Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

NesneKitap // Ceket cebinden gömlek cebine...




Toplam oy: 571
Yurt dışındaki kitapçılarda görüp "kıskandığımız" minik kitaplar, daha doğrusu "minikitap"lar nihayet Türkçede...

“Kış geliyor, kış geliyor,” diye bize sürekli kara kışın kapıda olduğunu hatırlatan bir dizinin yeni sezonları neden bahara girerken başlar çözebilmiş değilim. Belki de televizyonculuğun, bizi ekranın önüne çekmek için kullandığı bilmediğimiz ters psikolojik bir tekniğidir! O zaman, bugünlerde tam da karlı günlere adım atmışken, biz de bu teknikle söyleyelim; yaz geliyor… Kitapları da artık palto ve ceket cebinden gömlek cebine taşıma vaktidir!

 

İşin hikaye kısmı bir yana, gerçekten de gömlek cebine sığacak boyuttaki o özel kitapları Türkiye’de de görmek sevindirici. Yayıncılık sektörünün geliştiğini, yayınevi sayısının günden güne arttığını ya da örneğin kapak tasarımı konusundaki anlayışın değiştiğini daha sık vurguladığımız bir zamanda, böylesi yeniliklere de dünya ile eşzamanlı ulaşma, deneyimleme talebimiz doğal karşılanmalı; farklı işler ortaya koyanlar da artmalı. Dolayısıyla, ister istemez bir sevinç nidasıyla karşılıyoruz bu gelişmeyi; yurt dışındaki kitapçılarda görüp “kıskandığımız” minik kitaplar, daha doğrusu “minikitap”lar nihayet Türkçede...

 

Yayınevinden beklentimiz daha çok sayıda kitabı bu formatta yayımlaması değil yalnızca; "minikitap"lara özel ayraç da isteriz!

 

 

8 santimetreye 12 santimetre boyutunda, normal kitaplardan yaklaşık 2,5 kat daha küçük olan ve sayfaları dikey doğrultuda çevrilen/açılan  “minikitap”lar hakkında, Can Yayınları şöyle bir tanıtım yaptı: “Mürekkep, sayfa ve cilt tekniği, bu küçücük kitabı mucizevi bir buluşmayla rahat okunur kılıyor. Sayfa inceliği ustalıkla ayarlanan Minikitap, binlerce sayfalık bir kitabı bile cepte taşıyabilmeye olanak sağlıyor. Üstelik yazı karakterlerinin boyutları sıradan bir kitapla aynı büyüklükte ve tüm kitapları ‘tam metin’ okumak mümkün!” 

 

Birleşik Krallık’ta “flipback”, İspanya’da “librinos”, Fransa’da “point2” isimleriyle piyasaya sürülen “minikitap”lar, aslen Hollandalı. Yayıncılık ve matbaacılık alanlarında 150 yılı aşkın deneyimiyle Avrupa’nın tarihi firmalarından biri kabul edilen Jongbloed BV tarafından tasarlanan “minikitap”ların ilk örnekleri Eylül 2009’da yayımlanmış. (Hollanda’da “dwarsligger” ismiyle.) Bu formatta ilk olarak 16 kitap çıkıyor ama sonrasında, yaklaşık bir buçuk yıl içerisinde yüzü aşkın sayıya ulaşılmış. Gösterilen yoğun ilginin bir neticesi olarak da Avrupa’nın diğer ülkelerine sıçramış.

 

 

Ceket cebinde taşınabilen ve “cep boy” olarak anılan kitaplara zaten aşinayız uzunca bir süredir ama aslında -ender de olsa- çok daha minik kitaplarla da karşılaşmıştık Türkçede. Zamanında Elif Şafak’ın Bit Palas romanının yakında yayımlanacağı haberi böylesi bir özel kitapla verilmişti örneğin (romandan tadımlık bir parça vardı içerisinde) ya da Ayşe Kulin’in Bir Gün kitabının tanıtım kokteyli davetiyesi minik bir kitaptı aynı zamanda. Elime geçen en minik kitap ise, Yapı Kredi Yayınları’nın, yayımladığı bazı kitapların ilk cümlelerini içeren “100+1”iydi. Ama bu kitaplar yalnızca tanıtım amacıyla özel olarak üretilmiş kitaplardı elbette; hediye olarak dağıtılmışlardı. “Minikitap”ların kağıt inceliği de yine, aslında yabancısı olduğumuz bir incelik değil. Özellikle Yapı Kredi Yayınları’nın külliyat serisi olarak nitelendirebileceğimiz Delta serisinden çıkan örnekleri okuyanlara tanıdık gelecektir. Yine de, ne kadar tecrübeli olsak da, hatırlatmakta fayda var; sayfaları çevirirken –hem yırtılmaları önlemek hem de sinir bozucu bir şekilde her defasında fazladan sayfa çevirmemek için– biraz daha dikkatli davranmak gerekiyor. Ayrıca benim gibi kitapların altını çizenlerdenseniz, mutlaka kurşunkalem kullanın!

 

Can Yayınları’ndan aldığımız bilgilere göre, Vasconcelos’un Şeker Portakalı, Coelho’nun Simyacı, Kafka’nın Dava, Zweig’ın İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, Orwell’in 1984 ve Kazancakis’in Zorba eserleriyle başlangıç yapan seri, kısa süre içinde geniş bir yayın yelpazesine sahip olacakmış. Bu yelpazenin ne kadar genişleyeceği konusunda elbette okurların ilgisi en büyük etmen olacaktır ama şimdiden, dünyadaki örnekleri de hesaba katarak şunu söyleyebiliriz sanırım; bu yayın planı, kaçınılmaz olarak, çok satan veya sürekli satan kitaplarla sınırlı kalacaktır.

 

Bu arada, yayınevinden beklentimiz daha çok kitabı bu formatta yayımlaması değil yalnızca; “minikitap”lara özel ayraç da isteriz! Bir de, fontların ince ve sıkışık olması kabul edilebilir bir seçim ama kullanılan fontun italiği, dikkat dağıtacak derecede farklı görünüyor.

 

Toplu taşımayı kullananlar için bulunmaz bir hizmet ama “minikitap”lardan birini okurken meraklı gözlerin üzerinizde olacağını unutmayın; hatta birkaç kişiyle sohbet etmek “zorunda” kalabilirsiniz. Bu, bir şeylerin başlangıcı da olabilir tabii bir yandan da!

 

 


 

 

* Fotoğraflar: Tolga Şoran

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yu Hua! Onu, bir romanının isminden mülhem modern Çin edebiyatının Kanını Satan Adam’ı olarak isimlendirebiliriz. Zira memleketinden uzaklarda, sürgün hayatı yaşayıp damarlarındaki hınzır hikâyeleri damıtarak yaşaması zor bir iş olsa gerek. Ne de olsa insanlar için kan neyse yazarlar için hayal odur.

 

Kadim zamanlardan beri “yalan” her din, her inanış ve her dünya görüşünce lanetlenmiştir. Tarihte yalanı hoş gören bir kavme denk gelmek mümkün değildir. Yine de insanın olduğu her yerde ve zamanda yalan “kullanılan” bir araçtır. Kimi zaman gerekmese bile yalan söyler insanlar. Yalanın yüzü insana daha sıcak, daha parlak görünür çoğu zaman.

 

Mad Max (2015), kıyamet-sonrası (post-apokaliptik) dünyanın kendi başına bir savaşçısı olan mücadeleci Max’ın muhtelif maceralarından oluşan macera-aksiyon türünde bir video oyunu. Kum altında kalmış havaalanlarından (Underdune), metro istasyonlarına; dağ, vadi diplerinden çok tuhaf yaylalara çeşit çeşit kamplarda efsane arabamız Magnum Opusla geziyoruz.

Çocukluğumun üç senesi Sivas’ın Gürün ilçesinin Çelikhan/Yazyurdu kasabasında geçti. Sekiz ile on yaşlarımdı bunlar. 1982-1985. Bunun öncesinde veya sonrasında köy, kasaba gibi yerlerde yaşamamıştım. Dolayısıyla hayatımın bu üç senesi, bana her zaman olağanüstü gelmiştir. İnanılmaz. Uzak. Yaşanmamış gibi. Ürkütücü. Masalımsı. Büyülü. Zorlu.

Dünya üzerindeki çok az lidere/politik figüre nasip olacak türde bir karizma ve 20. yüzyılı aşacak derinlikte devasa bir etki alanı. Malcolm X adını duyduğum her an içimdeki ateşin harlandığını hissediyorum. Heyecan verici bir kahraman Malcolm. Hakkında sürekli yeni bir şeyler yazılması ve isminin etrafında yanan ateşin hiç sönmemesi ne iyi.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.