Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sisu, Korona Ve Edebiyat Turtası Derneği




Toplam oy: 14
Cesaret, koronavirüs günlerinde dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu hasletler arasında bulunuyor. Pes etmemek ve yeni yollar bulmak insan tabiatının iyimser yönüne işaret ediyor. Bunu diri tutabilmek için de kitaplara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

Guernsey adası Fransa ve İngiltere arasında yer alıyor ve İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgaline uğramış. Adanın sakinleri Nazilerle geçirdikleri günlerde hayata tutunmak için bir kitap kulübü tesis ederler. Ne var ki insanların bir araya gelmesi işgal yasalarına göre yasaktır ve bunu aşmak için tuhaf yöntemler izlerler. Edebiyat ve Patates Turtası Derneği ismiyle kitaplaşan ve filmi de çekilen bu hikaye zor günlerde kitapların bir sığınak olarak kabul edildiğinin göstergesi. Ada halkından bir grubun oluşturduğu bu kulüp beraberinde birçok alt hikayenin de gelişmesine neden olmuş. Fransa’ya daha yakın olmasına rağmen Birleşik Krallık’a bağlı olan ada tabiata daha yakın olmasına rağmen kitaplara bağlanmış. En azından bir kısmı. Küresel anlamda istila halindeyiz. Sokaklarda virüsler geziyor ve yapabildiğimiz tek şey tüm dünya olarak evlerimize sığınıp kapıları sıkı sıkıya kapatmak. Korona günlerinde dünya küresel bir eve dönüştü. Yalnızlık nerede yaşarsa yaşasın tüm insanlar için ürkütücü bir hal aldığında bunu aşmanın yolları aranıyor. Sosyal medya marifetiyle yapılan canlı yayınlarda insanlar sırtlarını kütüphanelerine dayayarak diğer insanlarla konuşuyorlar. Bazı kimselerin garipsediği bu durum yeni sosyal normlar arasında kabul görmeye başladı.

 

Kitaplar sayesinde insanlar kendilerini daha güvende hissediyorlar. Sadece kitaplarla değil, kitapları seven insanlarla da iletişim kuruluyor. Krize en hazırlıklı ülkenin Finlandiya olduğu haberleri ortaya çıkınca yine kitaplara müracaat ederek Fin ruhunu anlamaya çalıştım. Sisu kelimesi çıktı karşıma ve sayıca az oldukları Ruslara karşı inançla mücadele eden Fin ruhunun dayandığı bu kelimeyi karıştırmaya koyuldum. Bu beni Katja Pantzar’ın Sisu’nun Peşinde kitabına götürdü. Sıkıntılara karşı iradenin gücünü simgeleyen bu kelime aynı zamanda ülkenin ruhunu temsil eden anahtar kavramlar arasında bulunuyormuş.

Mesafeleri kaldıran kitaplar
Kitapçıların kepenklerini kapatması dünyayı derinden etkiledi. Kitapçılar kendi “sisu”larını geliştirerek bu zor günleri atlatmaya çalışıyorlar. Avustralya’da bir kitapçı bisikletiyle evlere kitap siparişlerini bizzat teslim ediyor. Online kitap satış siteleri satışlarını artırsa da “bilgeliğin toplandığı yer” olan kitapçılara duyulan özlem artıyor. Karantina kurallarını gevşetme kararını tartışan İtalya’da kitapçıların tekrar açılacak olma ihtimali tüm dünyayı heyecanlandırdı. Kitapların tekrar dolaşıma girdiği bir dünya daha normal bir yer olarak kabul ediliyor. Kitap listeleri elden ele dolaşıyor ve insanlar karantina günlerini hangi yazarlarla geçirmek istediklerini birbirlerine soruyorlar. Çoğu bu dünyadaki günlerini tamamlamış yazarlarla yeniden buluşmanın yolu onların kitaplarını elimize almak elbette. Kitapçıların virüs günlerine verdikleri tepkiler arasında dikkat çekenler de var. Özellikle ikinci el kitap işiyle meşgul olanlar için bu bilgilerini göstermenin ve “Bu da geçer ya Hu” demenin farklı bir yolu. Londra’daki Judd Books bunlardan biri. Vitrinini tamamen beyaz bir örtüyle kaplayıp kitapların tozlanmasını engelleyen Judd Books beyaz çarşafla bir anlamda veba günlerine gönderme yaparken vitrinde açıkta kalan tek kitap hayli ilgi çekici: Veba Yılı Günlüğü. Daniel Defoe’nin bu kitabı Londra’yı kasıp kavuran 1665 veba salgınını anlatıyor ve 1722’de kaleme alınmış. İnsanoğlu tarihten ve kitaplardan güç alarak moralini yüksek tutmaya çalışıyor. İngiliz edebiyatının güçlü isimleri arasında sayılan Defoe’nun kitabı aynı zamanda güç zamanların nasıl güçlü eserlere ilham kaynağı olduğunu gösteriyor. Yazarlar eserleri için ihtiyaç duydukları zamanları bulduğunu sanırken bazı yazarlar da tavuklara yem vermekten başka hiçbir eylemde bulunamadıklarını söylüyorlar. Edebiyat ve Patates Turtası Derneği’nin benzerleri video konferans ortamlarında kurulmaya başladı. Yazarlar adına kurulan kitap kulüpleri artık sosyal medyada hızla takipçi artırıyor ve kitaplardan konuşmayı seven insanlar birbirlerini çevrimiçi ortamda buluyor. Fiziki ortamlarda bir araya gelinemediği için Edinburgh Edebiyat Festivali ve Galler’deki Hay Festival başta olmak üzere önde gelen birçok etkinlik bu seneki buluşmalarını iptal ettiğini açıkladı. Ancak bunun yerine çevrimiçi etkinlikler çoğaltıldı ve insanlar odalarından birbirleriyle buluşmaya devam etti, ediyor.
Alman işgalindeki Guernsey adasındaki edebiyat tutkunları birbirlerine seslenmenin yolunu edebiyatla bulmuşlardı ve mizahi yaklaşımlarıyla farklı yaşlardaki adalılar bir araya gelmişti. Kitaplar bugün de basiretin ve birbirimizi anlamanın yolunu sunuyor ve aramızdaki mesafeleri ortadan kaldırıyor. Cesaret, koronavirüs günlerinde dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu hasletler arasında bulunuyor. Pes etmemek ve yeni yollar bulmak insan tabiatının iyimser yönüne işaret ediyor. Bunu diri tutabilmek için de kitaplara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Londra’da bir kitapçı vitrininde, Finlandiya’nın soğuk bir köşesinde ya da Manş denizindeki uzak bir adada. Anlam arayanlar için harfler büyülü bir şekilde bir araya geliyor ve yalnızlıklar aşılıyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Hayatla ölüm arasında pencereden bir sınır

 

Kendimi bildim bileli kelimelerle uğraşıyorum. Kelimelerle uğraşmayı sevdiğimi ilkokulda keşfettim. Şen şakrak bir çocuktum ve yaptığım şakaların çoğu, kelime oyunları üzerine kuruluydu. Kimi zaman kelime oyunlarım o kadar dolaylı olurdu ki onları açıklamak zorunda kalırdım. Tabii esprinin esprisi kalmazdı o zaman da. Fakat benim için kelime sadece oyun demek değil elbette.

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Aynı zamanda boksör de olan bir şairdi Arthur Cravan. Fakat itiraf etmek gerekirse ne büyük bir şairdi, ne de çok arzulamasına rağmen sıkı bir boksör olabildi.

 

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.