Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Oğuz Demiralp'in Tahta Kılıcı




Toplam oy: 3
Orhan Pamuk’u eleştirenlerin hemen hepsi gibi Oğuz Demiralp de eleştirisinin merkezine Orhan Pamuk’un Türkçesini alıyor. Hem de toplam on altı kitaptan cımbızlanabilmiş birkaç cümleyle.

Orhan Pamuk’un romanları çok konuşulur, tartışılır. Söylenenler ya Nükhet Esen’in derlediği Kara Kitap Üzerine Yazılar’da olduğu gibi bir kitaba odaklanır ya da Yıldız Ecevit’in Orhan Pamuk’u Okumak, Jale Parla’nın Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret adlı çalışmalarındaki gibi yazarın külliyatına yönelir. Oğuz Demiralp’in Orhan Bey ve Kitapları isimli çalışması ikinci gruptan.

 

Orhan Pamuk romancılığının övüldüğü oranda yerildiği bir vâkıa. Oğuz Demiralp de Orhan Pamuk’un tüm kitaplarını kronolojik sırayla değerlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda yeteri kadar -gereksiz yere de olabilir- övülmüş, 14ödüllendirilmiş, şımartılmış bu yazara haddini bildirmeyi amaçlıyor. Öyle ki kalemini kılıç gibi kullanıyor. Yahya Kemal Selimnâme’de “Seyf-i meslûl kıldı hâmesini” der. Hâme, kalem; seyf-i meslûl, kınından sıyrılmış demek. Demiralp de kılıcını kınından çıkarıyor ama çelik değil tahta bir kılıç bu, çünkü oyun amacıyla kullanılıyor. Postmodern bir roman gibi Orhan Bey ve Kitapları’nın tavrı. Kurmacada hoş görülebilecek bu durum, “eleştirel denemeler” vurgusunu taşıyan bir kitapta tahammülü zorluyor. Mesela Mustafa Kesret kim? Gerçekte böyle biri var mı? Kesret vahdetin zıddı, çokluk demek, acaba bu anlam düşünüldü mü? Yoksa Mustafa Keser’le Olric melezi bir parodiyle mi muhatabız? Sanırım sonuncusu. Postmodern edebiyat parodiyi, ironiyi seviyor ya, Demiralp de aynı yöntemi kullanıyor, gözümüze sokmak sûretiyle kılıcının tahta olduğunu, kesmediğini gizlemeye; yani ciddiye almadığı bir edebiyatı ciddiyetsizlikle cezalandırmaya çalışıyor.

 

     

 

Öte yandan Orhan Bey ve Kitapları’nın dili de tavrı gibi oyuncu. Oyuncu zira öztürkçecilik, hiçbir postmodern tekniğin eline su dökemeyeceği oranda büyük bir oyundur.

 

UZUN TÜMCELER TÜRKÇEYE UYGUN DEĞİL Mİ?

 

Orhan Bey ve Kitapları’nı, acaba Kutup Noktası’ndan bu yana yazarın dilinde, dile bakışında bir olgunlaşma, doğallaşma var mı, diye düşünerek aldım. Yanılmışım. Gerçi yazarın veya editörün hakkını yemeyelim; bilinmeyen, kullanılmayan -onlar öztürkçe desin, biz uydurma diyelim- kelimeler birçok yerde parantez içinde açıklanmış. “Tinsel (manevi), türüm (tekvin), beti (figür), kalıt (miras), bulunç (vicdan), gibileme (simulacre), özek (merkez), tersinme (ironi), görünge (perspektif), kıyan (cinayet), gözgü (ayna), bakışım (simetri), devim (jest)” gibi.

 

Bunlar niçin önemli? Orhan Pamuk’u eleştirenlerin hemen hepsi gibi Oğuz Demiralp de eleştirisinin merkezine Orhan Pamuk’un Türkçesini alıyor. Hem de toplam on altı kitaptan cımbızlanabilmiş birkaç cümleyle. O cümleler, yazarın gözünden kaçmış olabilir, bilerek o şekilde muhafaza edilmiş de olabilir, önemi yok. James Joyce dizgi hatalarını bile eserin orijinaline ekleyebilir ama Orhan Pamuk on altı kitapta birkaç cümle hatası yapamaz. Demiralp’in tahta kılıcı bilimsel açıklamalara da uzanıyor: “Uzun tümce Türkçeye uygun değildir. Çünkü İngilizcede, Fransızcada olduğu gibi, tümce içinde köprü görevi gören ‘that’, ‘que’, ‘qui’ gibi sözcüklerimiz yoktur. Diğer Ural-Altay dillerinde ve Fin-Ugor dillerinde de bizimkiyle aynı özellikler görülüyor olabilir.” Müthiş. Demiralp, bu büyük dil felsefesine Ecevit döneminin hangi orta mektep kitabından ulaştı bilinmez ama Alain Robbe-Grillet ve Michel Butor gibi yeni romancılara da Fransızcada uzun cümle yoktur derlermiş. Acaba onlar da özfransızcacı mıymış?

 

Şu saatten sonra hangi edebiyat fakültesi bir öztürkçeciye Türkçe öğretebilir, bilinmez. Hoş, Demiralp “yazın fakültesi” diyor. Öyle bir fakülte tabelasının, kaydının Türkiye’nin hiçbir yerinde olmaması önemli değil. Ustası Tahsin Yücel de “yazın öğretmeni” der. Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman bu unvanla bir öğretmen kararnamesi hazırlanmamış olsa da, öyle bir ucube hiçbir zaman sınıftan içeri girmemiş olsa da ne önemi var? Yalan kurmacadır. Son tahlilde “tabiattan tahtaya kalkacak” çocuğun sorusudur: Cumhuriyet neden kamuriyet olmadı?

 

 

ORHAN BEY VE KİTAPLARI
Oğuz Demiralp

KIRMIZI KEDİ YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Boş gevezeliklere katılmayıp köşesinde bekleyen suskunlara ne zaman baksam, şöyle bir duyguya kapılırım. Sanki içlerinde muazzam bir hikâye birikmektedir. Anlatmak için bir çılgınlık anını bekler gibidirler. O an bir türlü gelmez ve onlar da dillerini tuttukça, sessizlikleri de gitgide koyulaşır. Bir hikâye oluşturup kâğıda dökmek de çoğu zaman böyle bir dürtünün sonucu mudur, bilemiyorum.

On İki Gezici Öykü, Gabriel García Márquez’in (1927-2014) gerçekler ve düşleri iç içe anlattığı büyülü gerçekçilik yaklaşımını en iyi yansıtan, onun baş eserlerinden biridir. Kitap, Márquez’in on sekiz yıl boyunca aralıkla birkaç kez yazdığı öykülerin bir araya getirilmesiyle oluşur.

 

KANSAS EYALETİ’NE KARŞI AÇILAN EDEBİ DAVA

 

Sultan II. Abdülhamid’in girişimleriyle Kütüphane-i Umumî-i Osmanî adıyla 1884 yılında kurulan Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Türkiye’nin devlet tarafından kurulan ilk kütüphanesi unvanına sahip. Yarısı kitap olmak üzere bir milyonun üzerine dokümanı barındıran kütüphanede yer alan kitapların 11 bin 120 tanesini aralarında çok önemli eserlerin de bulunduğu “el yazması eserler” oluşturuyor.

Söyleşi

Sanat eleştirmeni Samed Karagöz, gazete ve dergilerde çağdaş sanat hakkında kaleme aldığı yazılarını Kamçatka (Profil Yayınları) adlı kitabında bir araya topladı. Karagöz, sanat üzerine yazarken, eleştirirken sanata karşı gösterdiği tutkulu bağlılığı ve sevgiyi hiç kaybetmeden, okuru için özel bir yol haritası da çiziyor.

ŞahaneBirKitap

Edebiyat eleştirmeni Adam Kirsch, Küresel Roman - 21. Yüzyılda Dünyayı Yazmak kitabında bir romanı küreselleştiren şey nedir sorusunun yanıtını arıyor.

Editörden

Kitaplarla ilgili internet sitelerini, dergileri karıştırdığınızda karşınıza çıkan en ilgi çekici içerik, “Hangi kitabı okumalıyım?” sorusuna verilen cevaplardır. Bu cevaplar genelde ortalama bir anlayışın yansımasıdır. Kitap okumak seçkin bir eylemdir ve kitap okuyacak kişi de, bu özel eylemi gerçekleştirmek için en “seçkin” kitabı bulmalıdır.