Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Külüstür hayat iyidir




Toplam oy: 12
Külüstür, 11 yaşındaki William ile ergenlik dönemini yaşayan 14 yaşındaki Melissa’nın, büyükanne ve büyükbabalarıyla külüstür bir tatil ortamındaki ilişkilerini ele alan mizahi bir kitap. Çocuklarda bugün en büyük eksiklik olarak görülen sorumluluk alma duygusunu aşılayan Külüstür, aynı zamanda aile bağlarının ne demek olduğunu öğretiyor ki bu paha biçilmez bir duygu!

Sanırım anne babaların günümüzde en çok dertlendiği ve sıkıntı çektiği konuların başında çocuklarının teknoloji ile bağımlılık derecesindeki ilişkisi geliyor. Çocuklarının önündeki ekrandan başını kaldırarak doğal bir şeylerle uğraşmasını arzulamak her büyüğün en masum isteklerinden birisi olmaya başladı. Özellikle ortaokul çağındaki ergenliğe adım atan çocuklarla ilgili endişelerimiz gittikçe büyüyor. Kuşak farkı artık sadece ebeveynlerle çocuklar arasında değil, iki kardeş arasında da keskin biçimde görünüyor ve bunda teknolojinin hızlandırıcı etkisi büyük. Tabii buna bir de büyükanne ve büyükbaba ile olan ilişkileri eklerseniz durum tam bir Arap saçına dönebilir. Tıpkı Külüstür kitabında olduğu gibi.

Yeni Zelandalı ödüllü yazar Joy Cowley’in Külüstür isimli eseri, 11 yaşındaki William ile ergenlik dönemini yaşayan 14 yaşındaki Melissa’nın, büyükanne ve büyükbabalarıyla külüstür bir tatil ortamındaki ilişkilerini ele alan mizahi bir kitap. Tabii sıkı mizah yanında ilişki biçimini sorgulatması bakımından da çok doğru yerlere temas ediyor.

 

Külüstür bir doğa ve modern yaşam

Bir tür ironi macera Külüstür. “Bir çift uzaylıya benzeyen”, ağır hareket eden ve zor işiten, huysuz yaşlılarla tatil yapma fikri herhalde günümüz çocuklarının birçoğuna kâbus gibi gelebilir. Hele bir de buna on gün boyunca şehir hayatından uzak, ıssız bir doğada, cep telefonsuz, elektriksiz, tuvaletin bile evin dışında olduğu bir kulübeyi eklerseniz birçok çocuğun tüyü diken diken olur. Bu ilkel sayılacak koşulların modern yaşama alışkın çocuklar için cezbedici olmayacağı açık. Kitabın kahramanları Will (William) ve Lissy (Melissa) kardeşler için de geçerli bu. Bu tatile zoraki gönüllü olmalarının tek nedeni ise büyükanne ve büyükbabasının vadettiği 1000’er dolarlık ödül ve bu parayla alacakları şeylerin hayali. William’ın tabiriyle “hiçliğe en yakın yere” doğru yola çıkıyorlar. Ve bu modernlik ile basit yaşam arasındaki kaygıyı çok ustalıkla işleyen yazar, her iki yaş grubunun hayata bakışını da bu zıtlık içinde gayet başarılı bir şekilde ele almayı başarıyor.

 

Kitabın üslubunu güzelleştiren bir diğer unsur da hem Melissa hem de William’ın gözünden hissedilenleri ve yaşananları anlatıyor olması elbette. Kitap iki kardeşin gözünden sırayla, olay kurgusu bozulmadan aktarılıyor ve bu da incelikli bir anlatıcılığın keyfini sürmemizi sağlıyor.

 

Bir kâbus gibi görünen ama sonunda doğadaki yaşam koşullarından keyif almaya başlayan iki çocuk bir öğrenme sürecinin de içine atılıyor. William araba sürmeyi, testereyle ağaç kesmeyi, balık tutmayı, ot biçmeyi öğrenirken Melissa da çörek yapmayı, bulaşık yıkamayı, gitar çalmayı deneyimliyor. Ve bütün bunlar her iki çocuğa da hayatın gündelik modern rutinler olmadan da yaşanacağını keşfettiriyor. Çocuklarda bugün en büyük eksiklik olarak görülen sorumluluk alma duygusunu aşılayan Külüstür, aynı zamanda aile bağlarının ne demek olduğunu öğretiyor ki bu paha biçilmez bir duygu!

 

“Yeni Zelanda Çocuk ve Gençlik Romanı” ile “Lianza Esther Glen Çocuk Romanı” ödüllerine layık görülen Külüstür, önemli bir meseleyi zaman zaman argoya kaçsa da ironik ve mizahi bir dille anlatıyor. Sadece çocuklara değil anne babalar ve eğitimcilere de bir kapı aralıyor.

 

DÜNYANIN EN BÜYÜK EVİ

Okul öncesi dönemdeki çocuklar için yayınlanan kitaplar altın çağını yaşıyor desek yeridir. Tabii yayınlanan birçok eserin yurtdışından çeviri yoluyla raflara çıktığını ekleyerek. Dünyanın En Büyük Evi isimli kitap da güzel illüstrasyonlu ve küçük okurların hayal güçlerini besleyecek cinsten bir eser. Küçük salyangozun büyük bir hayali var: Dünyanın en büyük evine sahip olmak... Bu isteğini babasıyla paylaşıyor ve babası ona küçük bir hikâye anlatarak bazı şeylerin küçük olarak daha güzel ve anlamlı olduğunu anlatıyor. Bu hikâyesinin sonunda küçük salyangoz anlıyor ki yükünü hafifletirsen dünyan büyür. Aslında dünyanın kendisi keşfedilecek koskoca, nefis bir evdir. Kitabın çizimleri çok güzel lakin metninin aynı ölçüde vurucu olduğunu söylemem zor. En azından final kısmının daha çarpıcı olmasını bekliyor okur. Okuma çağına gelmemiş ve yeni okumaya başlamış minik okurlar için tavsiye olunur.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.