Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Oğuz Demiralp'in Tahta Kılıcı




Toplam oy: 27
Orhan Pamuk’u eleştirenlerin hemen hepsi gibi Oğuz Demiralp de eleştirisinin merkezine Orhan Pamuk’un Türkçesini alıyor. Hem de toplam on altı kitaptan cımbızlanabilmiş birkaç cümleyle.

Orhan Pamuk’un romanları çok konuşulur, tartışılır. Söylenenler ya Nükhet Esen’in derlediği Kara Kitap Üzerine Yazılar’da olduğu gibi bir kitaba odaklanır ya da Yıldız Ecevit’in Orhan Pamuk’u Okumak, Jale Parla’nın Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret adlı çalışmalarındaki gibi yazarın külliyatına yönelir. Oğuz Demiralp’in Orhan Bey ve Kitapları isimli çalışması ikinci gruptan.

 

Orhan Pamuk romancılığının övüldüğü oranda yerildiği bir vâkıa. Oğuz Demiralp de Orhan Pamuk’un tüm kitaplarını kronolojik sırayla değerlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda yeteri kadar -gereksiz yere de olabilir- övülmüş, 14ödüllendirilmiş, şımartılmış bu yazara haddini bildirmeyi amaçlıyor. Öyle ki kalemini kılıç gibi kullanıyor. Yahya Kemal Selimnâme’de “Seyf-i meslûl kıldı hâmesini” der. Hâme, kalem; seyf-i meslûl, kınından sıyrılmış demek. Demiralp de kılıcını kınından çıkarıyor ama çelik değil tahta bir kılıç bu, çünkü oyun amacıyla kullanılıyor. Postmodern bir roman gibi Orhan Bey ve Kitapları’nın tavrı. Kurmacada hoş görülebilecek bu durum, “eleştirel denemeler” vurgusunu taşıyan bir kitapta tahammülü zorluyor. Mesela Mustafa Kesret kim? Gerçekte böyle biri var mı? Kesret vahdetin zıddı, çokluk demek, acaba bu anlam düşünüldü mü? Yoksa Mustafa Keser’le Olric melezi bir parodiyle mi muhatabız? Sanırım sonuncusu. Postmodern edebiyat parodiyi, ironiyi seviyor ya, Demiralp de aynı yöntemi kullanıyor, gözümüze sokmak sûretiyle kılıcının tahta olduğunu, kesmediğini gizlemeye; yani ciddiye almadığı bir edebiyatı ciddiyetsizlikle cezalandırmaya çalışıyor.

 

     

 

Öte yandan Orhan Bey ve Kitapları’nın dili de tavrı gibi oyuncu. Oyuncu zira öztürkçecilik, hiçbir postmodern tekniğin eline su dökemeyeceği oranda büyük bir oyundur.

 

UZUN TÜMCELER TÜRKÇEYE UYGUN DEĞİL Mİ?

 

Orhan Bey ve Kitapları’nı, acaba Kutup Noktası’ndan bu yana yazarın dilinde, dile bakışında bir olgunlaşma, doğallaşma var mı, diye düşünerek aldım. Yanılmışım. Gerçi yazarın veya editörün hakkını yemeyelim; bilinmeyen, kullanılmayan -onlar öztürkçe desin, biz uydurma diyelim- kelimeler birçok yerde parantez içinde açıklanmış. “Tinsel (manevi), türüm (tekvin), beti (figür), kalıt (miras), bulunç (vicdan), gibileme (simulacre), özek (merkez), tersinme (ironi), görünge (perspektif), kıyan (cinayet), gözgü (ayna), bakışım (simetri), devim (jest)” gibi.

 

Bunlar niçin önemli? Orhan Pamuk’u eleştirenlerin hemen hepsi gibi Oğuz Demiralp de eleştirisinin merkezine Orhan Pamuk’un Türkçesini alıyor. Hem de toplam on altı kitaptan cımbızlanabilmiş birkaç cümleyle. O cümleler, yazarın gözünden kaçmış olabilir, bilerek o şekilde muhafaza edilmiş de olabilir, önemi yok. James Joyce dizgi hatalarını bile eserin orijinaline ekleyebilir ama Orhan Pamuk on altı kitapta birkaç cümle hatası yapamaz. Demiralp’in tahta kılıcı bilimsel açıklamalara da uzanıyor: “Uzun tümce Türkçeye uygun değildir. Çünkü İngilizcede, Fransızcada olduğu gibi, tümce içinde köprü görevi gören ‘that’, ‘que’, ‘qui’ gibi sözcüklerimiz yoktur. Diğer Ural-Altay dillerinde ve Fin-Ugor dillerinde de bizimkiyle aynı özellikler görülüyor olabilir.” Müthiş. Demiralp, bu büyük dil felsefesine Ecevit döneminin hangi orta mektep kitabından ulaştı bilinmez ama Alain Robbe-Grillet ve Michel Butor gibi yeni romancılara da Fransızcada uzun cümle yoktur derlermiş. Acaba onlar da özfransızcacı mıymış?

 

Şu saatten sonra hangi edebiyat fakültesi bir öztürkçeciye Türkçe öğretebilir, bilinmez. Hoş, Demiralp “yazın fakültesi” diyor. Öyle bir fakülte tabelasının, kaydının Türkiye’nin hiçbir yerinde olmaması önemli değil. Ustası Tahsin Yücel de “yazın öğretmeni” der. Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman bu unvanla bir öğretmen kararnamesi hazırlanmamış olsa da, öyle bir ucube hiçbir zaman sınıftan içeri girmemiş olsa da ne önemi var? Yalan kurmacadır. Son tahlilde “tabiattan tahtaya kalkacak” çocuğun sorusudur: Cumhuriyet neden kamuriyet olmadı?

 

 

ORHAN BEY VE KİTAPLARI
Oğuz Demiralp

KIRMIZI KEDİ YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.