Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Mucizeler Atölyesi'nden Havvanur'a Mektup




Toplam oy: 39

Havvacığım, daha merhaba bile demeden, gözlerinden öpüyorum. Ve benim yerime, eve gider gitmez, evdeysen hemen şimdi, iki kardeşini öpmeni rica ediyorum.

Sorularını aldım, başım üstüne. Demek şair amcanla bir söyleşi yapmak istiyorsun. İlk fırsatta cevap yazıp göndereceğim. Acaba eğlenceli olacaklar mı, beğenecek misin?

Şimdi ve çoğu zaman, bence bir evin en çok ve bütün yüreğiyle ev olduğu yerde, mutfaktayım.

Bir iki kışkışlamadan sonra, yengen sesini çıkarmayınca, mutfak masasını iyiden iyiye çalışma masası yaptım.

Ara sıra, özünde bir mutfak masası olduğunu, ona tabii ki hatırlatıyoruz. Kitaplarla, yazılarla, burada yaşadıkça keyfine diyecek yok. Bana da, “İyi bir gelişme, hatta evrim gösterdim, özelliklerim de arttı. Hem, seninle fena bir ikili sayılmayız” diyesi geliyor. Buna inanabilirsin. Sezgilerim boş değildir.

Mutfak masa hikâyem uzun, konuyu şunun için açmıştım: Pencereden tatlı sesler geliyor. Ve sen bak içimden geçene: “Cevaplar iyi olmazsa, aralara bu sesleri karıştırırım.”

Hep aynı kuşlar. Hep de ötüyorlar. Laf aramızda, Kuşlarla arkadaş olunabilseydi, Biz çoktan can ciğer olurduk.

Anlayacağın, Havvanur, içim kalabalık, çevre sakin. Anladın?

Hayatın genci olanlar bunu hemen anlamaz. Kendi çabasıyla, dünyanın güzelliklerinden Hep yüreğinde ve yanında olacak bir arkadaş kazanmak, ve onun sayesinde kendinin dostu olmak biraz ileriki yılların işi, ama bir yerden de başlamak lazım.

İyi müzikler, güzel şiirler, harika filmler, romanlar, daha neler neler bunun içindir.

Bugünlerde çok yazıyorum, çok. Sorma, çocuk ve genç parçam bunu Havvanur’a söylemek istiyor.

Nelerden bahsetmiyorum ki. Mandalinadan, teknelerden, ağız mızıkasından, MR cihazına girmekten, uzaklardan bakınca bir yaprak gibi görünen ulu ağaçtan, şiir yazmanın zorluklarından

Tabii, tahmin edeceğin gibi, bunların arasına çaktırmadan, bazen çaktırarak, kendimi de katıyorum. Görünce amcanı tanıyabilirsin :)

Anlayacağın, çok çalışıyorum, çok. Ve durup durup; iyi, daha da iyi, yazmayı acaba başarabiliyor muyum? Diye kendime hep soruyorum.

Yazdığım şiirler, benim ve senin gibi, hayattaki güzel ve yürek arındıran, ruha kanat olan şeyleri arayanların;

Çakır gözlü veya gözü kara insanların, beyazların ve zencilerin, çiçeği burnunda doktor kızların, ve maden ocağına inen işçilerin, hatta burnu havada doçentlerin gönül vereceği kadar güzel mi?

Bir mucize olacak, bir şiirim okunurken, serçeler, vay be deyip, bir an susacaklar mı? Olur ya, daha sonra, bir başka şiirimde, Bir dereciğin durup dinlenesi gelecek mi?

Şimdilik ancak Allah’ın görebileceği bir mucizeler atölyesi kurdum. Çok çalışıyorum. Çok. Belki senin bile çalıştığından çok.

Babanın dediğine bakılırsa; Bazı günler bir, bazı günler iki gözün kitaplardaymış. O yüzden, belki senin bile çalıştığından çok, diyorum. Çok güzel şeyler, biliyorsun, çok çalışmadan olmuyor. Göz nuru dökeceksin ki, Havva’nın biri değil, evet, bir Havvanur olacaksın.

Aslında sonu gelmez ama bu mektup burada bitiyor. Sana ve kendime, İkimize birden yazdım.Zaten kendime de Mail atıyorum.

Cevaplar haftaya sende. Cevdet, amcan

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.