Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Terskarga




Toplam oy: 22

Evdeyiz. Bildiğimiz tüm alışkanlıklarımız salgın nedeniyle değişiyor. Tarih yeniden yazılıyor. MÖ ve MS, tarih olacak gibi gözüküyor. KÖ ve KS yani koronadan önce ve koronadan sonra… Evet, böyle bahsedeceğiz belki de… Eskiden bir başka ülkenin vatandaşıyla karşılaşınca en dikkat ettiğim şeylerden biri sosyal mesafeydi. Karşılıklı konuşmaya başladığınızda, o aradaki bir metreyi korumak için, siz yaklaşmaya bile kalksanız, yavaş yavaş geri çekilirlerdi. Bizde de tam tersiydi, sıcakkanlı insanlar olduğumuzdan olsa gerek insanların dibine kadar girer(dik), ortaya çıkan, eğer izleyiciyseniz(!), komedinin keyfine bakardınız. Artık herkes dikkat ediyor. Bir buçuk metre kuralı resmi - gayriresmi dilimizde... Başka başka dertlerimiz olsa da artık sadece o var: Koronavirüs! Haberler onunla başlayıp, onunla bitiyor. Herkes ondan bahsediyor. Neredeyse şarkıdaki gibi: Bana her şey seni hatırlatıyor!

 

Bol bol okuduğumuz şu günlerde… Şaka şaka, okuyor muyuz? Yoksa evde olduğumuz bu süreçte de yine bahaneler bulmaya devam ediyor muyuz? Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi gibi bahaneler bulup, okumamak pekâlâ mümkün. O ne, diye soracak olursan sorma, gugıl amcaya sorarsın…

Okumamak için türlü bahaneler geliştiriyoruz. Bunun da en çok telefonla ve sosyal medya ile ilgisi olduğunu düşünüyoruz ya, haklısın! Yalnız, bunun için de bir kitap önereceğim. Yapma! deme… İçinde buna benzer o kadar fazla örnek var ki, çok hoşuna gidecek: Freud bu işe ne derdi? – En muhteşem psikoterapistler gündelik sorunlarınızı nasıl çözerlerdi? Yazarı Sarah Tomley ve İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkmış. Çevirmen Devrim Çetinkasap.
Ama önce Freud deyince aklıma gelen bir şeyi anlatmadan geçemeyeceğim. Konuyla da alakasız değil ve yine elbette kitaplarla ilgili, bir de Mayıs ayıyla tabii… Unutmadan, Sigmund Freud’un bu ay doğum günü olduğunu söylemiş miydim? Psikanalizin kurucusu, bu belki de en meşhur nörolog, 6 Mayıs 1856’da doğmuş…
Mayıs ayı denildiğinde ilk akla gelenlerden biri, şüphesiz 10 Mayıs 1933’te Almanya’da, üniversite öğrencileri tarafından başlatılan ‘kitap soykırımı’dır. Berlin’de başlatılan bu eylem başka şehirlere de sıçramış ve haftalarca sürecek şekilde yüz binlerce kitabın yakılmasıyla devam etmiştir: Alman olmayan her şeyi yakın! Yahudi ya da Yahudi olduğu düşünülen yazarların kitaplarıyla Marksist, barışçıl, rejim düşmanı olduğu düşünülen ya da cinsellikle ilgili bir sürü kitap…
Yakıldı! Marx’tan Freud’a, Jack London’dan Erich Maria Remarque’a, Bertolt Brecht’ten Stefan Zweig’a ve Heinrich Heine’a kadar birçok yazarın kitabı…
O Heine ki Almanya’nın en önemli şair, gazeteci ve yazarlarındandır. Yaklaşık 100 yıl önce yazmış olduğu Endülüs şehri Granada’nın 1492’de İspanya Krallığı tarafından işgal edilmesi sonrasında yaşananları konu ettiği kitabı Almansor’da, kahramanlardan Hassan’a engizisyonun binlerce kitabı ve kütüphaneleri yakmasına atfen söylettiği şu ifadeler geçer: “Bu sadece bir başlangıçtı, kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yakacaklar.”
İşte tam da burada Freud, Heine’den 100 yıl sonra bir benzer cümle kurar: “Ortaçağ’dan beri epey ilerleme kaydettik, o zamanlarda olsak beni yakarlardı şimdi kitaplarımı yakıyorlar!”
Gelelim az önce bahsettiğim kitaptaki en çarpıcı örneklerden birine… Hani şu: Birkaç dakikada bir durup telefonumu kontrol edip duruyorum. Neden konsantre olamıyorum? dediğin durum var ya… İşte onunla ilgili! Bu konuda çeşitli uzmanların görüşlerine yer verilmiş ama en etkileyicisi sanırım davranışçı bilimin “babası” B. F. Skinner’dan verilen örnek olmuş. Evet, kitapta sadece Freud yok, çeşitli psikanalist ve psikologların görüşlerine de yer verilmiş. Skinner’ın değişken oranlı program dediği hiçbir şeyin düzensiz verilen ödül kadar dayanılmaz olamayacağını gösterdiği deneyi tam da bu konuyu en iyi anlatan örnek olmuş. Deneyde Skinner hayvanları, içinde basabilecekleri bir düğme olan kutuya koymuş. İlk başta düğmeye her bastıklarında yiyecek verilmiş ve hayvanlar doyduklarında düğmeye basmayı bırakmışlar. Yiyecek uzun süreliğine kesildiğinde de düğmeye basmayı bırakmışlar. Ancak yemek, düğmeye her basıldığında değil de düzensiz aralıklarla verildiğinde hayvanlar düğmeye basmaya devam etmişler (Mesaj var mı? Evet! Mesaj var mı? Hayır. Mesaj var mı? Var mı?)
Tabii, mesajı bırak, sosyal medyaya girme, oyun oynama vb. şeyler demiyorum ama evde olma halini, bu kadar dışarıya çıkma uyaranının en az olduğu bir zamanı da iyi kullanalım, diyorum. En azından bir yabancı dil öğrenmeye çalışmak, yeni kitaplar keşfetmek, daha aklına gelebilecek başka şeyler yapmak bu karantina günlerini daha iyi hale getirmez mi? Eve girdiğimiz gibi dümdüz çıkmayalım, bu ay mottomuz olsun hadi…
Kitaplardan
“İşiniz?”
“Sanırım bana yazar diyebilirsiniz.”
“İşsiz,” dedi polis arabası, kendi kendine
konuşurcasına.
“Öyle de diyebilirsiniz,” dedi Bay Mead.
Yakma Zevki / Ray Bradbury
* Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi Malum, her yer olduğu gibi çoğu kitabevi de kapalı, internet sitelerinden alışveriş yapmaya çalışıyoruz ama onlar da yeterli gelmiyor. Hal böyle olunca yayınevleri yeni kitap çıkarmayı çok azalttılar. Ama kitabın yeni veya eski olması bir şeyi değiştirmez. Eğer bir kitapseverseniz bu ay mutlaka bu kitabı okuyun!

Kütüphaneler ve kütüphanecilik tarihi konusunda dünyanın en önemli otoritelerinden sayılan yazar; özellikle 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sırasında, kitapların ve sanat yapıtlarının yok edilmesini anlattığı araştırmasıyla tanınıyor. Öyle ki Başkan Bush döneminde ABD’ye kendisinin ve kitabının girmesi yasaklanmış. Benim, diğer yapıtlarını da okuma iştahımı kabarttı! Ya sizin?

Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi, Fernando Baez tarafından yazılan ve Can Yayınları’ndan çıkan kitabı Türkçeye Tolga Esmer çevirmiş.

Baez’in araştırmasına göre kitapların %60’lık bir oranı hesaplanarak, yani bilerek yok edilmiş. Çoğunluğu yakılarak. Geri kalan %40 ise, doğal afetler, hayvanlar, kültürel değişimler ve kitap malzemesinin dayanıksız oluşu sebebiyle yok olmuş.

Kitabın; insanlık tarihi düşünülünce çok yeni bir icat sayılacağını belirten yazar, buradan hareketle, insanlığın %99’unun tarih öncesi ancak %1’inin yazılı tarih döneminde geçtiğini söylüyor.

“Kitaplar 55 yüzyıldır yok ediliyor ve bunun neden olduğu hakkında pek fikrimiz yok. Kitapların ve kütüphanelerin kökenine dair yüzlerce araştırma var, ama yok edilmelerinin tarihine yönelik bir tane bile yok.” “1933’te Nazilerin kitap yakmasını ciddi bir kitapsever olan Joseph Goebbels organize etti.”

“Meksika’daki ilk kütüphaneyi kuran Piskopos Juan de Zumârraga 1530’da Aztek kodesklerini yaktırdı.” “Kesin olan bir şey var ki siz bu satırları okurken en azından bir kitap sonsuza dek yok olmakta.”

Gerisi… Oku, dünyanı değiştir!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

A-

 

Mecnun one night

 

B-

 

Ben bu tarzı benimsedim. Elim belimde vakaların önünde bekler, sakallarımı sıvazlar, sosyolojik birtakım çıkarımlarımı dile getiririm. ‘Ne güzel bir toplum simit yiyor.’ ‘Toplum koşma oğlum beş dakika sonra tekrar gelecek tren.’ ‘Toplum şuradan geçerken az sessiz ol uykuya uzağım zaten.’

 

Çocuklar için yazılan ya da daha doğrusu bir büyük eşliğinde çocuklara felsefeyi anlatmayı gaye edinen kitapların sayısında hızlı bir artış var. Elbette yetişkinler için felsefe yapmak işin kolay tarafı ama kişiliğin oluştuğu bir çağdaki çocuklara felsefeyi anlatmak esaslı bir mesele.

Yaklaşık 500 yıl önce; 20 Eylül 1519’da İspanya’dan 5 gemi ve 265 kişi ile yola çıkılıp, 3 yıl sonra 6 Eylül 1522’de 1 gemi ve 18 kişiyle geri dönülerek dünya tarihi yeniden yazılmıştı. Çünkü “başlangıçta baharat vardı!”

 

Türkiye’de Japonya denildiğinde akıllara kültüre dair sayısız başlık gelse de Japonya son yıllarda edebiyat alanında da adından sıkça söz ettirir hale geldi. Japon edebiyatına artan ilgi edebi alanda üretimi beraberinde getirdi ve bu başlık altında çok sayıda kitap, makale vs. yazımını mümkün kıldı.

Hayatla ölüm arasında pencereden bir sınır

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.