Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Oğuz Demiralp'in Tahta Kılıcı




Toplam oy: 34
Orhan Pamuk’u eleştirenlerin hemen hepsi gibi Oğuz Demiralp de eleştirisinin merkezine Orhan Pamuk’un Türkçesini alıyor. Hem de toplam on altı kitaptan cımbızlanabilmiş birkaç cümleyle.

Orhan Pamuk’un romanları çok konuşulur, tartışılır. Söylenenler ya Nükhet Esen’in derlediği Kara Kitap Üzerine Yazılar’da olduğu gibi bir kitaba odaklanır ya da Yıldız Ecevit’in Orhan Pamuk’u Okumak, Jale Parla’nın Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret adlı çalışmalarındaki gibi yazarın külliyatına yönelir. Oğuz Demiralp’in Orhan Bey ve Kitapları isimli çalışması ikinci gruptan.

 

Orhan Pamuk romancılığının övüldüğü oranda yerildiği bir vâkıa. Oğuz Demiralp de Orhan Pamuk’un tüm kitaplarını kronolojik sırayla değerlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda yeteri kadar -gereksiz yere de olabilir- övülmüş, 14ödüllendirilmiş, şımartılmış bu yazara haddini bildirmeyi amaçlıyor. Öyle ki kalemini kılıç gibi kullanıyor. Yahya Kemal Selimnâme’de “Seyf-i meslûl kıldı hâmesini” der. Hâme, kalem; seyf-i meslûl, kınından sıyrılmış demek. Demiralp de kılıcını kınından çıkarıyor ama çelik değil tahta bir kılıç bu, çünkü oyun amacıyla kullanılıyor. Postmodern bir roman gibi Orhan Bey ve Kitapları’nın tavrı. Kurmacada hoş görülebilecek bu durum, “eleştirel denemeler” vurgusunu taşıyan bir kitapta tahammülü zorluyor. Mesela Mustafa Kesret kim? Gerçekte böyle biri var mı? Kesret vahdetin zıddı, çokluk demek, acaba bu anlam düşünüldü mü? Yoksa Mustafa Keser’le Olric melezi bir parodiyle mi muhatabız? Sanırım sonuncusu. Postmodern edebiyat parodiyi, ironiyi seviyor ya, Demiralp de aynı yöntemi kullanıyor, gözümüze sokmak sûretiyle kılıcının tahta olduğunu, kesmediğini gizlemeye; yani ciddiye almadığı bir edebiyatı ciddiyetsizlikle cezalandırmaya çalışıyor.

 

     

 

Öte yandan Orhan Bey ve Kitapları’nın dili de tavrı gibi oyuncu. Oyuncu zira öztürkçecilik, hiçbir postmodern tekniğin eline su dökemeyeceği oranda büyük bir oyundur.

 

UZUN TÜMCELER TÜRKÇEYE UYGUN DEĞİL Mİ?

 

Orhan Bey ve Kitapları’nı, acaba Kutup Noktası’ndan bu yana yazarın dilinde, dile bakışında bir olgunlaşma, doğallaşma var mı, diye düşünerek aldım. Yanılmışım. Gerçi yazarın veya editörün hakkını yemeyelim; bilinmeyen, kullanılmayan -onlar öztürkçe desin, biz uydurma diyelim- kelimeler birçok yerde parantez içinde açıklanmış. “Tinsel (manevi), türüm (tekvin), beti (figür), kalıt (miras), bulunç (vicdan), gibileme (simulacre), özek (merkez), tersinme (ironi), görünge (perspektif), kıyan (cinayet), gözgü (ayna), bakışım (simetri), devim (jest)” gibi.

 

Bunlar niçin önemli? Orhan Pamuk’u eleştirenlerin hemen hepsi gibi Oğuz Demiralp de eleştirisinin merkezine Orhan Pamuk’un Türkçesini alıyor. Hem de toplam on altı kitaptan cımbızlanabilmiş birkaç cümleyle. O cümleler, yazarın gözünden kaçmış olabilir, bilerek o şekilde muhafaza edilmiş de olabilir, önemi yok. James Joyce dizgi hatalarını bile eserin orijinaline ekleyebilir ama Orhan Pamuk on altı kitapta birkaç cümle hatası yapamaz. Demiralp’in tahta kılıcı bilimsel açıklamalara da uzanıyor: “Uzun tümce Türkçeye uygun değildir. Çünkü İngilizcede, Fransızcada olduğu gibi, tümce içinde köprü görevi gören ‘that’, ‘que’, ‘qui’ gibi sözcüklerimiz yoktur. Diğer Ural-Altay dillerinde ve Fin-Ugor dillerinde de bizimkiyle aynı özellikler görülüyor olabilir.” Müthiş. Demiralp, bu büyük dil felsefesine Ecevit döneminin hangi orta mektep kitabından ulaştı bilinmez ama Alain Robbe-Grillet ve Michel Butor gibi yeni romancılara da Fransızcada uzun cümle yoktur derlermiş. Acaba onlar da özfransızcacı mıymış?

 

Şu saatten sonra hangi edebiyat fakültesi bir öztürkçeciye Türkçe öğretebilir, bilinmez. Hoş, Demiralp “yazın fakültesi” diyor. Öyle bir fakülte tabelasının, kaydının Türkiye’nin hiçbir yerinde olmaması önemli değil. Ustası Tahsin Yücel de “yazın öğretmeni” der. Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman bu unvanla bir öğretmen kararnamesi hazırlanmamış olsa da, öyle bir ucube hiçbir zaman sınıftan içeri girmemiş olsa da ne önemi var? Yalan kurmacadır. Son tahlilde “tabiattan tahtaya kalkacak” çocuğun sorusudur: Cumhuriyet neden kamuriyet olmadı?

 

 

ORHAN BEY VE KİTAPLARI
Oğuz Demiralp

KIRMIZI KEDİ YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.