Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Okurunu “Bencil”Leştiren Bir Şair: Cemal Süreya




Toplam oy: 27
Şair ve yazarların birbirlerine imzaladıkları kitaplar, okurlarına imzaladıklarından daha kıymetlidir. Sadece maddi bir kıymet değildir bu. Manevi bir yanı da vardır işin. Çünkü imzalanan kitaplara bakarak dönemin edebiyat evrenine girmiş gibi olursunuz. Tartışmalar, atışmalar, sevgiler, nefretler, küslükler, derin dostluklar bu imzaların gölgesine saklanırlar. Bu köşemizde bundan sonra sahafiye değeri olan imzalı kitapların peşine düşeceğiz birlikte.

Cemal Süreya, şiire başladığım yıllarda en çok okunan şairlerden biriydi. Bunda biraz da şiirlerinin her kuşakta ayrı ayrı yorumlanmasına yol açacak derecede çok sesli olmasının ve renkli kişiliğinin de payı var. Yine de Cemal Süreya doksanlı yıllarda özellikle şiire ilgi duyanların çok etkilendikleri bir şairdi. Şimdilerde ise “her boydan” okurun ilgisini çekiyor, kitapları baskı üstüne baskı yapıyor. Döneminde zorluklar çekmiş, şiirini, Türk şiirine karşı yönelttiği eleştirel düşüncelerle kurmuş bir isim bugün çok rahat bir şekilde “aşk şairi” olarak adlandırılabiliyor. Oysa Cemal Süreya’nın İkinci Yeni’de kurucu bir etkisi vardır. Bu kurucu etki, aslında İstanbul’daki hâkim “edebiyat sınıfı”na karşı bir etkidir de. Garipçilerin yazdığı şiiri “yoklamak” için çıkılmıştır yola. İstanbul’daki hâkim sınıfın, yani Nurullah Ataç’ın, Sabahattin Eyüboğlu’nun arkasında durduğu Garip’i önce “yoklamış” ardından da dönüştürmüştür İkinci Yeni.

 

Ece Ayhan, bu anlamda Mülkiyeli üç şairin Türk şiirine enteresan bir “sivillik” getirdiğini söyler. Bu üçlü; Cemal Süreya, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan’dır. Üçü de Mülkiyeli’dir ama mülk sahibi değildir. Ece Ayhan, sivillik iddiasını şiirinden hayatına kadar sergileyebilmiş bir isim. Sezai Karakoç’un da İkinci Yeni’de kurucu etkisi çok büyük ama bir yere kadar. Çünkü Karakoç İkinci Yeni’nin periferisinden çıkarak kendi kurduğu Diriliş düşüncesinin şiirini yazmıştır. Karakoç’un bu şiirleri İkinci Yeni’nin dünyasına zıt bir yerdedir. Metafiziktir her şeyden önce.

 

Cemal Süreya ise İkinci Yeni’nin kalbidir. Bir jesti vardır şiirlerinde. O şiirleri okuduğunuzda başka bir ses duyarsınız. Acayip samimi, acayip zekidir. Öte yandan bir yer altı nehri gibi usul usul bir acı tat bırakır insanda. Okundukça çoğalmaz onun şiirleri, okudukça saklamak istersiniz. Sadece size ait olsun istersiniz. Cemal Süreya’nın bencil bir okuru vardır demem bundan. Bütün şiirleri tek bir insana yazılmış gibidir. Okuyan herkes şiirlerin kendisine yazıldığını duymak ister. Bir şairin okurunu “bencilleştirmesi” çok kıymetlidir. Gelin Cemal Süreya’nın kitaplarını Fethi Naci’den Hüseyin Cöntürk’e, Sait Maden’den Edip Cansever’e nasıl imzaladığına birlikte bakalım:

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.