Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yazarların yatak odaları




Toplam oy: 1209

Kitaplarıyla tanıdığımız ve hayran olduğumuz yazarların yatak odalarının nasıl olduğunu merak ediyor musunuz? Apartmenttherapy adlı site, yazarların yatak odalarını dikizliyor! Merak edenler için yazarların yatak odalarına bir de biz göz attık:

 


ABD sosyeteside önemli bir yer edinen yazar Truman Capote'un Hamptons sahilinde yaşadığı evdeki yatak odası, elagan ve sade olmasıyla dikkat çekiyor.

 

 

 

 


 

 

Virginia Woolf'un yatak odası birçok detayla dolu.

 

 

 

 

 


 

 

Ernest Hemingway'in yatak odası bol ışık alıyor.

 

 

 

 


 

 

Eserlerinin çoğunu yatak odasındaki masada kaleme alan Flannery O'Connor'un, koltuk değnekleri de yatak odasında yer alıyor.

 

 

 

 


 

 

Alexander Masters'ın yatak odası, uyanır uyanmaz yazı yazmaya başlayan yazarın günlük rutinini yansıtıyor.

 

 

 

 


 

 

 

William S. Burroughs'un yakın arkadaşı  Patti Smith, Beat Kuşağı'nın kurucuları arasında yer alan yazarın yatağında oturuyor.

 

 

 

 


 

 

Pulitzer ödüllü Sylvia Plath, yalnızca kadınların kaldığı Barbizon Otel'inde birkaç ay yaşamış. Otel katoloğundan alınan bu görüntünün yazarın kaldığı odaya çok benzediği belirtiliyor.

 

 

 

 


 

 

 

Henry David Thoreau, basit bir yaşantıyı seçmiş. Yazar küçük evini yalnızca ihtiyacı olan eşyalarla döşemiş.

 

 

 

 


 

 

Victor Hugo ve onun karanlık, zengin ve kırmızı yatak odası. Romantikler akımından etkilenen yazardan bundan başkası da beklenemezdi zaten.

 

 

 

 


 

 

 

Emily Dickinson, şiirlerinin çoğunu yatak odasındaki küçük yazı masasında yazmış.



 

 

 


 

 

 

Miranda Seymour da yazılarını yatak odasındaki küçük masasında yazmayı tercih eden yazarlardan. Yazar, 14 yaşından itibaren bu yatakta uyumuş.

 

 

 

 


 

 

Korkunç hikayeler kaleme alan yazar Mary Roach, yazdıklarının aksine basit ve sade bir yatak odasına sahip.

 

 

 

 


 

 

 

Birçok şeye karşı alerjisi olan astım hastası yazar Marcel Proust'un yatak odası, yazarı dışarıdan gelebilecek ses, toz ve mikroplara karşı koruması için tasarlanmış.

 

 

 


 

 

Michael Morpurgo'nun yatak odası yazar için çalışma odası niteliği taşıyormuş. Yazar, eserlerinin çoğunu yatağında yazıyormuş.

 

 

 

 


 

 

 

William Faulkner, yatağını ofis olarak kullanıyormuş.

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder


Aslına bakılırsa sıradan birinin odası gibi görünsede hiçbiri öyle değil.. Şeytan ayrıntıda gizli :) Teşekkürler..

43%
57%

çok güzel olmuş ellerinize sağlık :)

44%
56%

güzel bir araştırma diyelim =) keşke türk yazarlar da olsaydı ..

46%
54%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.