Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Latife Tekin: "Kimler yazar olmak istiyor?"




Toplam oy: 435
Eskiden şaşırırdım, "Atölyelere ne kadar çok insan geliyor, bu kadar çok insan yazar mı olmak istiyor" diye. Bir atölyede "Kimler yazar olmak istiyor" diye sordum. Sadece bir kişi elini kaldırdı. Diğerleri zaten bazı sektör dergilerinde, bir takım gazetelerde yazıyorlardı. Onlar için bu, bir nevi yazma alıştırmasıydı.

Gümüşlük Akademisi’nin İstanbul şubesi, yazar Latife Tekin’in Arnavutköy’deki evinde, şair Haydar Ergülen’in koordinatörlüğünde açıldığından beri, birçok edebiyatçıyı, edebiyatseverlerle bir araya getirdi. Bu buluşmalara biraz da Tekin ile Ergülen’in Gezi Olayları sırasında gözlemledikleri enerji vesile oldu, İstanbul’a duyulan inanç bu enerjiyle bir nevi tazelendi.

 

Ergülen’in “Eve dair, kat kat ve işlevsel” diyerek sefertasına benzettiği bu binada, Mario Levi, Müge İplikçi, küçük İskender, Harun Tekin, Türker Armaner, Gökçenur Ç., Onur Behramoğlu ve Simla Sunay gibi isimler, her yaştan ve her sektörden katılımcıyla bir araya geliyor. Ortalama sekiz hafta süren bu buluşmalar sırasında, “birlikte üretirken” gelişen dostluklar, atölyeler tamamlandıktan sonra da kahvaltılarda sürüyor. Burada doğan ilhamla yeni atölyelerin temeli atılıyor. Önümüzdeki günlerde Orhan Alkaya'nın düzenleyeceği tiyatro atölyesi, işte bunlardan biri...

 

Haydar Ergülen ve Latife Tekin ile Gümüşlük Akademisi'nin Ekim 2013'te İstanbul'da açılan evini, konuştuk:

 

"Gezi enerjisi Gümüşlük'ü İstanbul'a getirdi"

 

Gümüşlük Akademisi'nin bir şubesini İstanbul’da açma fikri nasıl doğdu? Bir araya nasıl geldiniz?

 

Haydar Ergülen: Latife benim çok eski arkadaşım. Birbirimizi yüz yüze görmeden önce de arkadaştık. Ben iki yıldır Gümüşlük’te şiir atölyesi yapıyordum zaten. Yazın orada konuşurken doğdu bu fikir. Bunların hepsi Gezi’den sonra oluyor.

 

Latife Tekin: Çok başka bir enerji vardı.

 

Haydar Ergülen: O enerjiyle Latife, Arnavutköy’deki evinden bahsetti. Böyle bir olanak bulunduğunu söyledi. Ben de çeşitli üniversitelerde yarı zamanlı olarak yazı ve şiir dersleri veriyordum. "Böyle bir şey yapabiliriz, İstanbul'da böyle bir heyecan, bir yükselme var" diye düşündük.

 

Gezi, istanbul’a inancınızı mı canlandırdı?

 

Haydar Ergülen: Aslında evet, hepimize bir ders oldu. İstanbul'da da bir tür buluşma olsun istedik.

 

"küçük İskender'in yazdıklarını kimse silemiyor"

 

 

Biraz atölyelerden bahseder misiniz?

 

Haydar Ergülen: Ben, Mario Levi ve Müge İplikçi yazı dersleri veriyorduk zaten. Bu bakımdan bizler daha deneyimliyiz. Ama küçük İskender’in ilk atölyesi. İskender çok iyi konuşur, saatlerce şiir anlatabilir. Sahnesi de vardır. Şiir için onu düşünmüştük. Önce biraz çekingen davrandı. Beraber bir program oluşturduk. Sonra baktım ki İskender hepimizden daha hoca çıktı. Onun içindeki hocayı çıkarmış olduk. Bir tahta var aşağıda. Ben ders anlatırken tahtayı hiç kullanmam. Ama İskender o güzel yazısıyla tahtada şiir çözümlemeleri yapıyor. Kimse yazdıklarını silmeye kıyamıyor.

 

Latife Tekin: Derste İskender’le sözcükler seçip doğaçlama şiir yazmışlar. İskender güzel elyazısıyla tahtaya bir şiir yazmış. küçük İskender diye de imzalamış. Mario Levi “Ben silemem” dedi, silmedi. Müge İplikçi, “Ben de silemem” dedi. Herkes tahtanın fotoğrafını çekiyor, Twitter üzerinden ve Facebook’tan “Bizden önceki atölyede İskender olunca” diye paylaşıyor. Bir hafta kadar kaldı tahtada. Harun Tekin’in yazdıkları da aynı muameleyi görüyor.

 

"Ev ruhuna kavuştu"

 

Akademi’nin internet sitesinde birlikte üretmekten bahsetmişsiniz. Bundan kastınız ne?

 

Haydar Ergülen: Hepimizin atölyede anlatacaklarına ilişkin bir programı var tabii ama sonuç olarak arkadaşlarla birlikte, onların isteklerine, ihtiyaçlarına göre ilerliyoruz. Katılımcı sayısını kısıtlamamız da bu yüzden. 20 kişilik atölyelerde, herkesle tek tek ilgilenme şansınız olmuyor.

 

Latife Tekin: Burası hepimizin evi gibi de oldu. En güzel tarafı o. Burada kalınabiliyor. Herkesin evi kullanması, mutluluk veriyor. Eskiden de bizim evde çok kalınırdı. Yıllar sonra burası yeniden o ruha kavuştu.

 

"Atölye yapanlarla dalga geçerdim"

 

 

Atölyelerde yazarlık öğrenilebilir mi? Bu doğrultuda bir tartışma var. Bu konudaki görüşleriniz neler?

 

Latife Tekin: Yazma deneyimi denen şeyin bir kısmı tabii ki aktarılabilir. Ama bir yanı var ki öğretilemez, paylaşılamaz. Ben hiç atölye yapmadım. Yazı atölyesi yapan arkadaşlarım beni misafir yazar olarak çağırıyorlar bazen. Dil ile ilişkimi anlatıyorum.

 

Fakat burada bir enerji dolaşıyor. İnsanlar kendi metinlerini, denemelerini paylaşıyor. Hoca ve yazmak isteyen genç katılımcı ilişkisinin ötesinde başka bir enerji bu. Bu enerjiyle, gelenlerin edebiyatla kurdukları ilişki değişiyor. Ben eskiden dalga geçiyordum atölye yapan arkadaşlarla. “Geleceğim, sizin atölyeye kaydolacağım, yazar olmak istiyorum” diyordum.

 

Eskiden şaşırırdım, "Ne kadar çok insan geliyor, bu kadar çok insan yazar mı olmak istiyor" diye. Bir atölyede “Kimler yazar olmak istiyor” diye sordum. Sadece bir kişi elini kaldırdı. Diğerleri zaten bazı sektör dergilerinde, bir takım gazetelerde yazıyorlardı. Onlar daha iyi yazabilmek, işlerini kaybetmemek, daha iyi bir işe geçebilmek için katılıyorlardı. Bir nevi yazma alıştırmasıydı. Ayrıca sosyal bir yanı da var. Dostluklar kuruluyor.

 

"Gümüşlük Belediyesi bizi tedirgin etmek istiyor"

 

Gümüşlük Belediyesi ile ilişkileriniz nasıl?

 

Latife Tekin: 5-6 tane davası var Gümüşlük Akademisi’nin. Mehmet Tire başkan seçilmesin diye çok uğraştım. O da seçimi kazandıktan sonra bizi sürekli taciz etti. Ama yine de bizim bahçeye giremedi, Gümüşlük’te giremediği tek bahçe... Sonra beni imar kirliliği yaratmaktan mahkemeye verdi. Bizim yüzde 33 imar iznimiz var. Beraat ettim. Zaten amacı bizi tedirgin etmek olan, saçma bir davaydı. Biz oraya afiş assak, “Çevreyi kirletiyorlar” diye dava açıyor, ceza kesiyorlar. Beraat ettiğim davayı temyize gönderdiler şimdi. Sonucunu bekliyoruz. Bir yandan da basın yoluyla atışıyoruz. O diyor ki “Yazarlığı beş para etmez”. Ben diyorum, “Biz onlardan daha eskisyiz burada. Onlar gider, biz kalırız. Onlar belediye, biz vakıfız.” Mart’ta kalkıyor zaten tüm belde belediyeleri.

 

Önümüzdeki günlerde hangi atölyeler var?

 

küçük İskender’le şiir çalışmaları

 

Türkçe şiire genel bir bakış; dünya şiirinin öncüleri; şiirde ana damarlar; şiirin iç dinamikleri; şiir okuma teknikleri; lirik şiirden epik şiire; şiirde görsellikten deneye; imge nedir, nasıl bulunur, nesne; şiir yazma nedenleri; bir deneyim olarak şiir; şiir algısını açacak zihin alıştırmaları; ortak şiir yazımı…

 

9 Şubat 2014
13.00 -16.00 saatleri arasında
(8 hafta, haftada 3 saat, toplam 24 saat)

 

Türker Armaner’le felsefe seminerleri

 

Spinoza ile bedene bakış nasıl değişti ve bu dönüşümün siyasi kuramlara etkisi ne oldu? Bu yaklaşımda ahlakın kural koyucu bir işlevi olabilir mi? Spinoza iradeyi neden zihnin bir tahakküm aracı olarak görmez? Spinoza “Tanrı ya da doğa” derken ne kast eder? Teoloji ile felsefe neden kesin sınırlarla ayrılmıştır? Pozitif hukuk neden dini hükümler temelinde kurulamaz? Spinoza’nın sistemiyle neden “panteizm”, “ruhun ölümsüzlüğü”, “tasavvuf” kavramlarını bağdaştıramayız? Bunlar ve benzerleriyle Spinoza’ya dair bir çerçeve çizme çalışması...

 

13 Şubat 2014
Perşembe günleri, 16.00 - 18.00 saatleri arasında


Ümit Ünal’la senaryo bakışı

 

Senaryo yazmak isteyenler, nelere dikkat etmeli? Edebiyat diliyle sinema dili arasındaki temel farklar nelerdir? Senaryonun temel unsurları nelerdir ve benzeri sorular… Yeni Türk sinemasının öncü yönetmenlerinden, öykücü, yazar Ümit Ünal’ın gerçekleştirdiği bu çalışmada, hazır senaryosu olan ya da gelişime açık bir senaryo fikri olan katılımcıların yapıtları da okunup değerlendirilecektir.

 

15 Şubat 2014
Cumartesi günleri, 4 hafta

 

Gökçenur Ç. ile şiir çeviri atölyesi

 

Bu atölyede, dünya şiirinden şairler okunulacak ve beraberce yorumlanacak, çeviriler yapılacak, yapılan çeviriler birlikte değerlendirilecek. Atölyenin amacı, bir yandan çeviri kavramları ve çeviri sorunları ile tanıştırırken diğer yandan dünya şiirinin seçkin örneklerini birlikte çevirerek çeviri hakkında bilgiler vermektir.

 

10 Şubat 2014
4 hafta, haftada 3 saat, toplam 12 saat
Her Pazartesi 19.00-22.00

 

Onur Behramoğlu ile şiirin müziği

 

Türk ve dünya şiirinden şairler, şiirlerinden yapılmış besteler dinletilerek anlatılacak, şiir-müzik ilişkisi üzerine birlikte düşünülecektir. Atölyenin amacı, dünya şiirinin seçkin örneklerini müzik eşliğinde paylaşırken şairlerle besteciler hakkında bilgiler vermek; Türk şiirini geçmişten günümüze tanıtırken, yolu şair kalbinden geçen müzisyenleri hatırlatmaktır.

 

10 Şubat 2014
4 hafta, haftada 3 saat, toplam 12 saat
Her Pazartesi 19.00-22.00

 

Simla Sunay’la çocuk ve mimarlık atölyesi

 

Labirent, mekan, taş, köprü, ağaç, park, mahalle, deniz, köşk, merdiven… Mimar Dedalus’dan Mimar Sinan’a, Mimar Antonio Gaudi’den ünlü ressam ve çizer Escher’e, usta mimarların başyapıtlarından, eselerinden, yapılarından örnekler… Çeşitli malzemelerle çizimler, tasarımlar ve yeniden üretimler.

 

8 yaş ve üstü yalnızca 10 çocukla sınırlı olan atölye, 16 Şubat- 23 Mart arasında, 6 hafta sürecek.

 

Atölye, Etiler’de Small Hands Okulunda gerçekleştirilecek. Her hafta Pazar günleri saat 12.00-13.30 arasında, 1,5 saat süresince ünlü bir mimar tanıtılarak onun bir yapıtı yeniden tasarlanacak.

Yorumlar

Yorum Gönder


Kaynak göstererek paylaşabilirsiniz elbette. İlginize teşekkürler...

38%
62%

bu haberi paylaşabilir miyiz sitemizde ? http://www.ankaraetkinlikrehberi.com

39%
61%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yeni yıl diye adlandırdığımız takvim dönemine yaklaşırken, yayınevleri, bizi heyecanlı tutmak adına yazarlarının beklenen yapıtlarını müjdelemeye başlar; biz okurlar da, sıkıntılı zamanlarımızda sığınabilmek ve günü geçirebilmek için okunacak yeni kitapların beklentilerine kapılırız.

Anna Karenina'yı elime ilk aldığımda lisedeydim. Birkaç sayfa okuduktan sonra uzun ve sıkıcı bir roman olduğuna karar verip rafa geri koymuştum. İkinci denememde üniversiteden yeni mezun olmuştum, bu defa elimden bırakamadım. O yaşta beni en çok heyecanlandıran, romanın unutulmaz karakterleri ve elbette aşktı.

Kimilerine göre “modern zamanların ilk miti”, kimilerine göre de “ilk modern bilimkurgu” olan Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818’de yayımlandı ve on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru zirveye çıkıp on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında hız kesen Britanya gotik romanının geç dönem eserlerinden biri olarak edebiyat tarihine geçti.

Korkularımızdan can bulup yine korkularımızla beslenerek yaşayan canavarlar; genelde hayvansal formlara insani özellikler eklenerek şekillendirilmişler – bazen insanlar gibi dik dururlar, bazen insana özel yüz ifadeleri taşırlar, bazen konuşurlar vesaire… İnsani özellikler; inandırıcılıklarını ve dolayısıyla etkilerini artırırken, kendileriyle ilintili korkuları da cisimleştirir.

Sinema severlerin heyecanla beklediği dönemlerden biri yaklaştı! Bu yıl 17.'si düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali 15-25 Şubat'ta İstanbul'da, 1-4 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir'de... Filmlerin yanı sıra !f Music de, Müjde Ar ve Tuğrul Eryılmaz’ın !f İstanbul’a özel sohbeti ve hayat verecek etkinlikleriyle çok konuşulacak gibi görünüyor. Bu yılın teması ise "Hayat Var!”

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.