Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Tokyo Labirentlerinde Sayısız Kayboluşlar




Toplam oy: 21
Japon edebiyatında dönemi için yenilikçi bir yere sahip olan yazar Kobe Abe, Türkçeye yeni kazandırılan romanı Virane Harita’da, hem dedektiflik hem de bir kendini buluş hikâyesi anlatıyor. Altı aydır kayıp satış şefi Nemuro’nun peşinde Tokyo’nun labirentlerinde düşle gerçek arasında geçen bu kovalamaca öyküsü taraflar için giderek çözümsüz bir benlik yarışına dönüşür.

Savaşlar ve felaketler insanlık için büyük yıkımlar getirir. Acı, gözyaşı, sürgünler ve kayıplar bireysel ve toplumsal ölçekte kapanmayan yaralar açar. Yaşamdaki bu nedenli derin acılar, edebi alanda aynı derecede nitelikli eserler doğmasını sağlar. Sözgelimi on dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatı, siyasal ve toplumsal çözülmenin, doğmakta olan yeni düzenin bütün sancılarını taşır, hem de bunu mümkün olabilecek en yetkin biçimde yapar.

 

Yine yirminci yüzyılın ikinci büyük savaşının, savaşa katılan katılmayan tüm dünya ülkelerinin edebiyatları üzerinde etkisi vardır. Bu etki eserde, ya sıcak savaş ortamı biçiminde yansıtılır ya da savaş sonrası bireylerin psikolojik ve sosyal travmaları bakımından ele alınır. Savaşın yıkıcı etkisinin boyutları öngörülemez olduğundan ikinci seçeneğin ucu açıktır, edebiyata sonsuz bir çeşitlilik sunar.


Boşluk ve anlam arayışı
Japonya’nın savaş sonrası edebiyatının önemli isimlerinden Kobo Abe, işte bu ikinci tarz romanların yazarlarından. Aslen tıp öğrenimi gören ancak bu sırada felsefeye ve edebiyata merak salan Abe, kariyerinin daha başında doktorluğu bırakır. Henüz öğrenciyken varoluşçu felsefeden yoğun olarak etkilenir. Beckett, Dostoyevski, Kafka gibi varoluşçuları okur ve inceler. Romanlarında gerçek anlamından simgesele geçiş yapan gizlenmiş, kaybolmuş karakterler yaratır. Bireylerin savaştan sonra içine düştükleri boşluk ve anlam arayışı, değerlerin yittiği zamanlarda yaşanan ayakta kalma çabası romanlarının ana izleğini oluşturur. Gerçeküstü anlatımdan sıklıkla yararlanan yazar, Japon edebiyatında dönemi için yenilikçi bir yere sahiptir.
Kobo Abe’nin Türkçeye yeni kazandırılan kitabı Virane Harita, yazarın genel temalarına uygun bir roman. Altı aydır kayıp satış şefi Hiroshi Nemuro’nun karısının dedektiflik bürosuna başvurması ile başlayan ve kitap boyunca devam eden aranma sürecini, görevli dedektif memur tarafından dinliyoruz. Dedektifin Nemuro’yu bulmaya yönelik çabası, zamanla kendine yönelik bir arayışa dönüşür. Nemuro’nun karısı, kayınbiraderi ve iş arkadaşı ile kurduğu ilişki, kendi benliğine yaptığı bir yolculuk haline gelir.

Kaybolanlar resmigeçidi

Savaş sonrası giderek kapitalistleşen dünyada şehirler büyük rol oynar, Tokyo da onlardan biridir. Rekabete dayanan para ekonomisi şehirlerin toplumsal yapısında çeşitlilik yarattığı gibi beraberinde yabancılaşma ve güvensizlik de getirir. Salt çıkar ilişkileri içindeki birey yalnızlaşır ve her an kaybolmaya müsaittir. Kayboluş, bazen kalabalıkların içinde ruhen uzaklaşmakla bazen de bedensel terkle mümkündür. Kayıp şahıs Nemuro, bedenen uzaklaşanlardandır. Dedektif ise, karısını terk etmesinden de anlaşılacağı gibi küçük çapta kaçışlar yaşayanlardan. “-Neyden kaçtım? Senden mi? –Benden değil. Hayattan… Pazarlıklardan, ip cambazlığı yapmaktan, can simitleri için kavga etmekten, bütün bu bitmeyen rekabetten… Haksız mıyım? Ben sadece bahaneydim”.
Dedektife göre kayboluşu yaşayan sadece Nemuro ya da kendi değildir. Şehir adeta kaybolanlar kulübü resmi geçididir. “Katmanlar halinde üst üste yığılı şehir manzaralarının bir köşesinde aniden ortaya çıkan kara bir delik. Adamın var olmayan gölgesi. Bu şekilde bakınca berbat, delik dolu bir şehir. Fakat eğer bu adamın gölgesiyse, adamın yalnız olmadığı, sayısız adamın var olduğu ortaya çıkıyordu. Benim içimdeki adam, kadının içindeki adam, adamın içindeki adam.”
Çıkışsız haritalar
Güvenli, tek harita yetmez insana. Herkesin geçtiği, emin yollar boğar insanı. Arka sokaklarda yaşanan karanlık işler de kısa süreli kayboluşlardır aslında. “Şöyle bir düşününce, buralarda hararetle dolanan bu tipler de aslında bir süreliğine kayıp olan kişiler. Tüm bir ömürle, birkaç saatin farkı sadece…” Fuhuş, haraç, uyuşturucu görünen düzenli hayatın arka yüzüdür. Hayatın tekdüzeliğinden kaçış yolları. Kişi yine de mutlu değildir, bir sahtelikten kaçarken diğerine tutulur çünkü.
Dedektif, roman boyunca Nemuro’nın peşinde ipucu kovalarken, onunla benlik yarışına girer. “Aslında kalbimde bir yerlerde adamla yarışa girdiğimi düşünüyor olabilir miydim? Adamla yarış mı? Evet, bir kez çıktıktan sonra bir daha geriye dönmeyen adama karşı, ne kaçan ne de geriye dönen kendi yarım kalmışlığımı haklı gösterebilmek için…” Düşle gerçek arasında gidip gelirken kendini bulma yolunda var olan bütün haritaların çıkışsızlığını anlar. Harita viranedir, dedektif bunu bilir.
Bütün çıkışların tutulduğunun farkında olarak yaşamak modern insanın büyük çelişkisidir. Yine de şovun dışını hayal etmek, hayali gerçeğe dönüştürmek için irade bizim elimizde (değil) midir? Eğer öyleyse de iyi düşünmek lazım: Burası malum, ya dışarısı? Emin misiniz?

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.