Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Vitrindekiler // Ağustos 2018




Toplam oy: 95
"Yeni çıkanlar" rafının kalabalığı içinde gözden kaçabilecek metinlere dair izlenimlerimizi bu köşemizde topluyoruz. Vitrindekiler; son ayların kitapları hakkında kısa kısa...

Viking Masalları (Yaz. Jennie Hall)


Hint, İbrani, İran ve Japon masallarının ardından Viking Masalları’nı da yayımladı Karakarga. Soğuk denizin en kuzeyinden kralların, savaşların ve denizlerin öyküleri... İzlanda’nın uzun, karanlık ve soğuk kış zamanlarında ateşin etrafında oturan ailelerin tekrar tekrar anlattıkları... Bir zamanlar yazılı olmayan, gezgin ozanların ezbere bildikleri bu efsaneler, şimdilerde çeşitli derlemelerle yanı başımızda. Bu kitapta da, bu hikayelerden bazıları yer alıyor.


Kızılderili Masalları (Yaz. Margaret Compton)


Japon, Hint, Rus ve Türk masallarının ardından Kızılderili Masalları’nı da yayımladı Maya Kitap. Kızılderililerin kadim ve renkli kültürlerinden beslenen masallar... Yakılan büyük ateşin çevresinde, kabilenin yaşlıları tarafından anlatılanlar... “Kimisinin ana teması dostlukken diğerininki korku ve ölüm olabiliyor,” ama her birinin ortak noktası, içinden doğdukları toplumun bir yansıması olmaları ve bir zamanlar sosyal hayatın tam merkezinde yer almaları...



Bir Kitap Bir Kitaptır (Yaz. Jenny Bornholdt)


Bir anlamda, kitap nedir, sorusunun peşinde dolaşıyor Jenny Bornholdt. Bir kitap, yalnızca bir kitap mıdır? Sarah Wilkins’in –bir örneğini yan “camda” gördüğünüz– harika çizimleri eşliğinde söz konusu soruya olası cevaplar okuyoruz. “Kitaplar okumak içindir,” cümlesiyle başladığına bakmayın; odamızda yere basmadan dolaşmak istiyorsak ne yapmalıyız, reçel kazalarını nasıl örtbas edebiliriz gibi kitapla ilişkileri ilk bakışta kolaylıkla kurulamayacak durumlar sizi bir hayli şaşırtabilir. Bu kitabın bir çocuk kitabı olarak hazırlandığı bilgisi de şaşırtıcı gelecektir; zaten bir çocuk kitabı, yalnızca çocuklara hitap eden bir kitap mıdır?



Kitap (Yaz. John Agard)


John Agard, sözü doğrudan “kitap”a vermiş kitabında. Yıllardır hakkında yazıp çizdiğimiz “kitap” alıyor kalemi bu sefer eline ve Neil Packer’ın –bir örneğini yan “camda” gördüğünüz– harika çizimleri eşliğinde tarihini/hayatının hikayesini anlatıyor. Yazıdan önce insanlar uzak yerlere nasıl mesaj gönderiyorlardı örneğin, ya da kitabın hayatına koyunlar nasıl girmiş olabilir? Peki ya asıl, e-kitap konusunda neler düşünüyor kendisi? Merak etmeyin, diyor, “beni ateşe atan nice insan tanıdım, biraz sanal uzayda gezinmek beni korkutur mu sanıyorsunuz?”

 

 

 

Görselin yüksek çözünürlüklü halini görmek için tıklayınız.

 

 

 

 


 

 

Görsel: Ece Zeber

 

 


 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.