Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Labirent kitaplar




Toplam oy: 19

Guardian’da yayımlanan bir yazı, Charlotte Higgins’in labirentleri konu alan kitabından yola çıkarak, Yunan mitolojisindeki Minotaur'dan günümüzdeki görsel sanatlara kadar pek çok metinde ve sanat ürününde karşımıza çıkan labirent imgesinin neden bu kadar güçlü olduğunu sorguluyor. Yoksa labirent fikrinin, zor zamanlarda, içinden çıkılmaz girift durumlarda tuhaf bir rahatlatıcı etkisi mi var?


Bu soruları, “labirent kitap” diye nitelendirebileceğimiz, olay örgüsü ve/veya inşa ettiği dil ile okura yön duygusunu kaybettiren, okuru bir tür bulmacanın içine sokan kitaplar eşliğinde düşünmek en iyisi.

 

 


Elbette labirent imgesi denince ilk akla gelen isim Borges. Borges bir keresinde labirenti uçsuz bucaksız bir okyanusa, ıssız çöllere, yabanıl ormanların yön duygusunu kaybettiren derinliklerine benzetmişti.  Ona göre, bunların hepsi kafa karıştırıcı ve korku uyandıran ortamlar olsa da, labirent korkuya neden olmazdı. Labirent, nihayetinde insan eliyle dizayn edilmiş bir yapı olarak, içinde mahsur kalana, belirli bir yapının, bir düzenin içinde kaybolma hissi verirdi.

 


Borges’in pek çok öyküsünde karşımıza çıkan labirent imgesi bazen zamanın farklı düzlemlerine işaret eder, bazen de evrenin ta kendisi diyebileceğimiz o sonsuz Borges kütüphanesini imler. Borges'in yazdığı neredeyse her şeyin temelinde yatan bir imge olup çıkar sonunda labirent.

 

Burada saydığımız kitaplar, Borgesvari bir labirent kurmasalar dahi, okuyucuyu böylesi bir sistemli kayboluş hissine sevk ediyorlar. Kimi bir bulmaca şeklinde kuruyor olay örgüsünü, kimi labirenti dilinin çok katmanlı yapısıyla inşa ediyor.

 

 

 

 

Ficciones - Hayaller ve Hikayeler

 

 

 

 

 

 

Yapraklar Evi

 

 

 

 

 

 

 

 

Kesişen Yazgılar Şatosu

 

 

 

 

 

 

 

Seksek

 

 

 

 

 

 

 

Solgun Ateş

 

 

 

 

 

 

 

Yaşam Kullanma Kılavuzu

 

 

 

 

 

 

 

 

Kara Kitap

 

 

 

 

 

 

 

C

 

 

 

 

 

 

Infinite Jest

 

 

 

 

 

 

Gravity’s Rainbow

 

 

 

 

 

 

 

AB

 

 

 


 

 

 

Yararlanılan kaynaklar: The Guardian, Flavorwire

 

Görseller: Unsplash

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir ateşin başına toplanıp hikâyeler dinlemeye başladığımızdan bu yana doğaüstü kahramanlar ve onların mucizevi maceraları hayallerimizi süslüyor. Arkaik insan için hikâyelerdeki mucizeleri yaşadığı dünyaya dâhil etmek son derece olağanken modern insanın tarih ve bilim ile kurduğu ilişkinin, büyülü zamanlarla olan bağını kopardığına inanılır.

Yu Hua! Onu, bir romanının isminden mülhem modern Çin edebiyatının Kanını Satan Adam’ı olarak isimlendirebiliriz. Zira memleketinden uzaklarda, sürgün hayatı yaşayıp damarlarındaki hınzır hikâyeleri damıtarak yaşaması zor bir iş olsa gerek. Ne de olsa insanlar için kan neyse yazarlar için hayal odur.

 

Kadim zamanlardan beri “yalan” her din, her inanış ve her dünya görüşünce lanetlenmiştir. Tarihte yalanı hoş gören bir kavme denk gelmek mümkün değildir. Yine de insanın olduğu her yerde ve zamanda yalan “kullanılan” bir araçtır. Kimi zaman gerekmese bile yalan söyler insanlar. Yalanın yüzü insana daha sıcak, daha parlak görünür çoğu zaman.

 

Mad Max (2015), kıyamet-sonrası (post-apokaliptik) dünyanın kendi başına bir savaşçısı olan mücadeleci Max’ın muhtelif maceralarından oluşan macera-aksiyon türünde bir video oyunu. Kum altında kalmış havaalanlarından (Underdune), metro istasyonlarına; dağ, vadi diplerinden çok tuhaf yaylalara çeşit çeşit kamplarda efsane arabamız Magnum Opusla geziyoruz.

Çocukluğumun üç senesi Sivas’ın Gürün ilçesinin Çelikhan/Yazyurdu kasabasında geçti. Sekiz ile on yaşlarımdı bunlar. 1982-1985. Bunun öncesinde veya sonrasında köy, kasaba gibi yerlerde yaşamamıştım. Dolayısıyla hayatımın bu üç senesi, bana her zaman olağanüstü gelmiştir. İnanılmaz. Uzak. Yaşanmamış gibi. Ürkütücü. Masalımsı. Büyülü. Zorlu.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editör'den

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.