Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Orta Dünya’ya tanıdık bir yolculuk




Toplam oy: 14
Beren ile Luthien’in destansı aşkları Orta Dünya’nın gedikli gezginlerinin daha önce Silmarillion’da dinledikleri bir hikâye. Kitabı yayına hazırlayan Christopher Tolkien asıl gayesinin babasının Orta Dünya’nın en önemli üç anlatısından biri olarak gördüğü efsanenin zaman içindeki değişimini ortaya koymak olduğunu söylüyor.

Fantazya severler için Tolkien ya da Yüzüklerin Efendisi isimlerini işitmenin dahi tatlı bir ürperti duymaya yettiğini söylesek herhalde itiraz eden çıkmayacaktır. Son yıllarda pek çok başka eser zihnimizi meşgul etse de Orta Dünya, bir çeşit kürkçü dükkânı gibi dönüp dolaşıp sığınacağımız büyülü sılamız, ormanlarında dolaşıp geçmiş günlerin şarkılarını söyleyeceğimiz yuvamızdır. İthaki’nin Tolkien’in büyük önem verdiği Beren ile Luthien’i dilimize kazandıracağı haberi kuşkusuz bir zamanlar Orta Dünya’yı arşınlayan herkes için heyecan vericiydi. Neyse ki fazla beklememiz gerekmedi. Çevirmenliğini Tolkien okurlarının yakından tanıdığı Çiğdem Erkal’ın üstlendiği Beren ile Luthien, Alan Lee’nin eşsiz illüstrasyonları ile süslenmiş olarak geçtiğimiz ay kitapçılardaki yerini aldı.

Aslına bakılırsa Beren ile Luthien’in destansı aşkları Orta Dünya’nın gedikli gezginlerinin daha önce Silmarillion’da dinledikleri bir hikâye. Zaten Tolkien’in ardından çalışmalarının kaynaklık ettiği tüm kitaplar gibi bu kitabı da yayına hazırlayan oğlu Christopher Tolkien de asıl gayesinin babasının Orta Dünya’nın en önemli üç anlatısından biri olarak gördüğü efsanenin zaman içindeki değişimini ortaya koymak olduğunu söylüyor. Kendi adıma kitap boyunca Tolkien’in anlatıda yaptığı değişikliklere tanık oldukça Orta Dünya’yı neden bu kadar sevdiğimi bir kez daha fark ettiğimi itiraf etmeliyim. Belki de Tolkien, Beren ile Luthien dâhil inşa ettiği diyarın tüm efsanelerine nihai halini vermeyi hiç başaramadı. Onun anlattığı tüm hikâyelerin çeşitli varyasyonlara sahip olması ise Orta Dünya’ya ilişkin tüm mit ve efsanelerin sahici ve sağlıklı bir belirsizlik kazanmasına sağladı. Bu çeşitlilikle karşılaşmanın bende, sözgelimi Nuh tufanı gibi arkaik anlatıların -kimileri bugün yeryüzünden silinmiş- farklı kültürlerde yaşadığı değişimi fark etmeye benzer bir heyecan uyandırdığını belirtmeliyim. Öyle sanıyorum ki özellikle fantazya için diyara ilişkin derinlik ve çeşitlilik de en az epik bir hikâye anlatmak kadar önemli.
KISA KISA:

Son birkaç ayda Matrix evrenine olası bir geri dönüş ihtimaline ilişkin serinin hayranlarını bazen sevindiren, bazen üzen çokça şey konuşuldu. Lily Wachowski’nin olası bir devam filmine dâhil olmayacağına dair açıklamalarının ardından hayaller yıkılmışken nihayet geçtiğimiz günlerde gelen güzel haberlerle The Matrix 4’ün çekileceği kesinleşti. Üstelik Lana Wachowski’nin başında olduğu projede Keanu Reeves ve Carrie- Anne Moss da yer alıyor. Şimdilik 2020 yılında çekimlerinin başlayacağı duyurulan filme Neo karakterinin nasıl dâhil edileceği ise hâlâ merak konusu.

80’li yılların kült çizgi filmi He-Man yeniden ekranlara taşınıyor. Eternia Prensi’nin maceralarına kaldığı yerden devam edeceği anime serisi Netflix’te yayınlanacak. Klasik serinin bittiği yerden başlayacağı duyurulan Masters of the Universe: Revelation’ın yayın tarihi henüz açıklanmazken yönetmenliği üstlenecek isim Kevin Smith olacak.

İthaki Yayınları Karanlık Kitaplık serisini genişletmeye devam ediyor. Türe aşina okur için korku edebiyatının en önemli isimleri arasında sayılan Clive Barker’ın The Hellbound Heart’ı Cehennemlik Yürek ismi ile dilimize kazandırıldı. Korku ve gerilim sinemasının en iyi örneklerinden biri olarak görülen 1987 yapımı Hellraiser filminin de uyarlandığı romanın editörlüğünü Alican Saygı Ortanca üstlenirken çeviri ise Dost Körpe imzası taşıyor.
2019 HUGO ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU


Bilimkurgu ve fantazya alanında en prestijli birkaç ödül arasında yer alan Hugo Ödülleri’ni bu yıl kazanan isimler Dublin’de düzenlenen 77. Dünya Bilimkurgu Kongresi (WorldCon) ile duyuruldu. 20 dalda verilen ödüllerin sahiplerini bulduğu gecenin en başarılı ismi kuşkusuz En İyi Roman Ödülü’nü alan Mary Robinette Kowal’dı. The Calculating Stars ile Locus ve Nebula’yı da kazanan Kowal, koleksiyonuna Hugo’yu da katarak üç büyük ödülü aynı yıl alan istisnai isimler arasına adını yazdırmayı başardı.

Törenin dikkat çeken bir başka ismi ise geçtiğimiz yıl Tüm Sistemler Çöktü (All Systems Red) novellası ile üç önemli ödülü de toplayan Martha Wells oldu. Wells, Katilbot serisinin bir diğer halkası olan Artificial Condition ile Locus’un ardından Hugo’da da En İyi Novella ödülünü de alarak başarısının rastlantı olmadığını gösterdi. Yeri gelmişken Artificial Condition’un aynı dalda Nebula finalistleri arasında yer aldığını da unutmayalım. Etkinlik kapsamında 1943 senesinde okurla buluşan eserlerin değerlendirildiği Retro Hugo Ödülleri’nde ise çoğumuzun yakından tanıdığı Küçük Prens eseri ile Antoine de Saint-Exupéry En İyi Novella Ödülü’ne layık görüldü.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.