Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Milli Kültürün Temeli, Masallar




Toplam oy: 2
1961’de Türkiye ile Almanya arasında imzalanan işçi sözleşmesinin arkasında Elsa Sophia Kamphövener’in derleyip yayımladığı masallar vardır.

Modernleşme dönemi Türk edebiyatının en zayıf şubesi ço­cuk edebiyatıdır desek abartı olmaz. Zira 1860 sonrası Türk edebiyatının yazarları, şairleri, araştırmacıları ilgilerinin bü­yük bölümünü başta roman olmak üzere tiyatroya, hikâyeye, gazete-dergi yazılarına, yani Batı edebiyatının daha çok yetişkinleri, kısmen gençleri ilgilendiren türlerine, o türlerin Türk edebiyatına adapte edilmesine ve Türk şiiriyle Batı şiirinin kaynaştırılmasına vakfetmişlerdir. Halk edebiyatına yönelik II. Meşrutiyet sonrasında ortaya çıkan merak da ne yazık ki daha çok şiirle sınırlı kalmıştır. Özellikle bu, önemli. Çünkü söz konusu ilgisizlik nedeniyle, millî kültürü olduğu kadar evrensel insanî refleksleri de çocukların muhayyile­sinde mayalayan ve edebiyatın, kültürün özünü oluşturan masallar yeni edebiyatın taşrasına itilmiştir.


Muhakkak bazı fabl denemeleri, çevirileri ya da Tevfik Fikret’in Şermin’i gibi çocuk edebiyatı çerçevesi içine giren istisnalar var. Dahası, Cumhuriyet döneminde gerçekleşen Eflâtun Cem Güney, Pertev Naili Boratav gibi halk bilimcile­rin derlemeleri var. Fakat bütün bunlar ne kadar akademinin sınırları dışına çıkmıştır, çıkarılmıştır? Masalların muhatap­larına, yani çocuklara ulaştırılması, uluslaşma sürecinin ze­minini oluşturan yaygın eğitim faaliyetlerine dâhil edilmesi ve bu temel üzerinde güçlü bir çocuk edebiyatı kurulması da en az derleme faaliyetleri kadar önemlidir. Masallar Bize Ne Anlatır isimli kitabında Yücel Feyzioğlu bu hususa dikkat çekiyor ve örnek olarak Almanya’yı işaret ediyor.


Masallar benliğin aynasıdır 


Türkiye’de sanayileşme, ilerleme yahut uluslaşma bahsi açıldığında adı ilk anılan ülkedir Almanya ve II. Abdülhamit döneminden I. Dünya Savaşı sonuna kadar Osmanlı’nın da müttefikidir. Üstelik bu Almanya, emperyalist bölüşümün neredeyse tamamlandığı 19. yüzyılın ikinci yarısında sahne­ye çıkmıştır; İngiltere’nin, Fransa’nın ve Rusya’nın pastasın­dan pay istemiştir. İlber Ortaylı Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu isimli kitabında Almanya Başbakanı Prens Bülow’un şu sözünü naklediyor: “Almanya hiç kimseyi gölgeye itmek istemiyor, ama güneşteki yerini almaya karar­lıdır.” Almanların yükselişi nereden gelir? Masallar Bize Ne Anlatır, bu soruya cevap veriyor. 

Almanların henüz bir millî birlik oluşturamadığı 1812’de Türkiye’de de iyi tanınan Grimm Kardeşler derledikleri masalları yayımlar. Profesör Von Humboldt dil çalışmaları yapar ve bunlar eğitim yoluyla çocuklara ulaştırılır. Alman masallarının ortak dili ve kültürüyle büyüyen o çocuklar 1848’de Almanya ortak meclisini kurar. Güneşteki yerini alma kararlılığı ve güveni böylece ortaya çıkar.

Yine II. Dünya Savaşı sonrasında, yani Almanya’nın küllerin­den bir daha doğuşunda iş gücüne ihtiyaç doğar ve Türkler istenir. Feyzioğlu’nun anlattığına göre Türklerin istenme sebebi de masallarla ilgilidir. II. Abdülhamit döneminde Türkiye’ye davet edilen Alman generali Louis Kamphöve­ner Paşa, kızı Elsa’yla birlikte gelir. Elsa, sultanın kızlarıyla arkadaş olur. Saray masalcısı Fehim Bey’den masallar dinler ve zamanla bu alanda ustalaşır. Fehim Bey’in icazetiyle, erkek kılığında Anadolu’yu gezer, masallar anlatır, dinler ve derler. Derlediklerini Almanya’ya döndükten sonra anlatır. Türk masalları anlatıcısı olarak ünlenir. İki cilt hâlinde Türk Kervansaraylarında Ocakbaşı Masalları’nı yayımlar. Bu kitap çok satanlar arasına girer ve Almanya’da Türklere karşı ciddi bir sempati oluşur. Dolayısıyla 1961’de Türkiye ile Almanya arasında imzalanan işçi sözleşmesinin arkasında Elsa Sophia Kamphövener’in derleyip yayımladığı masallar vardır.

Prof. Von Humboldt’tan Feyzioğlu’nun aktardığı bir sözle toparlayalım: “Her dilin kendi mantığı, anlatım biçimi, tadı, kurgusu, ruh hali vardır ve insanın tüm benliğini sarar.” Ma­sallar o benliğin aynasıdır, çocuk kendini o aynada görmez­se millî kültürün ve edebiyatın temeli sağlam olamaz. 

 

 

 

MASALLAR BİZE NE ANLATIR?
Yücel Feyzioğlu

ABİS YAYINLARI 2019

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var.

Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri.

Çocukluğunu kitap ve dergi açısından kısıtlı zamanlarda geçirenler için atlasın önemi büyüktür. Sınıflarındaki kara tahtanın yanında coğrafi veya fiziki Türkiye atlası görenler şanslı, dünya atlası görebilenler hepten şanslı sayılırdı. Tabii bir de ülke ülke, kıta kıta dünya atlası fasikülü bulanlar için hayal dünyasının kapısı ardına kadar açılırdı.

Bu sayıda, dünyanın geleceğine dair kurulmuş aydınlık ve karanlık hayallere, ütopyalara ve distopyalara bakıyoruz. Ve görüyoruz ki en güneşli ütopyaların üzerinde bile baskıcı bir gücün, bir çeşit toplum mühendisliği çabasının gölgesi duruyor hep. Bu kitaplarda birilerinin ideali daima ötekilerin yıkımı, bir grubun aydınlığı mutlaka ötekilerin karanlığı oluyor.

Bosna’nın millî şairi, Aliya İzzetbegoviç’in kadim dostu, yakın çalışma arkadaşı Cemalettin Latiç… Bosna’nın Yunus Emre’si olarak anılan bu kıymetli şairin kitapları, Okur Kitaplığı’nın özverili ve titiz çabasıyla Türkçeye çevriliyor. İlk üç kitap yayımlandı bile. Bütün Eserleri başlığıyla Latiç’in kitaplarının Türkçeye kazandırılıyor olması çok kıymetli bir yayımcılık çabasıdır.

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.