Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Milli Kültürün Temeli, Masallar




Toplam oy: 27
1961’de Türkiye ile Almanya arasında imzalanan işçi sözleşmesinin arkasında Elsa Sophia Kamphövener’in derleyip yayımladığı masallar vardır.

Modernleşme dönemi Türk edebiyatının en zayıf şubesi ço­cuk edebiyatıdır desek abartı olmaz. Zira 1860 sonrası Türk edebiyatının yazarları, şairleri, araştırmacıları ilgilerinin bü­yük bölümünü başta roman olmak üzere tiyatroya, hikâyeye, gazete-dergi yazılarına, yani Batı edebiyatının daha çok yetişkinleri, kısmen gençleri ilgilendiren türlerine, o türlerin Türk edebiyatına adapte edilmesine ve Türk şiiriyle Batı şiirinin kaynaştırılmasına vakfetmişlerdir. Halk edebiyatına yönelik II. Meşrutiyet sonrasında ortaya çıkan merak da ne yazık ki daha çok şiirle sınırlı kalmıştır. Özellikle bu, önemli. Çünkü söz konusu ilgisizlik nedeniyle, millî kültürü olduğu kadar evrensel insanî refleksleri de çocukların muhayyile­sinde mayalayan ve edebiyatın, kültürün özünü oluşturan masallar yeni edebiyatın taşrasına itilmiştir.


Muhakkak bazı fabl denemeleri, çevirileri ya da Tevfik Fikret’in Şermin’i gibi çocuk edebiyatı çerçevesi içine giren istisnalar var. Dahası, Cumhuriyet döneminde gerçekleşen Eflâtun Cem Güney, Pertev Naili Boratav gibi halk bilimcile­rin derlemeleri var. Fakat bütün bunlar ne kadar akademinin sınırları dışına çıkmıştır, çıkarılmıştır? Masalların muhatap­larına, yani çocuklara ulaştırılması, uluslaşma sürecinin ze­minini oluşturan yaygın eğitim faaliyetlerine dâhil edilmesi ve bu temel üzerinde güçlü bir çocuk edebiyatı kurulması da en az derleme faaliyetleri kadar önemlidir. Masallar Bize Ne Anlatır isimli kitabında Yücel Feyzioğlu bu hususa dikkat çekiyor ve örnek olarak Almanya’yı işaret ediyor.


Masallar benliğin aynasıdır 


Türkiye’de sanayileşme, ilerleme yahut uluslaşma bahsi açıldığında adı ilk anılan ülkedir Almanya ve II. Abdülhamit döneminden I. Dünya Savaşı sonuna kadar Osmanlı’nın da müttefikidir. Üstelik bu Almanya, emperyalist bölüşümün neredeyse tamamlandığı 19. yüzyılın ikinci yarısında sahne­ye çıkmıştır; İngiltere’nin, Fransa’nın ve Rusya’nın pastasın­dan pay istemiştir. İlber Ortaylı Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu isimli kitabında Almanya Başbakanı Prens Bülow’un şu sözünü naklediyor: “Almanya hiç kimseyi gölgeye itmek istemiyor, ama güneşteki yerini almaya karar­lıdır.” Almanların yükselişi nereden gelir? Masallar Bize Ne Anlatır, bu soruya cevap veriyor. 

Almanların henüz bir millî birlik oluşturamadığı 1812’de Türkiye’de de iyi tanınan Grimm Kardeşler derledikleri masalları yayımlar. Profesör Von Humboldt dil çalışmaları yapar ve bunlar eğitim yoluyla çocuklara ulaştırılır. Alman masallarının ortak dili ve kültürüyle büyüyen o çocuklar 1848’de Almanya ortak meclisini kurar. Güneşteki yerini alma kararlılığı ve güveni böylece ortaya çıkar.

Yine II. Dünya Savaşı sonrasında, yani Almanya’nın küllerin­den bir daha doğuşunda iş gücüne ihtiyaç doğar ve Türkler istenir. Feyzioğlu’nun anlattığına göre Türklerin istenme sebebi de masallarla ilgilidir. II. Abdülhamit döneminde Türkiye’ye davet edilen Alman generali Louis Kamphöve­ner Paşa, kızı Elsa’yla birlikte gelir. Elsa, sultanın kızlarıyla arkadaş olur. Saray masalcısı Fehim Bey’den masallar dinler ve zamanla bu alanda ustalaşır. Fehim Bey’in icazetiyle, erkek kılığında Anadolu’yu gezer, masallar anlatır, dinler ve derler. Derlediklerini Almanya’ya döndükten sonra anlatır. Türk masalları anlatıcısı olarak ünlenir. İki cilt hâlinde Türk Kervansaraylarında Ocakbaşı Masalları’nı yayımlar. Bu kitap çok satanlar arasına girer ve Almanya’da Türklere karşı ciddi bir sempati oluşur. Dolayısıyla 1961’de Türkiye ile Almanya arasında imzalanan işçi sözleşmesinin arkasında Elsa Sophia Kamphövener’in derleyip yayımladığı masallar vardır.

Prof. Von Humboldt’tan Feyzioğlu’nun aktardığı bir sözle toparlayalım: “Her dilin kendi mantığı, anlatım biçimi, tadı, kurgusu, ruh hali vardır ve insanın tüm benliğini sarar.” Ma­sallar o benliğin aynasıdır, çocuk kendini o aynada görmez­se millî kültürün ve edebiyatın temeli sağlam olamaz. 

 

 

 

MASALLAR BİZE NE ANLATIR?
Yücel Feyzioğlu

ABİS YAYINLARI 2019

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.