Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Makasla Kesilen Fotoğraflar: Yabancı Bir Baba



İyi
Toplam oy: 57
Başka bir toprağa göçerken, başka bir dile göçeriz daha ziyade. Bu romanda olduğu üzere dil bir hayalete dönüştüğündeyse, insan kendi kimliğini hangi malzemelerle, ne şekilde inşa edebileceğini şaşırır.

Mad Max (2015), kıyamet-sonrası (post-apokaliptik) dünyanın kendi başına bir savaşçısı olan mücadeleci Max’ın muhtelif maceralarından oluşan macera-aksiyon türünde bir video oyunu. Kum altında kalmış havaalanlarından (Underdune), metro istasyonlarına; dağ, vadi diplerinden çok tuhaf yaylalara çeşit çeşit kamplarda efsane arabamız Magnum Opusla geziyoruz. Envai türde yaratık ve savaşçılarla boğuşurken Ay ışığında veya sabahın eşsiz şafağında hurda parçaları toplayarak yolculuğumuza devam ediyoruz. Birbirine eşdeğer, iki silindirli kamplardan (Twin Sisters) terk edilmiş devasa gemi güvertelerine dek sayısız yaratıcı kamp çeşidine rastladığımız Mad Max, çok geniş açık-dünyası, ilginç araba modifiyeleri, rengârenk maden yatakları, sürprizleri bitmeyen görevleriyle ışıldarken, bölgeden bölgeye savrulan Max ile Arjantinli yazar Eduardo Berti’nin Yabancı Bir Baba romanında kıtadan kıtaya, şehirden şehre savrulan iki baba ve iki oğlu arasında tuhaf bir benzerlik var. Neredeyse bir asırlık zaman aralığıyla iki baba-oğul ilişkisine yakından bakan Berti, göç sosyolojisi, başka diller, başka topraklar, “yabancı” olmak, sürekli kültürel bir köprüde olma halini de kurcalıyor sık sık. Kurcaladıkça daha da büyüyen, çoğalan konular bunlar. Dokundukça dağılıyor, aile sırları, kadim psikanaliz denklemleri zorluyor.

 

Daha romanı açarken karakterine, “Her cenazede bir bedenden çok daha fazla şey gömülür” (s.19) dedirten yazar, Madrid - Paris ve elbette Buenos Aires arasında okurunu savuracak. Romanın sarmal yapısı, bir çeşit kendi üzerine kapanması, gerçek ve kurgu arasındaki sınırları türlü oyunlarla bertaraf etmesi (yazarın kendi hayatından gerçek unsurları da zaman zaman romana dâhil etmesi vesilesiyle) Yabancı Bir Baba’yı nitelikli, derin bir roman kılıyor. “Fraud Froud Freud” (s.79) benzeri kelime oyunları, her yönden bizi mecburi istikametimiz olan Freud’a ve elbette Totem ve Tabu’ya getiriyor. Sert baba, bu babanın kendinden uzaklaştırdığı yetişkin oğulları ve nihayet uzaklaşan erkek kardeşlerin birlikte babalarını öldürmeleri. Ki esas mesele buradan sonra başlıyor: Sözde-ölü baba, eski-yaşayan halinden çok daha kuvvetli artık. O vakte dek babanın mani oldukları, artık kendi oğulları tarafından yasaklanıyor.

 

GERÇEK EV NEREDE?

 

Başka bir toprağa göçerken, başka bir dile göçeriz daha ziyade. Bu romanda olduğu üzere dil bir hayalete dönüştüğündeyse, insan kendi kimliğini hangi malzemelerle, ne şekilde inşa edebileceğini şaşırır. Hayalet dil, sese, metinlere, insanın yaslanabileceği en kıymetli hazinelerden biri olan kelimelere sirayet ettiğinde, kimliğimiz, bilincimiz, benliğimiz de oradan oraya uçuşur. “Yabancı” olmanın en lanetli hallerinden biridir bu ve artık ne Paris’in görkemli kafeleri, ne de gelinen, yola çıkılan Buenos Aires’in rengârenk mimarisi, bu romanın karakterlerine veya herhangi birimize iyi gelebilir, “gerçek bir ev”e dönüşebilir. Babanın romanı ve oğulun romanı (iki karakter de roman yazıyor) birbirine karışıyor, baba ve oğullardan müteşekkil bu evren için, babanın kendi romanı için seçtiği Göçük ismi (hatta defterinin en başına yanlış yazdığı haliyle Göçek s. 122) tam oturuyor.

 

Freud’un psikanaliz teorisinden mülhem gerçeküstücülük akımı, aslen insan zihninin işleyişini, tuhaf imgelerle betimlerken; bu romanın kapağında yer alan Max Ernst’in Pietà ya da Gece Devrimi (Pietà or Revolution by Night, 1923), genellikle sanatçı ve babası arasındaki çalkantılı ilişki üzerinden yorumlanır. Arka plandaki başı bandajlı adam, The Guardian gazetesine göre Sigmund Freud’u ya da I. Dünya Savaşı sırasında başından yaralanan Fransız şair Guillaume Apollinaire’i temsil ediyor olabilir. Resim, Hz. İsa’nın bedenini, babası tarafından kucaklanan, sanatçının kendisine ait bir görüntüsüyle kapatarak, Hz. Meryem’in geleneksel sahnesini değiştirir.

 

UÇAK ENKAZLARI, ÇÖL FIRTINALARI...

 

Makasla kesilen fotoğraflar, göç yollarına, zor aile sırlarına, uzak geçmişlere ilişirken, çevirmen Roza Hakmen’in pürüzsüz Türkçesiyle, Eduardo Berti’nin ilginç üslubuna enikonu dahil oluyoruz. Şimdi Madrid’de yaşayan Berti’nin (1964, Buenos Aires doğumlu), Düşlenen Ülke (2014) isimli romanı ve İmkânsız Hayat (2015) isimli kısa öyküler toplamının ardından Yabancı Bir Baba ile ülkemizde daha çok okura ulaşacağı kesin. Kentler arası yapılmış bir babalar-oğullar trafiği olan bu romanda, babalar ve oğulları arasındaki sevgi - şefkat - rekabet - çatışma - öfke ve diğer uç duygularla çalkalanan, nesiller arası farktan da kaynaklanan çalkantı dolu bu kadim ilişki biçimi üzerine tekrar tekrar düşünürken bulacaksınız kendinizi. Eduardo Berti, küçük küçük parçaları üst üste yığıp, parçaları birleştirme işini genellikle okura bırakıyor. Çok dikkatli okumakta ayrıca fayda var, bazı sanat filmlerinde de olduğu üzere, en başta ilgisiz görünen bir ayrıntı, iki “Mezarlık kulübü”nün ortasında, “Pent Farm” ile “Göçek” arasında geçişirken, hiç beklemediğimiz bir anda sürpriz bir kapıyı açıyor. Uçak enkazları, çöl fırtınaları, ıssız çöp dağları arasında -kambur tamircimiz Chumbucket’ı saymazsak- bir başına maceralar peşinde dolanan Max gibi Berti’nin roman karakterleri de, bir tür eksik aile fotoğrafını tamamlamak istiyorlar sanki. Video oyunlarında da, kıtadan kıtaya uçuşan romanlarda da, gerçek hayatta da bu fotoğraf tamamlama güdüsü sanki hiç değişmiyor. Başka birinin bizi makasla kestiği fotoğrafın diğer parçasını arıyoruz.

 

Dipnot: Bir başka nefis video oyunu olan God of War 4’te (2018) de serinin önceki bölümlerinde Yunan tanrılarıyla hesaplaşmasını kendince tamamlayan Kratos, bu kez İskandinav dünyasına doğru yol alırken, yanında ilk kez oğlu Atreus da var.

 

 

YABANCI BİR BABA
Eduarto Benti
ÇEV: Roza Hakmen
METİS YAYINLARI 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Ölüm fazla kesindir; bütün sebepler onun tarafında bulunur.” E. M. Cioran

 

Müslüm filminin başındaki bir sahne, popüler müzik türlerinde yaygın olan şarkıyı yüksek sesle, âdeta bağırarak okuma modasının ve aynı zamanda arabeskin Batı müziğinin ötekisi olarak gösterilmesi durumunun tersine ışık tutuyor gibidir. Öyle ki sanki bu ışık belli olsun diye Müslüm Gürses dinleyicisinin karşısına çıkarken elektrik kesiliyor.

Filmlerinde değişen, kentleşen, modernleşen Japonya’ya dair arka planda sunduğu nefis detaylarla farklı bir sineması var Yasujiro Ozu’nun. “Geç Gelen Bahar” (1949), “Erken Gelen Yaz” (1951) ve “Tokyo Hikâyesi”ni (1953) muhakkak görün isterim. Ama Japon Sineması’nda keşfedilmesi gereken Ozu haricinde de çok nitelikli yönetmenler var. Miyazaki’yi şahane animasyonları vesilesiyle duymuşsunuzdur.

Mizah unsuru çocuklar için vazgeçilmez ve ilgi çekici konuların başında gelir. Okurken kahkaha atmayı sever her çocuk. Tabii bir yazar onu güldürmeyi başarabilirse… Ülkemizde çocuklara kaliteli mizahı edebiyatla harmanlayarak sunan kitap sayısı çok fazla değil. İngiliz yazar David Walliams çocuk kitaplarına mizah katma becerisiyle dünyanın en çok okunan yazarlarından birisi.

Tavuk tandır aldım tepsiye. Pilav üstü az kuru, lahana sarma, yanına çorba, salata ve ayran.” Bu cümleleri bir bilimkurgu hikâyesinden okuma ihtimaliniz nedir? Müfit Özdeş’i okumadıysanız buna ihtimal vermezsiniz elbette. Ancak okuduysanız bu soruyu sormamın ne kadar abes olduğunu en iyi siz takdir edeceksiniz.

 

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.