Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sisu, Korona Ve Edebiyat Turtası Derneği




Toplam oy: 4
Cesaret, koronavirüs günlerinde dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu hasletler arasında bulunuyor. Pes etmemek ve yeni yollar bulmak insan tabiatının iyimser yönüne işaret ediyor. Bunu diri tutabilmek için de kitaplara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

Guernsey adası Fransa ve İngiltere arasında yer alıyor ve İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgaline uğramış. Adanın sakinleri Nazilerle geçirdikleri günlerde hayata tutunmak için bir kitap kulübü tesis ederler. Ne var ki insanların bir araya gelmesi işgal yasalarına göre yasaktır ve bunu aşmak için tuhaf yöntemler izlerler. Edebiyat ve Patates Turtası Derneği ismiyle kitaplaşan ve filmi de çekilen bu hikaye zor günlerde kitapların bir sığınak olarak kabul edildiğinin göstergesi. Ada halkından bir grubun oluşturduğu bu kulüp beraberinde birçok alt hikayenin de gelişmesine neden olmuş. Fransa’ya daha yakın olmasına rağmen Birleşik Krallık’a bağlı olan ada tabiata daha yakın olmasına rağmen kitaplara bağlanmış. En azından bir kısmı. Küresel anlamda istila halindeyiz. Sokaklarda virüsler geziyor ve yapabildiğimiz tek şey tüm dünya olarak evlerimize sığınıp kapıları sıkı sıkıya kapatmak. Korona günlerinde dünya küresel bir eve dönüştü. Yalnızlık nerede yaşarsa yaşasın tüm insanlar için ürkütücü bir hal aldığında bunu aşmanın yolları aranıyor. Sosyal medya marifetiyle yapılan canlı yayınlarda insanlar sırtlarını kütüphanelerine dayayarak diğer insanlarla konuşuyorlar. Bazı kimselerin garipsediği bu durum yeni sosyal normlar arasında kabul görmeye başladı.

 

Kitaplar sayesinde insanlar kendilerini daha güvende hissediyorlar. Sadece kitaplarla değil, kitapları seven insanlarla da iletişim kuruluyor. Krize en hazırlıklı ülkenin Finlandiya olduğu haberleri ortaya çıkınca yine kitaplara müracaat ederek Fin ruhunu anlamaya çalıştım. Sisu kelimesi çıktı karşıma ve sayıca az oldukları Ruslara karşı inançla mücadele eden Fin ruhunun dayandığı bu kelimeyi karıştırmaya koyuldum. Bu beni Katja Pantzar’ın Sisu’nun Peşinde kitabına götürdü. Sıkıntılara karşı iradenin gücünü simgeleyen bu kelime aynı zamanda ülkenin ruhunu temsil eden anahtar kavramlar arasında bulunuyormuş.

Mesafeleri kaldıran kitaplar
Kitapçıların kepenklerini kapatması dünyayı derinden etkiledi. Kitapçılar kendi “sisu”larını geliştirerek bu zor günleri atlatmaya çalışıyorlar. Avustralya’da bir kitapçı bisikletiyle evlere kitap siparişlerini bizzat teslim ediyor. Online kitap satış siteleri satışlarını artırsa da “bilgeliğin toplandığı yer” olan kitapçılara duyulan özlem artıyor. Karantina kurallarını gevşetme kararını tartışan İtalya’da kitapçıların tekrar açılacak olma ihtimali tüm dünyayı heyecanlandırdı. Kitapların tekrar dolaşıma girdiği bir dünya daha normal bir yer olarak kabul ediliyor. Kitap listeleri elden ele dolaşıyor ve insanlar karantina günlerini hangi yazarlarla geçirmek istediklerini birbirlerine soruyorlar. Çoğu bu dünyadaki günlerini tamamlamış yazarlarla yeniden buluşmanın yolu onların kitaplarını elimize almak elbette. Kitapçıların virüs günlerine verdikleri tepkiler arasında dikkat çekenler de var. Özellikle ikinci el kitap işiyle meşgul olanlar için bu bilgilerini göstermenin ve “Bu da geçer ya Hu” demenin farklı bir yolu. Londra’daki Judd Books bunlardan biri. Vitrinini tamamen beyaz bir örtüyle kaplayıp kitapların tozlanmasını engelleyen Judd Books beyaz çarşafla bir anlamda veba günlerine gönderme yaparken vitrinde açıkta kalan tek kitap hayli ilgi çekici: Veba Yılı Günlüğü. Daniel Defoe’nin bu kitabı Londra’yı kasıp kavuran 1665 veba salgınını anlatıyor ve 1722’de kaleme alınmış. İnsanoğlu tarihten ve kitaplardan güç alarak moralini yüksek tutmaya çalışıyor. İngiliz edebiyatının güçlü isimleri arasında sayılan Defoe’nun kitabı aynı zamanda güç zamanların nasıl güçlü eserlere ilham kaynağı olduğunu gösteriyor. Yazarlar eserleri için ihtiyaç duydukları zamanları bulduğunu sanırken bazı yazarlar da tavuklara yem vermekten başka hiçbir eylemde bulunamadıklarını söylüyorlar. Edebiyat ve Patates Turtası Derneği’nin benzerleri video konferans ortamlarında kurulmaya başladı. Yazarlar adına kurulan kitap kulüpleri artık sosyal medyada hızla takipçi artırıyor ve kitaplardan konuşmayı seven insanlar birbirlerini çevrimiçi ortamda buluyor. Fiziki ortamlarda bir araya gelinemediği için Edinburgh Edebiyat Festivali ve Galler’deki Hay Festival başta olmak üzere önde gelen birçok etkinlik bu seneki buluşmalarını iptal ettiğini açıkladı. Ancak bunun yerine çevrimiçi etkinlikler çoğaltıldı ve insanlar odalarından birbirleriyle buluşmaya devam etti, ediyor.
Alman işgalindeki Guernsey adasındaki edebiyat tutkunları birbirlerine seslenmenin yolunu edebiyatla bulmuşlardı ve mizahi yaklaşımlarıyla farklı yaşlardaki adalılar bir araya gelmişti. Kitaplar bugün de basiretin ve birbirimizi anlamanın yolunu sunuyor ve aramızdaki mesafeleri ortadan kaldırıyor. Cesaret, koronavirüs günlerinde dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu hasletler arasında bulunuyor. Pes etmemek ve yeni yollar bulmak insan tabiatının iyimser yönüne işaret ediyor. Bunu diri tutabilmek için de kitaplara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Londra’da bir kitapçı vitrininde, Finlandiya’nın soğuk bir köşesinde ya da Manş denizindeki uzak bir adada. Anlam arayanlar için harfler büyülü bir şekilde bir araya geliyor ve yalnızlıklar aşılıyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.