Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Mucizeler Atölyesi'nden Havvanur'a Mektup




Toplam oy: 47

Havvacığım, daha merhaba bile demeden, gözlerinden öpüyorum. Ve benim yerime, eve gider gitmez, evdeysen hemen şimdi, iki kardeşini öpmeni rica ediyorum.

Sorularını aldım, başım üstüne. Demek şair amcanla bir söyleşi yapmak istiyorsun. İlk fırsatta cevap yazıp göndereceğim. Acaba eğlenceli olacaklar mı, beğenecek misin?

Şimdi ve çoğu zaman, bence bir evin en çok ve bütün yüreğiyle ev olduğu yerde, mutfaktayım.

Bir iki kışkışlamadan sonra, yengen sesini çıkarmayınca, mutfak masasını iyiden iyiye çalışma masası yaptım.

Ara sıra, özünde bir mutfak masası olduğunu, ona tabii ki hatırlatıyoruz. Kitaplarla, yazılarla, burada yaşadıkça keyfine diyecek yok. Bana da, “İyi bir gelişme, hatta evrim gösterdim, özelliklerim de arttı. Hem, seninle fena bir ikili sayılmayız” diyesi geliyor. Buna inanabilirsin. Sezgilerim boş değildir.

Mutfak masa hikâyem uzun, konuyu şunun için açmıştım: Pencereden tatlı sesler geliyor. Ve sen bak içimden geçene: “Cevaplar iyi olmazsa, aralara bu sesleri karıştırırım.”

Hep aynı kuşlar. Hep de ötüyorlar. Laf aramızda, Kuşlarla arkadaş olunabilseydi, Biz çoktan can ciğer olurduk.

Anlayacağın, Havvanur, içim kalabalık, çevre sakin. Anladın?

Hayatın genci olanlar bunu hemen anlamaz. Kendi çabasıyla, dünyanın güzelliklerinden Hep yüreğinde ve yanında olacak bir arkadaş kazanmak, ve onun sayesinde kendinin dostu olmak biraz ileriki yılların işi, ama bir yerden de başlamak lazım.

İyi müzikler, güzel şiirler, harika filmler, romanlar, daha neler neler bunun içindir.

Bugünlerde çok yazıyorum, çok. Sorma, çocuk ve genç parçam bunu Havvanur’a söylemek istiyor.

Nelerden bahsetmiyorum ki. Mandalinadan, teknelerden, ağız mızıkasından, MR cihazına girmekten, uzaklardan bakınca bir yaprak gibi görünen ulu ağaçtan, şiir yazmanın zorluklarından

Tabii, tahmin edeceğin gibi, bunların arasına çaktırmadan, bazen çaktırarak, kendimi de katıyorum. Görünce amcanı tanıyabilirsin :)

Anlayacağın, çok çalışıyorum, çok. Ve durup durup; iyi, daha da iyi, yazmayı acaba başarabiliyor muyum? Diye kendime hep soruyorum.

Yazdığım şiirler, benim ve senin gibi, hayattaki güzel ve yürek arındıran, ruha kanat olan şeyleri arayanların;

Çakır gözlü veya gözü kara insanların, beyazların ve zencilerin, çiçeği burnunda doktor kızların, ve maden ocağına inen işçilerin, hatta burnu havada doçentlerin gönül vereceği kadar güzel mi?

Bir mucize olacak, bir şiirim okunurken, serçeler, vay be deyip, bir an susacaklar mı? Olur ya, daha sonra, bir başka şiirimde, Bir dereciğin durup dinlenesi gelecek mi?

Şimdilik ancak Allah’ın görebileceği bir mucizeler atölyesi kurdum. Çok çalışıyorum. Çok. Belki senin bile çalıştığından çok.

Babanın dediğine bakılırsa; Bazı günler bir, bazı günler iki gözün kitaplardaymış. O yüzden, belki senin bile çalıştığından çok, diyorum. Çok güzel şeyler, biliyorsun, çok çalışmadan olmuyor. Göz nuru dökeceksin ki, Havva’nın biri değil, evet, bir Havvanur olacaksın.

Aslında sonu gelmez ama bu mektup burada bitiyor. Sana ve kendime, İkimize birden yazdım.Zaten kendime de Mail atıyorum.

Cevaplar haftaya sende. Cevdet, amcan

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.