Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Kült Bir Polisiye: Öksüz Brooklyn




Toplam oy: 12
Jonathan Lethem, kara mizah olarak da nitelendirilebilecek, Snatch’vari bir olay örgüsünün hâkim olduğu kitabı Öksüz Brooklyn’de, polisiye bir romanda olması gereken tüm öğeleri, öngörülemezliğinden ritmine, fazlasıyla kullanıyor.

Jonathan Lethem’in Öksüz Brooklyn kitabı, yayınlanmasının üzerinden az bir zaman geçmiş olmasına rağmen şimdiden kült statüsüne erişmiş kitaplardan. Roman, yıllar önce Plan B tarafından yayınlanmış, fakat geçen süre boyunca baskısı tükenmiş halde okurunu beklemişti. İthaki, Lethem’in kitabını Sabri Gürses çevirisiyle yeniden yayınladı.

 

Lethem, Türkiye’de yıllardır yayınlanmaması sebebiyle Türk okurunun uzak olduğu bir isim sayılabilir. Kitaplarında dedektif romanlarının her türlü öğesini eğip bükerek, oyunbaz dili ve tuhaf karakterleriyle yeni bir forma büründürüyor Lethem. Özgün üslubu Lethem’i sıradan bir dedektif romancısı olmaktan ayırıyor ve yazarı janrın işlemediği bir yazar olarak konumlandırıyor. Romanlarında bilimkurgu öğelerini polisiye romanlara has üslupla birleştirmeyi de seven Lethem’in bir diğer ilgi çekici özelliğiyse yarattığı orijinal karakterler. The Blot kitabında, tavla bağımlısı, kutu oyunlarında usta kumarbaz bir karakter Alexander Bruno’yu ortaya koyan yazar, The Feral Detective kitabının merkezine, soğukkanlılığı ve karizmasından başka bir şeyi olmayan, evinde sıçan besleyen tuhaf bir karakteri, Charles Heist’i koyuyor. Üretken bir yazar Lethem; ondan fazla kitabı var ve denemeler de kaleme alıyor: The Ecstasy of Influence adını verdiği deneme-manifestosunda, başka bir yazardan etkilenmemenin imkânsızlığına değinmiş ve bu manifestonun tamamını çeşitli yazarlardan yaptığı “alıntı”larla oluşturmuştu.

 

Öksüz Brooklyn’de Lethem karşımıza başka bir polisiye romanda rastlayamayacağımız orijinallikte karakterler koyuyor. Kitabın merkezinde, Tourette sendromlu özel dedektif Lionel Essrog var. Lionel’ın en yakın arkadaşı –Minna- ölür ve ardından, halihazırda gizli bir dedektiflik bürosunda çalışan karakterimiz, ölen arkadaşının katilini bulmak için “maceraya atılır”.

 

TEKİNSİZ, KARANLIK BİR ATMOSFER

 

Lethem, kara mizah olarak da nitelendirilebilecek, Snatch’vari bir olay örgüsünün hâkim olduğu kitapta, polisiye bir romanda olması gereken tüm öğeleri, öngörülemezliğinden ritmine, fazlasıyla kullanıyor. Fakat dahası var: Yolu bir yerde zen’le de kesişen kahramanımız -budizm ve zen motiflerini Lethem’in kitaplarında rastlamak da sürpriz değilbir yandan arkadaşının katilini bulmaya çalışırken bir yandan da hastalığının sebep olduğu dürtülerle, takıntılarla, sinir krizleri ve ağzında tutmak için yoğun çaba harcadığı küfürlerle baş etmek zorunda. Lethem, Tourette sendromlu bir dedektif karakteri yaratarak sadece özgün bir karakter yaratmış da olmuyor; sendromundan kaynaklı hemen her cümlesinin ortasında, yer yer bilinçdışısal patlak veren bağırışlarla, okuru Tourette’li olmanın ne demek olduğuna dair düşünmeye itiyor ve bu vesileyle, tekinsiz, karanlık bir atmosfer de yaratmayı başarıyor.

 

Bu noktada, Lethem’in Tourette sendromuna hayli kafa yormasının da hakkını vermeli. “Tourette sendromundan mustarip bir dedektif ilgi çekici bir fikir”den ziyade Lethem, sendromu iyice araştırmış ve Lionel’ın nesnelerle ilişkisini, kişisel deneyimleri üstüne herhangi bir denetiminin olmamasını da kurmacanın bir parçası haline getirmiş. Bu, sıradan bir dedektiflik romanını kült haline getiren öğelerden en önemlisi.

 

 

ÖKSÜZ BROOKLYN
Jonathan Lethem

ÇEV: Sabri Gürses
İTHAKI YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Her öyküde farklı bir arayışın, oyunun peşinde Doğukan İşler. Her öyküde dilinde, üslubunda bir farklılık getirmeye çalışıyor. Bu gayret onun öykü sayısında bir sınırlama getiriyor ister istemez. Ancak şunu net bir şekilde söylemem gerek. Onun hiçbir öyküsü, okurda “bunu daha önce okumuştum” duygusu uyandırmıyor.

Kral, eşi ve üç kızı bir adada yaşamaktadır: İlk bakışta Shakespeare’in Kral Lear ve Fırtına’sını birleştiren tuhaf bir senaryo gibi duruyor. Kral, yani baba, tehlikeli dış dünyayla ilişkilenebilen, adada ihtiyaç duydukları araç gereçleri almak için dışarıya çıkabilen tek kişidir. Kızların adada yaşayanlar dışında birileriyle iletişimiyse mümkün değildir.

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.