Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Okur Şiire Dâhi̇l: Eren Safi̇’nin Şiirleri




Toplam oy: 3
Eren Safi, gündelik hayatın akışında normal karşıladığımız birçok durum; taşıdığımız inanç ve düşünceler; o inanç ve düşünceleri dışa vurma, ifade etme, savunma şeklimiz; o inanç ve düşüncelerin eylemlerimize yansıma biçimi vb. başta olmak üzere hemen her şeyi kendisini de ayırt etmeksizin şiirlerinde eleştiri konusu edinir rahatça.

1977 doğumlu bir şair Eren Safi. Şimdilik yayınlanmış iki şiir kitabı var: Kamaşır ve Twitter Tepesindeki Okçular. Kamaşır toplamında yer alan Mürşidim Kocakarı ve Bir Kişi Bomba şiirleri öznel şiirler sayılabilir. Bu şiirler gerek Kamaşır’daki gerekse ikinci kitap olan Twitter Tepesindeki Okçular’daki bir muhataba doğrudan söyleyişe dayalı ve bu yüzden kimilerinin retorik diyebileceği, Eren Safi’nin ise siyasi dediği, bizimse hitabi olarak nitelemeyi tercih ettiğimiz şiirlerden farklıdır. Eren Safi’nin asıl şiiri bu sebeple Mürşidim Kocakarı ve Bir Kişi Bomba’da tebellür eden öznel yolda değil, hitabi şiirlerin oluşturduğu bir muhataba konuşmaya dayalı diyalojik yolda ilerler. Safi, kendine muhatap olarak çoğu kez “sevgili okuyucu”yu seçer, onunla arasında bir bağ kurmayı tercih eder. Özellikle ikinci şiir kitabının telmihli isminden de anlaşılacağı üzere öz bakımından Eren Safi’nin şiirlerinde kendini hemence belli eden ilk husus, taşıdığı yoğun eleştirelliktir. Eren Safi, gündelik hayatın akışında normal karşıladığımız birçok durum; taşıdığımız inanç ve düşünceler; o inanç ve düşünceleri dışa vurma, ifade etme, savunma şeklimiz; o inanç ve düşüncelerin eylemlerimize yansıma biçimi vb. başta olmak üzere hemen her şeyi kendisini de ayırt etmeksizin şiirlerinde eleştiri konusu edinir rahatça. Bu şiirlerde eleştiri; pastiş, parodi, telmih, ironi, tahfif, abartma vb. teknikler aracılığıyla etkili bir tarzda dile getirilir. Büyük ölçüde şiirlere hâkim dramatik akıştan kaynaklı gündelik konuşma diline has, doğal ve doğrudan söyleyişte ‘imge’lere ya da imge benzeri donukluklara, anlam pıhtılaşmalarına pek rastlanmaz. Şiirlerde dile gelen eleştiri ve anlam birlikte akar. Bu yüzden bana kalırsa Eren Safi şiirlerinde işleyen tam anlamıyla imgesiz bir imgelemdir. Bu imgelem var sayar, farz eder, birbirinden farklı ihtimalleri ortaya koyar, eleştirilerini bu ihtimallere uygun bir biçimde sıralar ve bu ihtimalleri de kuşatan genel bir hükme ulaşır.

Sürekli konuşan şiirler
Eren Safi’nin çoğu kez doğal ve doğrudan söyleyişle (Eren Safi’nin kendi tabiriyle “ağzından konuşmak”) kurduğu dramatik monologlara dayalı şiirlerin ağırlığı özellikle Twitter Tepesindeki Okçular kitabında yoğunlaşır. Bu kitaptaki şiirlerde dizeler önceki kitaba nazaran cümleleşip daha da uzar, dramatik ifadelerde şair monologlarını “sevgili okuyucu”yu muhatap alarak hitabileştirir. Sürekli bir konuşmadır bu şiirler esasen. “Canı ne zaman acısa” şaka yapmadan, doğrudan yaşadığımız hayatları konu edinerek, inançlar ile hayat rutinindeki unsurlar (“düğün törenleri”, “alışveriş”, “nişan”, “ilişkilerde yaşanan aksaklıklar”) arasındaki farklılaşmaları, çelişkileri eleştiren şiirler bunu yaparken gündelik konuşma kalıplarını bütün kiri, çapağı ve çapraşıklığıyla kullanır. Bu kir ve çapağa gündelik hayatta çok sık karşılaştığımız küfür ve argolar da dahildir:
Küfür bile çıkmıyor ağzımdan oysa Biliyorsunuz halbuki okkalı sin kaflı ayrı ayrı sin kaflı hatta İlik kemik esirgemem alimallah Allah ne verdiyse yok
Gündelik konuşma kalıpları içinde denk geldikçe söz oyunlarına da başvurur Eren Safi, hatta zaman zaman kendine özgü söz oyunları icat eder. Kelimeler arasındaki ses yakınlıkları bu tür söz oyunlarının üzerinde yükseleceği ilk basamaktır. Böylelikle ifadelerinin gücünü gündelik konuşmaların doğal gelişimini belirginleştirdiği bir izlek etrafında saptırarak sınayan Eren Safi, konuşma gerekçesini şakaya değil, canının yanmasına bağlarken yeri geldiğinde şaka yapmaktan da çekinmez. Nef’i’nin Siham-ı Kaza’sına telmihte bulunan Siham-ı Sanal şiiri bu tür bir buluşun ürünüdür.
Eren Safi’nin eleştirel söyleyişlerinden çoğu kez şairler ve
şiirler de (hatta o an yazılan şiir de) nasibini alır:
“Yok bu numarayı yaptık evvelden dini şiire alet ettik çokça
Şiirsel ifade
Mesela zonk desem ben şimdi bundan sonra zonk şiirsel bir
ifademi olacak, mi ayrı
Zonk”
Şiirin merkezi hep Türkiye

Şiirlerde yöneltilen eleştirilerden nasibi miktarınca bu şiirlere muhatap okuyucu da önemli bir pay düşürülür. Kamaşır kitabının “Okuyucuya” adlı ilk şiirinde şiirlerinin okurlarına Charles Baudelaire’in ünlü dizelerini anarak “Sen okuyucu kardeşim ikizim benzerim” diyen Eren Safi, hemen ardından onu “Hyprocite okuyucu mon kaltak mon köpek” diye nitelemekten de çekinmez. Fakat, şiirlerde konuşan öznenin kendini bu şiirlerin okuyucularından çok ayrı yerlerde gördüğünü de düşünmemek gerekir. Okuyucu ile şiirde konuşan öznenin rabıtası “sapık” olarak nitelenip okuyucunun kendinden şiirde konuşan özneye bakması talep edilir sözgelimi.
Eren Safi’nin şiirlerinde temel eleştirel tutum Müslüman halkın yanında şekillenir. ABD, İsrail başta olmak üzere sözümona dünyayı idare edenlere sert eleştiriler yönelten Eren Safi’nin eleştirilerinden dünyada olup bitene kayıtsız kalan, kapitalist sistemin açıklarından istifade etmek için kendilerine çeşitli fıkhi bahaneler icat edenler de nasiplenir. Eren Safi’nin şiirlerinde sık sık Abdülaziz Bayındır, İhsan Eliaçık, Yaşar Nuri gibi ilahiyatçılar kadar FETÖ bağlıları, sosyal medyadan siyasi mesaj üretip dini görevlerini tamamladıklarını zanneden Müslümanlara da eleştiriler yöneltilir: “Yok Müslüman yalan söylüyor da Ya Resulallah/Anam babam feda olsun/Yalandan Müslüman olur mu?”
Bütün bu eleştirilerden kendini de ayırt etmez Eren Safi’nin şiirlerinde konuşan özne. Bu şiirlerde Menderes, Özal gibi siyasi figürlerden Dostoyevski, Baudelaire, Eliot, Cöntürk, Özel, Nuri Pakdil gibi edebi figürlere; Yahudiler, Ermeniler gibi kızılan bazı milletlerden Türkistan, Almanya, Libya, Irak, Suriye gibi farklı coğrafyalara değinilse de şairin merkez tasarımı hep Türkçede ve Türkiye’de kalmayı yeğler. Yeri geldiğinde kendi yanlışlarını, hatalarını, önemsiz addedilen eylemlerini konu edinip o eleştirilerin önemli bir kısmını kendine de yönelten özne, “Bi bilmeseydim Allahım kafirlerin de bildiği şeyleri yoksa kolay Amerika/Çünkü zaten kafir ne bilir ilahi ente maksudina ve rızaika matlubina” şeklinde konuşur.


Fenerli Soneler
Eren Safi sıkı Fenerbahçe taraftarı bir şair. Şiirlerinde Fenerbahçe taraftarlığını açık ve seçik bir şekilde dile getirir; Kamaşır’da Fenerli Soneler adlı bir bölümde Fenerbahçe için yazdığı şiirleri bir araya getiren Eren Safi, diğer şiirlerinde de yeri geldiğinde Fenerbahçe’den bahsetmekten çekinmez. Sözgelimi Twitter Tepesindeki Okçular kitabındaki bir şiirin ismi de “Fenerbahçe Yenilmez” Anlamazdın Anlamazdın’dır. Kamaşır’da ayrıca Sezen Aksu ve Müslüm Gürses şiirlerine de yer veren Eren Safi, özellikle Sezen Aksu ile ilgili şiirinde Türk milletinin ağzından “Kralımız kraliçemiz/Sezenimiz Aksumuz” demeyi de ihmal etmez. Bu dizelerle birlikte popüler figürler etrafındaki duygusal karmaşayı ortaya seren Safi’nin şiirlerindeki eleştirel damar böylelikle daha da kuvvet kazanır.
Şiirin yazılma sürecini şiire dahil eden bir şair Eren Safi. Okuyucuyu şiire dahil etmesinin önemli bir sebebi bu. Bu şiirleri okurken sanki okuduğunuz şiiri şairle birlikte yazıyormuş hissine kapılmanızın sebebi de bu. Şair şiirinde kendi kendine konuşurken, sayıklarken bile okuyucu da o konuşmaya ve sayıklamaya dahil olur. O konuşmanın ve sayıklamanın bir ucu da okuyucudan başlar, ona dokunur, onda sona erer.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.