Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sokaktan: Uyarlasak da mı izlesek, uyarlamasak da mı okusak?




Toplam oy: 1380

Eylül ayı televizyonlar için yeni dizi sezonunun başlangıcına işaret ediyorsa da mutat Ankaralılar için Eylül, biten bir yazın ardından artık şehre dönmenin vakti. Şehre yeni dizi sezonu gelir ve kimi Ankaralılar için iklim değişir Akdeniz olur, kimisi içinse hala bozkır. Ankara sokakları edebiyat uyarlamalarının dizi olması konusunda farklı görüşlere sahip, diyebiliriz.

 

 

 


 

"Konunun uzatılması yanlış"

 

 

 

Deniz Akpınar (15) Öğrenci

 

Roman uyarlamaları başlarda ilgimi çekiyordu. Hanımın Çiftliği, Yaprak Dökümü gibi dizilerin ilk bölümlerini izledim. Ancak dizilerde romanın aslına bağlı kalınmaması ve konunun uzatılması uyarlamaları yanlış bulmama sebep oldu. Roman uyarlamaları kitabın varlığından haberdar etse de yazarın ifade etmek istediklerinin yanlış aktarılması gerçek duygusundan uzaklaşmasına sebep oluyor.

 

 

 

 

 

 

 

 


 

"Gençlik yıllarıma dönüyorum"

 

 

İsmail Kaynak (64) Motor Ustası

 

Artık çok fazla roman okuyamıyorum. Ancak gençliğimin romanlarını televizyonda görünce bu beni heyecanlandırıyor. Gençlik yıllarıma, o kitabı okuduğum zamanlara dönüyorum. Kitaptan bölümler de beraberinde aklıma geliyor. Kendi yarattığım dünya ile bu dünyayı kıyaslıyorum. Reşat Nuri Güntekin benim çok sevdiğim bir romancıydı. Onun Yaprak Dökümü'nü televizyonda izlemek benim için çok güzel bir anıydı.Dudaktan Kalbe, Yeşil Gece romanlarını da çok severim Güntekin'in. Bu romanlarının da dizi olmasını çok isterim.

 

 

 

 

 

 


 

 

 

"Önce kitabı okumalı"

 

 

 

 

Yavuzhan Ural (21) Öğrenci

 

Bence diziler kitabın yerine geçemez. Orhan Kemal'in Hanımın Çiftliği romanını okuduktan sonra diziye göz attım. Ama kitabın asıl anlatmak istediği uçup gitmişti. Kitapta yaratılan dünyadan çok daha farklı bir dünya ve kitabın asıl anlatmak istediğinin dışına çıkılmıştı. Kütap dizileşse bile izleyenler önce o kitabı okumalı. Yazarın kitabının konusunu, mesajını dizide anlatıldığı gibi sanmamalı.

 

 

 

 


 

 

 


 

 

 

 

"Beni kitaplardan soğuttu"

 

 


 

Yasemin Buyruk (39) Memur

 

 

Kitapların ruhu tam dizilere yansıtılmıyor, reyting uğruna konular uzatılıyor. Ayrıca entrika ön plana çıkarılıp eğitici yanı eksik kalıyor. Romanların aslına sadık kalarak, uzatılmadan, dizileşmesini istiyorum. Aşk-ı Memnu ve Hanımın Çiftliği dizilerini izledim. Romanlarını okumamıştım. Dizilerini izledikten sonra açıkçası romanları okuma isteği oluşmadı. Konular o kadar fazla abartılı ve ağdalıydı ki beni kitaplardan soğuttu. Artık hiçbir romanın dizisini okumadan izlemek istemiyorum.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

"Güzel romanlar dizileştirilmeli"

 

 

 

 

Recep Uyanık (45) Hırdavatçı

 

 

Kitap okuma şansım işlerden dolayı olmuyor. Okuyamadığım kitapları, dizi olarak seyretmek benim için bir kolaylık ve zamandan tasarruf. O kitabın ne anlattığını dizilerden anlayabiliyorum. Benim gibi kitap okumaya şansı olmayanlar için edebiyatımızın güzel romanları dizileştirilmeli, kitabını okumamış olsak da dizisiyle kitabı okumuş kadar olabiliriz.

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.