Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yazın Bittiği Her Yerde Söylenir




Toplam oy: 43
Mahir Ünsal Eriş edebiyatı ulaşılmaz bir yere koymadan, aradan mesafeleri kaldırarak “sıradan” dediğimiz insanların hikâyelerini Türkçenin tüm marifetiyle anlatıyor.

Mahir Ünsal Eriş iki öykü kitabını -Kara Yarısı ve Sarıyaz- birlikte çıkardı, herkesin ilk aklına gelen soru benim de zihnimi kurcalamadı değil, neden tek kitap değil de iki ayrı kitap? Kendisi bu iki kitabın farklı zamanlarda yazılan iki ayrı dosya olduğunu belirtmiş. Aslına bakılırsa soru cevabını kitaplar okununca tam olarak buluyor. Bu yazının konusu Sarıyaz kitabı.

 

Sarıyaz, aynı doğa olayının etrafında gerçekleşen 8 öyküden oluşuyor. Aynı günlerde bir şehrin farklı köşelerinde yaşanan yer yer bir mekanla ya da kişilerle kesişen 8 ayrı dünyanın hikâyesi.

 

Yine Mahir Ünsal Eriş’in öykülerinden aşina olduğumuz bir coğrafyaya Bandırma ve çevresine gidiyoruz. Her şey 12 günlük bir süre zarfında gelişiyor; önce hava lodosa dönüyor, arkasından tüm şehri sapsarı incecik bir toz sarıp sarmalıyor, bu sarılık taşra sıkıntısına sıkıntı katıyor, birkaç gün sonra da deprem geliyor. Her bir öykü bu ana olay ekseninde gelişiyor, öyküler arasında da bir ritim tutturduğu hissediliyor. “Şengül” öyküsündeki öksüz ve yetim, bir tarafıyla çocuksu genç kızın su oluşunu, “Sarı” öyküsündeki Mıstık’ın baba hasretinden gözü dönmüş çocuk öfkesi ve ateşler içinde yanışını, “Dedemin Turnası” öyküsündeki dedenin turnanın yaralarını sarması ve birlikte tuttukları yoldaşlık zihnimden asla silinmeyecek ayrıntılar oldu. Eriş’in Melih Cevdet Anday “Beyefendi”ye verdiği naif selamı da unutmamak lazım. Aynı göğün altında hiç tanışmadan aynı olayın şahitliği ile birbirine bağlanan insanları hiçbir postmodern tekniğe sığınmadan sadece edebiyatın gücü ve dilin yetkinliği ile anlatmak tam da Anday’lık değil mi sizce de? Mahir Ünsal Eriş’in karakterleri de karşınıza bazen bir Anday şiirinde bazen bir Sait Faik öyküsünde çıkabilir zaten. Hatta bir adım öteye gidip, bu öykülerin geçmişinize, çocukluğunuzda kalan ve kaldığı yerden size ulaşmaya çalışan o çok özel anlara dokunabileceğini, bir ölüyü mezarından kaldırıp, bir ateşi küllerinden canlandırabileceğini söylemekte bir beis görmüyorum. İyi metinlerden beklentimiz biraz da bu olsa gerek. Okurun yapabileceğini okura bırakmak, hatta ona paylaşabileceği bir zaman ve mekân algısı hediye etmek. Tıpkı Sarıyaz’da olduğu gibi… Eriş bu coğrafyayı renkleriyle, insanıyla öyle güzel tasvir etmiş ki zihnimi bu Ege şehrinin adeta pitoresk görüntüleri kapladı. Kendimi internette Livatya’nın, Şirinçavuş Köyü’nün fotoğraflarına bakarken buldum. Benim için de edebiyatın gücü sanırım böyle bir şey. Bir çocuğun derdiyle dertlenmek, hiç gitmediğim bir şehrin sokaklarında dolaşmak. Mahir Ünsal Eriş edebiyatı ulaşılmaz bir yere koymadan, aradan mesafeleri kaldırarak “sıradan” dediğimiz insanların hikâyelerini Türkçenin tüm marifetiyle anlatıyor. Burada öykücüye düşenin hikâyeyi görebilmek olduğunu da kanıtlarcasına okuru metne çekiyor. Buna geleneksel anlatı mı dersiniz, klasik hikâye mi bilmiyorum ama okurunda karşılığının fazlasıyla olduğu kesin.

 

 

SARI YAZ
Mahir Ünsal Eriş

CAN YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.