı olmayan bu canlı, güvercini sadece o an kovalamak istemiş olabilir.

 

Svendsen, hayvanların dünyasına iletişimden dahil oluyor ve tüm iletişim yollarını aktarıyor kitapta. Rüya, zekâ, zaman gibi konularda insan hayvan kıyaslamasına gidiyor, iletişimin psikolojik ve felsefi yönlerini masaya yatırıyor. Hayvanları Anlamak, evcil dostunuzu anlamak için bir rehber değil. İnsan hayvan iletişimine dair Descartes’tan, Wittgenstein’dan, Kant’tan söz açan, bu konuda düşünmeye sevk eden, tarihin gelişiminden bu yana hayvanlarla etkileşimimizin nasıl geliştiğine dair fikir veren, felsefi sorular ortaya atan ve cevaplayan bir kitap. Değindiği konu itibarıyla merak uyandırıcı ve bu merakı bilimsel bulgularla, felsefi tartışmalarla derinleştirmeyi başarıyor.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.