Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Nuri Pakdil Nasıl Okunmalı?




Toplam oy: 25
Nuri Pakdil, hayatı boyunca, insanlığı kendine mahsus diliyle edebiyata ve bu yolla Allah’a çağırdı. Edebiyatı kendine dönük bir faaliyet olarak görmedi. Dolayısıyla onu okumamız bize çok şey kazandıracaktır. Fakat özellikle gençlerin kimi zaman anlamadığı için ıstırap duyduğu Pakdil’in eserlerini okurken nasıl bir yol ve yöntem izlemeliyiz? Nuri Pakdil nasıl okunmalı?

Nuri Pakdil hayatı boyunca insanların gündeminden hiç düşmedi. Daha lise senelerinde oynadığı tiyatro oyunlarıyla ve çıkardığı Hamle dergisiyle çevresini saran öğrenci veya arkadaş grubunun çekim merkezi olmuştu. Yakın arkadaşlarının anılarından öğrendiğimize göre, Pakdil’in İstanbul’dan Maraş’a geleceği haberi bile, o sırada Maraş’ta yaşayan dostlarının, arkadaşlarının arasında küçük bir heyecan fırtınası oluşturmaktaydı. Bu heyecanlı duygunun içinde biraz da tedirginlik vardır. Nuri Pakdil çok sevilmiş ama aynı zamanda da kendisinden çekinilmiştir.

 

Nuri Pakdil bir kez daha -bu defa vefatı sebebiyle- insanların dilinde, gönlünde yer aldı. Ama vefatından önceki senelerde de Pakdil sürekli konuşuluyor, ismi ve eylemleri insanlara heyecan veriyordu. Bir televizyon dizisinin gençler üzerinde yarattığı heyecan da görülmeye değerdi. Aslında bu yazıyı yazmamın sebebi de o televizyon dizisi oldu. Neden mi? Televizyonda görülen ve herkesin dilinde dolaşan bir ismin herhangi bir kitabını alıp okumaya başlayan gençlerin yüzünde o eserleri anlamamanın ıstırabını gördüğüm için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Gençler kalabalık bir imza gününde, telaşe içinde Pakdil’in kitaplarından birini alıyorlar ve okumaya başladıklarında bir kayaya tosladıklarını fark ediyorlar. Belki bir kez daha asla onun eserlerine dönme cesaretini gösteremiyorlar. Ancak bu bir yanılgı. Pakdil anlaşılmayacak bir yazar değil. Onu kitaplığımızın ücra bir köşesinde unutmayalım. O, hayatı boyunca insanlığı kendine mahsus diliyle edebiyata ve bu yolla Allah’a çağırdı. Onu okumamız bize çok şey kazandıracaktır. O halde Pakdil’i okurken nasıl bir yol yöntem izlemeliyiz? Nuri Pakdil nasıl okunmalı?

İki dönem, iki Pakdil
Elbette ki bu noktada nitelikli edebi eserleri okumak için gerekli olan edebi zevki kazanmış olduğumuzu varsayacağız. Bu başka bir konu. Ama Nuri Pakdil’in yazı hayatının demeyelim de, yayın hayatının iki dönemden oluştuğunu bilenler bilir. Bu ikinci dönemin eserlerinin daha dikkatli ve belli bir hazırlıktan sonra okunmaları gerekir. Aynı şekilde Pakdil’in piyesleri, absürt tiyatronun kuralları az çok öğrenildikten veya Batıdaki örnekleri okunduktan sonra okunmaya başlanmalıdır. Zira absürt tiyatro zaten zor bir türken, bir de Nuri Pakdil’in kendine mahsus soyut dili vasat okuyucuyu bu eserlerden iyice uzaklaştırır. Bu girişten sonra, bendeniz, kendi okuma serüvenimi de dikkate alarak, Nuri Pakdil’in eserlerinin hangi sıra ile okunmaları gerektiğini anlatmaya gayret edeceğim. Ayrıca eser kümeleri hakkında özlü bilgi vermeye çalışacağım.

Birinci basamak:
Batı Notları, Bağlanma, Biat’lar…
Nuri Pakdil’in sayıları kırkı aşan eserleri üslup bakımından değerlendirildiğinde, dünyasına en kolay biçimde girebileceğimiz kitapları üç ciltten oluşan Biat’larıdır. Edebiyat dergisinde yazdığı, kitabı oluşturan yazılar, bütün gönül açıklığı ile Türkiye’de yazı yazan herkesi diyaloğa, birbirini anlamaya, farklı bakış açılarına da sahip olunsa dostça bir entelektüel alışveriş içinde olmaya davettir. Farklı edebiyatçıların eserleri değerlendirilir. Edebi dil, mümkün olduğunca iletişim diline dönüşmüştür. Batı Notları ise yazarın yayınlanan ilk kitabıdır ve Batı medeniyetinin Paris üzerinden artistik ve sert bir eleştirisini içerir. Bağlanma, Fethi Gemuhluoğlu’nu anlattığı eseridir. Ancak başka herhangi bir biyografi kitabına benzemez. Dili, üslubu, kurgusu “Pakdilce”dir. Gene de ortalama bir okurun imgelerinden ve simgelerinden sıkılıp okumaktan vazgeçeceği türde bir eser değildir.
İkinci basamak: Bir Yazarın Notları
Şunları iddia edeceğim: Nuri Pakdil’siz bir “Türk deneme edebiyatı tarihi” yazılamaz. Nuri Pakdil, edebiyatımızın en ilginç deneme yazarıdır. Dört ciltlik Bir Yazarın Notları ise edebiyatımızın en ilginç deneme kitaplarından biridir. Parçalı veya fragmantal bir üslupla yazılmıştır. Zaman zaman yazarın hayatından kişisel bazı sahnelere rastlarız. Zaman zaman birden bir cehennem atmosferine gireriz. Bazen de yazarın yazı odasında kelimelerle nasıl didiştiğine şahit oluruz. Bana büyük ilhamlar vermiş nefes bir eserdir Bir Yazarın Notları.
Üçüncü basamak: Şiirin çevresinde
Nuri Pakdil şair değildir. Medyada “Kudüs şairi” olarak sunulması isabetsiz olmuştur. Şiir yazmak bir edibi “şair” olarak nitelendirmemizi gerektirmez. O halde Kemal Tahir’e de mi şair diyeceğiz? Şiir yazmıştır. Ömer Seyfettin’e ne diyeceğiz? O da şiir yazmıştı. Kaldı ki Ebubekir Sonumut adıyla yazdığı şiirlerinin Edebiyat dergisinin önceki dönemlerinde daha sık olarak görüldüğünü ama sonraki sayılarda Pakdil’in şairlik adı olan bu imzayı pek fazla kullanmadığını görürüz. Ancak her edibin bir biçimde “şair” olduğu, bütün türlerin şiirden beslendiği şüphe götürmez. Pakdil’in şimdi sıralayacağım kitapları şiirin vadisinde veya şiirin çevresinde dolaşır. Bu eserlerin imge yapısı, yoğunluğu, eksiltili dili vasat edebiyat okurunu zorlayacak niteliktedir. Bunları okumadan önce yazarın yukarıda saydığımız eserlerini okumak faydalı olacaktır: Sükût Suretinde, Arap Saati, Klas Duruş, Kalem Kalesi, Anneler ve Kudüsler, Ahid Kulesi, Osmanlı Simitçiler Kasidesi bu kümede yer alır.
Dördüncü basamak:
Otel Gören Defterler
Nuri Pakdil 1984’ten eserlerini yeniden yayınlamaya başlayacağı 1997 yılına kadar, neredeyse bu sürenin tamamında Huzur Palas otelinde kalmıştır. Bu otelde geçen senelerini gün gün not etmiştir. Pakdil’in piyesleri dışında kalan eserlerinin tamamına yakını günlük tutulan notların sonradan üsluplaştırılması şeklinde oluşmuştur. Yazar altı cilt olan Otel Gören Defterler’de, yalnız başına geçirdiği bu sükût senelerini kaleme alır. Dil oldukça soyutlaşmış, hatta dil sapması dediğimiz uygulamalar sıklaşmıştır. Bu altı ciltlik eser, Hüseyin Su’nun Takvim Yırtıkları adlı eseri ile birlikte okunursa anlaşılması daha kolay olabilir.
Beşinci basamak: Piyesler
Nuri Pakdil, Edebiyat dergisi çıktığı senelerde dört adet tiyatro eseri yayınlamıştı. Üç adet piyesi de dergide çıkmış ama kitaplaşmamıştı. Pakdil’in yayın hayatının ikinci döneminde ilk dört piyes yeniden yayınlanırken diğer üç piyes de dergiden sonra ilk defa kitaplaştı. Üniversitede senelerdir Umut oyununu işleriz. Öğrenciler, doğal olarak bu oyunu okurken zorlanırlar. Umut ve yazarın diğer piyesleri absürt tiyatro tekniği ile yazılmışlardır. Absürt tiyatro, olay örgüsünün sebep-sonuç ilişkisi içerisinde ilerlemesini gerektirmez. Aziz Çalışlar’a göre absürt tiyatro şu nitelikleri içerir: “Burjuva dünyasının alışılmış hayat tarzına ve değerlerine olumsuzlayıcı bakışa sahip olmak. Bilinemezci, nihilist dünya görüşü ile insanın varoluşunu saçma, anlamsız olarak görmek. Geleneksel tiyatro düzenini, anlamlı diyalog tertibini bozmak. Tarihîlikten ve psikolojik derinlikten uzak durmak. Gelişim, eylem ve çatışmaya dayalı olmayan bir olay örgüsü kurmak. Paradoksal, mantığa aykırı bir diyalog düzeni uygulamak…” Gerek Pakdil’in soyutçu üslubu gerekse absürt tiyatronun kendi iç gereklilikleri piyeslerin okunmasını zorlaştırır. Örneğin Beckett’in Godot’yu Beklerken’i gibi absürt tiyatronun meşhur birkaç örneğinin bilinmesi, okunması Pakdil’e hazırlık için gerekli olabilir.
Altıncı –veya- son –veya- ilk basamak:
Yan kaynaklar
Bu basamaktaki kitaplar en başta da okunabilir. Ama en başta okunması bir filmi izlemeden önce eleştiri yazılarını okumaya benzer. Veya bir bilmeceyi çözmeden önce cevabının kulağına fısıldanmasına benzer. Pakdil’in şimdilik üç ciltlik mektupları ve iki ciltlik söyleşileri elbette onun dünyasına girmemizi hızlandırır. Bu beş cilde bir de Hüseyin Su tarafından yazılan Takvim Yırtıkları’nı eklemek gerekir. Özellikle bu eser Pakdil’in güçlü, karizmatik şahsiyetine nüfuz etmemizi hızlandırır. Pakdil seksen beş senelik hayatı boyunca insanları edebiyata ve bu yolla Allah’a çağırdı. Edebiyatı kendine dönük bir faaliyet olarak görmedi. Aynı zamanda edebiyatı angaje bir araç olarak da görmedi. Edebiyattan ve ilkelerinden taviz vermedi. Pakdil’in sadece edebiyatı değil hayatının da bizlere örnek olması gerekir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.