Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Terskarga




Toplam oy: 4

Evdeyiz. Bildiğimiz tüm alışkanlıklarımız salgın nedeniyle değişiyor. Tarih yeniden yazılıyor. MÖ ve MS, tarih olacak gibi gözüküyor. KÖ ve KS yani koronadan önce ve koronadan sonra… Evet, böyle bahsedeceğiz belki de… Eskiden bir başka ülkenin vatandaşıyla karşılaşınca en dikkat ettiğim şeylerden biri sosyal mesafeydi. Karşılıklı konuşmaya başladığınızda, o aradaki bir metreyi korumak için, siz yaklaşmaya bile kalksanız, yavaş yavaş geri çekilirlerdi. Bizde de tam tersiydi, sıcakkanlı insanlar olduğumuzdan olsa gerek insanların dibine kadar girer(dik), ortaya çıkan, eğer izleyiciyseniz(!), komedinin keyfine bakardınız. Artık herkes dikkat ediyor. Bir buçuk metre kuralı resmi - gayriresmi dilimizde... Başka başka dertlerimiz olsa da artık sadece o var: Koronavirüs! Haberler onunla başlayıp, onunla bitiyor. Herkes ondan bahsediyor. Neredeyse şarkıdaki gibi: Bana her şey seni hatırlatıyor!

 

Bol bol okuduğumuz şu günlerde… Şaka şaka, okuyor muyuz? Yoksa evde olduğumuz bu süreçte de yine bahaneler bulmaya devam ediyor muyuz? Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi gibi bahaneler bulup, okumamak pekâlâ mümkün. O ne, diye soracak olursan sorma, gugıl amcaya sorarsın…

Okumamak için türlü bahaneler geliştiriyoruz. Bunun da en çok telefonla ve sosyal medya ile ilgisi olduğunu düşünüyoruz ya, haklısın! Yalnız, bunun için de bir kitap önereceğim. Yapma! deme… İçinde buna benzer o kadar fazla örnek var ki, çok hoşuna gidecek: Freud bu işe ne derdi? – En muhteşem psikoterapistler gündelik sorunlarınızı nasıl çözerlerdi? Yazarı Sarah Tomley ve İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkmış. Çevirmen Devrim Çetinkasap.
Ama önce Freud deyince aklıma gelen bir şeyi anlatmadan geçemeyeceğim. Konuyla da alakasız değil ve yine elbette kitaplarla ilgili, bir de Mayıs ayıyla tabii… Unutmadan, Sigmund Freud’un bu ay doğum günü olduğunu söylemiş miydim? Psikanalizin kurucusu, bu belki de en meşhur nörolog, 6 Mayıs 1856’da doğmuş…
Mayıs ayı denildiğinde ilk akla gelenlerden biri, şüphesiz 10 Mayıs 1933’te Almanya’da, üniversite öğrencileri tarafından başlatılan ‘kitap soykırımı’dır. Berlin’de başlatılan bu eylem başka şehirlere de sıçramış ve haftalarca sürecek şekilde yüz binlerce kitabın yakılmasıyla devam etmiştir: Alman olmayan her şeyi yakın! Yahudi ya da Yahudi olduğu düşünülen yazarların kitaplarıyla Marksist, barışçıl, rejim düşmanı olduğu düşünülen ya da cinsellikle ilgili bir sürü kitap…
Yakıldı! Marx’tan Freud’a, Jack London’dan Erich Maria Remarque’a, Bertolt Brecht’ten Stefan Zweig’a ve Heinrich Heine’a kadar birçok yazarın kitabı…
O Heine ki Almanya’nın en önemli şair, gazeteci ve yazarlarındandır. Yaklaşık 100 yıl önce yazmış olduğu Endülüs şehri Granada’nın 1492’de İspanya Krallığı tarafından işgal edilmesi sonrasında yaşananları konu ettiği kitabı Almansor’da, kahramanlardan Hassan’a engizisyonun binlerce kitabı ve kütüphaneleri yakmasına atfen söylettiği şu ifadeler geçer: “Bu sadece bir başlangıçtı, kitapları yakmış oldukları bu yerde, sonunda insanları da yakacaklar.”
İşte tam da burada Freud, Heine’den 100 yıl sonra bir benzer cümle kurar: “Ortaçağ’dan beri epey ilerleme kaydettik, o zamanlarda olsak beni yakarlardı şimdi kitaplarımı yakıyorlar!”
Gelelim az önce bahsettiğim kitaptaki en çarpıcı örneklerden birine… Hani şu: Birkaç dakikada bir durup telefonumu kontrol edip duruyorum. Neden konsantre olamıyorum? dediğin durum var ya… İşte onunla ilgili! Bu konuda çeşitli uzmanların görüşlerine yer verilmiş ama en etkileyicisi sanırım davranışçı bilimin “babası” B. F. Skinner’dan verilen örnek olmuş. Evet, kitapta sadece Freud yok, çeşitli psikanalist ve psikologların görüşlerine de yer verilmiş. Skinner’ın değişken oranlı program dediği hiçbir şeyin düzensiz verilen ödül kadar dayanılmaz olamayacağını gösterdiği deneyi tam da bu konuyu en iyi anlatan örnek olmuş. Deneyde Skinner hayvanları, içinde basabilecekleri bir düğme olan kutuya koymuş. İlk başta düğmeye her bastıklarında yiyecek verilmiş ve hayvanlar doyduklarında düğmeye basmayı bırakmışlar. Yiyecek uzun süreliğine kesildiğinde de düğmeye basmayı bırakmışlar. Ancak yemek, düğmeye her basıldığında değil de düzensiz aralıklarla verildiğinde hayvanlar düğmeye basmaya devam etmişler (Mesaj var mı? Evet! Mesaj var mı? Hayır. Mesaj var mı? Var mı?)
Tabii, mesajı bırak, sosyal medyaya girme, oyun oynama vb. şeyler demiyorum ama evde olma halini, bu kadar dışarıya çıkma uyaranının en az olduğu bir zamanı da iyi kullanalım, diyorum. En azından bir yabancı dil öğrenmeye çalışmak, yeni kitaplar keşfetmek, daha aklına gelebilecek başka şeyler yapmak bu karantina günlerini daha iyi hale getirmez mi? Eve girdiğimiz gibi dümdüz çıkmayalım, bu ay mottomuz olsun hadi…
Kitaplardan
“İşiniz?”
“Sanırım bana yazar diyebilirsiniz.”
“İşsiz,” dedi polis arabası, kendi kendine
konuşurcasına.
“Öyle de diyebilirsiniz,” dedi Bay Mead.
Yakma Zevki / Ray Bradbury
* Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi Malum, her yer olduğu gibi çoğu kitabevi de kapalı, internet sitelerinden alışveriş yapmaya çalışıyoruz ama onlar da yeterli gelmiyor. Hal böyle olunca yayınevleri yeni kitap çıkarmayı çok azalttılar. Ama kitabın yeni veya eski olması bir şeyi değiştirmez. Eğer bir kitapseverseniz bu ay mutlaka bu kitabı okuyun!

Kütüphaneler ve kütüphanecilik tarihi konusunda dünyanın en önemli otoritelerinden sayılan yazar; özellikle 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sırasında, kitapların ve sanat yapıtlarının yok edilmesini anlattığı araştırmasıyla tanınıyor. Öyle ki Başkan Bush döneminde ABD’ye kendisinin ve kitabının girmesi yasaklanmış. Benim, diğer yapıtlarını da okuma iştahımı kabarttı! Ya sizin?

Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi, Fernando Baez tarafından yazılan ve Can Yayınları’ndan çıkan kitabı Türkçeye Tolga Esmer çevirmiş.

Baez’in araştırmasına göre kitapların %60’lık bir oranı hesaplanarak, yani bilerek yok edilmiş. Çoğunluğu yakılarak. Geri kalan %40 ise, doğal afetler, hayvanlar, kültürel değişimler ve kitap malzemesinin dayanıksız oluşu sebebiyle yok olmuş.

Kitabın; insanlık tarihi düşünülünce çok yeni bir icat sayılacağını belirten yazar, buradan hareketle, insanlığın %99’unun tarih öncesi ancak %1’inin yazılı tarih döneminde geçtiğini söylüyor.

“Kitaplar 55 yüzyıldır yok ediliyor ve bunun neden olduğu hakkında pek fikrimiz yok. Kitapların ve kütüphanelerin kökenine dair yüzlerce araştırma var, ama yok edilmelerinin tarihine yönelik bir tane bile yok.” “1933’te Nazilerin kitap yakmasını ciddi bir kitapsever olan Joseph Goebbels organize etti.”

“Meksika’daki ilk kütüphaneyi kuran Piskopos Juan de Zumârraga 1530’da Aztek kodesklerini yaktırdı.” “Kesin olan bir şey var ki siz bu satırları okurken en azından bir kitap sonsuza dek yok olmakta.”

Gerisi… Oku, dünyanı değiştir!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

On dokuzuncu yüzyıl, Avrupa karşısında gerileyen Osmanlı İmparatorluğu’nun bu durumu bir tür uygarlık kaybı olarak gördüğü ve buna karşı düşünülen çarelerle toplumsal ve siyasal düzeyde modernleşmenin getirdiği değişimle yüzleşmek durumunda kaldığı bir dönemi kapsar.

Geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali İzleyici Ödülü’nü alan The Platform, kısa sürede Netflix’in en çok izlenenler listesinde kendisine yer edinmeyi başardı. Senaristliğini David Desola, yönetmenliğini ise Galder Gaztelu-Urrutia’nın üstlendiği film, uzun süre zihinlerdeki tazeliğini koruyacak gibi.

 

Uzun yıllar kitap tanıtım yazıları kaleme aldım. Kaleme aldığım metnin okuduğum kitabı henüz okumayanları gözeten bir tanıtım yazısı olduğunun da her daim farkındaydım. Ancak kitabını tanıttığım yazarlardan “eleştiri yazısı” için teşekkür mesajları almaya başlayınca bir şeylerin yanlış gittiğini düşünmeye başladım. Çünkü kaleme aldığım metinler birer eleştiri değildi.

 

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.