Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sonbaharda sanat başkadır




Toplam oy: 3
Sanat yazarımız Samed Karagöz eylül ayında açılan sergilerden bir çağdaş sanat haritası çıkardı. Bu yıl ilk olarak hangi sergiden başlamalı… İsimler, sergi salonları, müzeler… Tekmili birden eylül ayı sanat gündemi…

Her yıl eylül ayında İstanbul’da birbiri ardına sergiler açılır. Bunların merkezinde her daim İKSV tarafından düzenlenen bienal yer alır. 2012 yılından itibaren başlayan Tasarım Bienali de bu alandaki öncülüğünü sürdürmeye devam ediyor. Bu yıl etkinlikler gene ağırlıklı olarak İstanbul’da yapılmasına rağmen, İzmir’de açılan Picasso sergisi ve Eskişehir’de açılan Odunpazarı Modern Müze’yle birlikte etkinlikler Anadolu’nun çeşitli bölgelerine de yayılmaya başladı. Hiç şüphesiz ilerleyen yıllarda başka illerde de aynı dönemlerde etkinlikler göreceğiz. Bu dönemde ziyaret edebileceğiniz bazı sergileri aşağıda dikkatinize sunarım.

 

MUTLULUK RESİMLERİMİZ - NUR KOÇAK
Nur Koçak Türkiye’de foto gerçeklik akımının ilk temsilcilerinden biri. SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da açılan ve Mutluluk Resimlerimiz başlığını taşıyan sergi, sanatçının şimdiye kadar açılan en kapsamlı sergisi. Koçak, 1970’li yıllarda devlet bursuyla gittiği Paris’te özellikle kadın dergilerinden ve reklamlardan çokça etkilenir. Hollywood sinemasının ve popüler kültürün yaygınlaşmasını eleştirel bir gözle ele alarak ilk bakışta fotoğraf zannedilebilen “gerçeklikte” eserler meydana getirir. Tuval üzerine akrilikle çalıştığı 1973 tarihli La Machine isimli seri, sanatçının Paris yıllarında yaptığı ilk renkli resimlerden meydana geliyor. Aksamını iç organlara benzettiği makine, sanayileşmiş toplumlardaki yalnızlaşmayı ve yabancılaşmayı vurguluyor. Bir sergi salonundan çok bir öğrenme ve araştırma mekanı olan SALT Galata’da ise sanatçının akademi yıllarında aldığı eğitim esnasındaki çizimleri yer alıyor. Sanatçının tamamen klasik bir eğitim alırken foto gerçekçiliğe yönelmesini izleyebilmek bu sergiyi önemli kılan hususlardan biri. Sergi 29 Aralık tarihine kadar gezilebilir.
KALIPLARI AŞINCA - MEŞHER
İstiklal Caddesi’nde daha önce Arter’e ev sahipliği yapan eski Meymenet Han’da Vehbi Koç Vakfı’nın kültür-sanat dünyasına son armağanı olan Meşher faaliyet göstermeye başladı. Meşher’in kelime anlamı “teşhir yeri” yani sergi mekânı. Şimdiye kadar bu kelimenin bir galeri adı olarak kullanılmamış olması açıkçası beni şaşırttı. Kapıları Aşınca başlığını taşıyan serginin alt başlığı ise Mit, Efsane ve Masallarla Avrupa’dan Çağdaş Seramik. Adından da anlaşılacağı üzere bu sergide sadece seramik ve türevlerine yer veriliyor. Daha önce aynı mekânda onlarca sergi gezdim lakin bu sergideki kalabalığı görmemiştim. Bunun nedenini sadece cadde tarafındaki eserlerin dikkat çekici olmasıyla açıklamak mümkün görünmüyor. İngiltere’de faaliyet gösteren ve hem sanatçılara hem de koleksiyonerlere imkânlar sağlayan Messums Wiltshire’la yapılan işbirliği neticesinde oluşturulan sergide klasik bir malzeme olan seramiğin çağdaş sanatla nasıl buluşabileceğine dair son derece dikkat çekici eserler yer alıyor. Sergi 22 Aralık’a kadar gezilebilir.
ÖZ/ÇEVİRİ-M - SUDARSHAN SHETTY
Akbank Sanat’ta resim, heykel, enstalasyon, video, ses ve performans alanlarında çalışan çağdaş bir Hintli sanatçı Sudarsahn Shetty’nin Hasan Bülent Kahraman küratörlüğündeki Öz/Çeviri-m başlıklı sergisi yer alıyor. Küratörün sunuş metninde de belirttiği gibi Shetty’nin yapıtlarında madde, zaman ve bellek bir arada ele alınıyor. Sanatçı zamanın izini ve kırılganlığını ve yok ediciliğini kültürlerin gerçeğinde arıyor. Geri dönüştürülmüş tük ağacı ve buluntu seramiklerden oluşan heykel sizi galerinin girişinde çarpıcı bir biçimde karşılıyor. Ayrıca Shetty’nin 2 videosu da sanatseverlere sunuluyor. Bu videolardan Shoonya Ghar, 60 dakika; A Song A Story (Bir Şarkı Bir Hikaye) 24 dakika uzunluğunda. Sadece birini izleyecek vaktiniz varsa benim tavsiyem Bir Şarkı Bir Hikaye. Sergi 31 Ekim’e kadar açık.
ABRAKADABRA - HALİL ALTINDERE
58. Venedik Bienali’nde üç eseriyle yer alan Halil Altındere bu kez İstiklal Caddesi üzerinde yer alan Yapı Kredi Sanat’ta MAXXİ Müzesi direktörü ve 10. İstanbul Bienali’nin küratörlüğünü üstlenen Hou Hanru’nun küratörlüğünde Abrakadabra başlıklı sergiyle sanatseverlerle buluşuyor. Günümüz sanatına dair hiçbir bilginiz olmasa bile Atındere’nin sergide yer alan eserlerinde mutlaka sizi cezbedecek yerler bulacaksınız. Yarı Asistan, Houdini’nin Şapkası veya Hiphop Bitcoin bunlardan bazıları. 2012 tarihli Boxin Bag (Boks Torbası) isimli mermerden yapılmış eserle alakalı yapılan uyarı ise serginin gülümseten taraflarından biri: LÜTFEN SANAT ESERİNE VURMAYINIZ! Sergi 3 Kasım’a kadar ziyarete açık.

PICASSO İZMİR’DE
2005 yılında Sakıp Sabancı Müzesi’nde açılan Picasso sergisinden sonra Türkiye’de açılan bir başka Picasso sergisine bu kez İzmir’de yer alan Arkas Sanat Merkezi ev sahipliği yapıyor. Paris Picasso Müzesi’nin 2017 yılında Picasso’nun farklı yönlerini ön plana çıkartmak için başlattığı Picasso Mediterranee projesinin son sergisi Picasso: Gösteri Sanatı başlığını taşıyor. Sanatçının Boğa Kafatası, Matador, Mavi Şapkalı Kadın Portresi gibi bilindik eserlerinin yanı sıra daha az bilinen eserlerinin de yer aldığı sergide toplam 83 eser yer alıyor. Sergilenen eserlerin büyük çoğunluğu Paris Picasso Müzesi’nin koleksiyonundan. Ama bunun dışında koleksiyonlardan ödünç alınan eserler de var. Sergi 5 Ocak’a kadar açık.

PİLEVNELİ’DE 4 SANATÇI 5 SERGİ
Pilevneli Galeri hem Dolapdere’deki hem de Mecidiyeköy’deki mekânlarında toplam 4 sanatçının 5 sergisine birden ev sahipliği yapıyor. Galeri, Dolapdere’de Tobias Rehberger’in Bazen Hiç Olmadığından Daha İyi Olur, Mecidiyeköy’de ise Erdoğan Zümrütoğlu’nun Tuz Zamanı, Cleon Peterson’un Güneşin İçine Bak, Johan Creten’in The Vivisector, Tobias Rehberger’in Pişmanlık isimli sergileriyle sanat serverleri bekliyor. Özellikle Johan Creten’in, ki 1997 yılında gerçekleşen 5. İstanbul Bienali’nin sanatçıları arasında da yer alıyordu, kili çağdaş sanatın bir parçası olarak ilk kez kullananlardan biri olması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Dolapdere’deki sergi mekânında ise Tobias Rehberger’in en üst katta sanatseverlere küçük bir sürprizi var. Sergiler 27 Ekim’e kadar açık.
SEN SÖYLE - CANAN TOLON
Çizimden enstalasyona, resimden doğal malzeme kullanımına kadar farklı şekillerde eserler veren Canan Tolon’un Sen Söyle başlığını taşıyan sergisi İstanbul Modern’in geçici mekânında yer alıyor. Sanatçı eserlerini anlatmayı pek tercih etmiyor, bu yüzden de sergiye Sen Söyle adını uygun görmüş. Sergide yer alan enstalasyonlardan Acil Çıkış, Baskı Altında, Koloni ve Satılık Parseller’i özellikle dikkatimi çeken eserler olarak anabilirim. Ayrıca Time After Time başlıklı eserinin de Instagram’da bolca paylaşılacağını düşünüyorum. Sergi, 2 Şubat’a kadar açık.
16. İSTANBUL BİENALİ’NDE YEDİNCİ KITA
20. yüzyılın sonlarına doğru meteorolog Paul Joseph Crutzen bir tanım ortaya koydu: Antroposen. Bu tanım sadece bilim insanları tarafından değil Slavoj Zizek gibi düşünürlerden sanatçılara kadar geniş bir kesim tarafından da kabul gördü. Jeolojik dünya tarihinde Holosen Çağ’dan sonra gelen yeni bir çağı tanımlamak üzere önerilen bu terim, insanlığın biyosfer üzerindeki etkisinin önemli bir “jeolojik güç” haline geldiği, dünya üzerinde çok ciddi izler bıraktığı bir devri niteliyor. Yedinci Kıta da tam bu döneme dair önemli bir veriyi barındırıyor. Gene bilim insanlarının tespit edebildiği kadarıyla okyanusta yer alan plastik atıklar, ki kapladığı alan Türkiye’nin yüzölçümünün yaklaşık 7 katıdır, artık 7. Kıta olarak anılmaktadır. Peki yeni bir kıta keşfedildiğinde hangi alanlara odaklanmak gerekir? Hiç şüphesiz tarih, coğrafya, demografi, kültür, arkeoloji ve siyaseti anlamak bize bu yeni kıtaya dair bilgiler sağlayacaktır. Sadece küratör olarak değil, bir sanat tarihçisi ve sanat eleştirmeni olarak 20. yüzyılın en önemli figürlerinden biri olarak kabul gören Nicolas Bourriad işte bu yeni kıtayı sanat yardımıyla bizlere tanıtmaya çabalıyor.
Bu yılki edisyonu Büyükada, Pera Müzesi ve ilk kez görücüye çıkan ve mart ayında açılması beklenen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi binasında yer alan 16. İstanbul Bienali, sadece sanatseverlerin değil çevre duyarlılığına sahip herkesin ilgisini çekecek. 56 sanatçının toplam 80 eserinden oluşan bienaldeki eserleri daha rahat anlayabilmek için bienal kataloğunu ve beraber yayımlanan Saha Raporunu okumanızı tavsiye ederim.
Pera Müzesi’nin daimi koleksiyonunda yer alan Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri sergilerinden sonra Norman Daly’nin 1972’de oluşturmaya başladığı ve 2008’deki vefatına kadar ısrarla devam ettirdiği Llhuros adındaki arkeologlar tarafından “keşfedilmiş” kadim, kurmaca uygarlıkla karşılaşmak son derece gerçekçi. J.R.R. Tolkien’in veya Ursula K. Le Guin’in fantastik dünyalarıyla kıyaslanabilecek detaylara sahip bir dünya karşımıza çıkıyor. Llhuros medeniyeti son dönemlerinde kumarın, barbarlığın ve duyarsızlığın artmasıyla düşüşe geçer. 16. İstanbul Bienali 10 Kasım tarihine açık.
ODUNPAZARI MODERN MÜZE
2018 yılında temeli atılan Odunpazarı Modern Müze, Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı bir törenle kapılarını yakın zaman önce açtı. Yeni açılan müzenin banisi Erol ve Rana Tabanca. Müzenin açılışına katılan sanat profesyonellerinin hemen tamamının hemfikir olduğu husus, beklenilenin üstünde bir başarının olduğuydu. Öncelikle binanın mimarisinden başlamak istiyorum.
Binayı ünlü Japon mimarlık firması Kengo Kuma and Associates (KKAA) tasarladı. Kengo Kuma 2020 Japonya Olimpiyatları'na ev sahipliği yapacak stadyumun ve İskoçya Dundee’deki Victoria&Albert Müzesi gibi ikonik binalarda imzası olan bir mimar.
Bir müzenin ilk sergisi o müzenin karakterini, geleceğini, vizyonunu, misyonunu anlatan ipuçları barındırıyor. Vuslat adını taşıyan bu ilk sergide de bunu görmek mümkün. Eskişehir’in modern ve çağdaş sanatlar müzesine; yıllardır Erol Tabanca tarafından toplanan eserlerin seyircilerine ve son olarak bir koleksiyonerin hayaline kavuşmasını anlatan sergide 90 eser sergileniyor.
Bu eserlerin tamamı Tabanca’nın yaklaşık 1100 eserden oluşan koleksiyonundan seçilmiş. İlk serginin küratörü Haldun Dostoğlu’nun anlattığına göre sergi birkaç kez baştan sona tekrar düzenlenmiş. Hem eserlerin bir kısmı değişmiş hem de sergilendikleri yerler. Bu sergide amaçlanan da “koleksiyonerin gelişme hikayesi”. Alışageldiğimiz diğer sergilerdeki hikayelerden farklı bir hikaye karşımıza çıkıyor.
Tahminen müzeden Instagramda en fazla paylaşılacak eser Japon bambu sanatçısı Tanabe Chikuunsai IV’ün OMM’ye özel ürettiği eseri olacaktır. Büyük bir ustalık gerektiren bu eseri Chikuunsai ve yardımcıları yaklaşık 15 gün Eskişehir’de kalarak ortaya çıkartmışlar.
ÇAĞDAŞ SANATTA KUTUP: ARTER
2010 yılından itibaren İstiklal Caddesi’nde galeri olarak faaliyetlerini sürdüren Arter artık yeni adresi olan Dolapdere’de. 13 Eylül’den itibaren sanatseverlere kapılarını açan bina, mimarisiyle dikkat çekiyor.
Vehbi Koç Vakfı tarafından kurulan ve çağdaş sanatı merkeze alan müzenin Türkiye’de sanatın daha fazla gündeme gelmesine katkı sağlayacağını düşüyorum. Zaten Arter bu amacını şu sözlerle belirtiyor: “Herkes için erişilebilir bir kültür ve yaşam platformu olmak...”
Ayrıca çağdaş sanatta artık herkes Arter’e göre kendini konumlandırma ihtiyacı hissedecek.
Türkiye’de bu büyüklükte bir çağdaş sanat müzesi daha önce yoktu. Toplam kapalı alanı yaklaşık 18 bin m2 olan müze, 6 kata yayılan 6 galeri ve terasıyla yaklaşık 4 bin m2 sergileme alanına sahip.
Müzenin tasarımını yapan dünyaca ünlü mimarlık firması Grimshaw son derece başarılı ve dikkate değer bir proje ortaya koymuş. Sergileri gezdiğimde ise küratöryel yaklaşımın mimariye saygılı bir yaklaşım sergilediğini, boşluk ve doluluk oranları arasında belirgin bir denge kurulduğunu gördüm. Bunda doğal olarak kamuoyuna yeni sunulan binayı bir sanat eseri olarak konumlandırmanın etkisi olduğunu düşünüyorum.
Arter bir çağdaş sanat müzesi olmasına rağmen diğer sanat dallarına da yer verecek. 
Sahne sanatları, klasik, çağdaş ve elektronik müzik, film gösterimleri, dijital sanatlar gibi pek çok etkinliğe ev sahipliği yapması planlanıyor.
Açılışla birlikte 7 sergiye ev sahipliği yapıyor Arter.
Emre Baykal ve Eda Berkmen küratörlüğünde Arter Koleksiyonu’ndan oluşturulan Saat Kaç? başlıklı sergide, bellek, hafıza, zaman ve mekan kavramları ele alınıyor.
Céleste Boursier-Mougenot’nun offroad, v.2 başlıklı yerleştirmesi, dışarıdaki rüzgârın hızı ve yönüyle etkileşim içinde hareket eden üç adet kuyruklu piyanodan oluşuyor. Karbon isimli performans salonundaki sergi sanatseverlere unutmayacakları bir tecrübe sunuyor.
İnci Furni’nin Bir An İçin Durdu başlıklı kişisel sergisi, sanatçının bu sergi için ürettiği yeni işlerini bir araya getiriyor. Ve bu sergiler arasında en bütünlüklerden biri olarak hemen dikkat çekiyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir kitabı okuyacakken ya da bir filmi seyredecekken, itiraf edelim ödüllü olması karar verirken işimizi kolaylaştırır. Bu alanlarda da alanının en öne çıkan, başka bir ifadeyle en çok bilinen ödülleri de Oscar ve Nobel…

 

Oliver Guez, Josef Mengele’nin Kayboluşu için hatırı sayılır sayıda kitap incelemiş; makaleler, haberler okumuş, Mengele’nin dolaştığı yerlerde de dolaşmış... Josef Mengele’nin Kayboluşu romanı, bir savaş suçlusunun psikolojik buhranına odaklanıyor.

 

1942 Roma doğumlu Giorgio Agamben, bir İtalyan siyaset felsefesi düşünürü ve eğitimcisi. Hukuk ve felsefe eğitimi alıyor, sonrasında doktora tezini Simone Weil’in siyasi düşüncesi üzerine yazıyor.

Dikenli okları bulunan bir kirpiden baloncu olur mu ya da devasa filden bir asker? Peki, bir tavşandan şoför, kurbağadan trafik polisi ve timsahtan diş hekimi olur mu? Cankurtaran yunus balığı ne işe yarar veya doktor olan bir tilki?

Öz yaratımın poetikası üzerine kafa yoran William Randall, Bizi Biz Yapan Hikâyeler’de benliklerimizin esasen bugün olduğumuz yerden geçmişe dönerek sürekli yeniden kurguladığımız birer hikâye olduğunu söyler. Ona göre insanın hikâyesi yoktur, insan hikâyenin ta kendisidir.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.