Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Yazın Bittiği Her Yerde Söylenir




Toplam oy: 12
Mahir Ünsal Eriş edebiyatı ulaşılmaz bir yere koymadan, aradan mesafeleri kaldırarak “sıradan” dediğimiz insanların hikâyelerini Türkçenin tüm marifetiyle anlatıyor.

Mahir Ünsal Eriş iki öykü kitabını -Kara Yarısı ve Sarıyaz- birlikte çıkardı, herkesin ilk aklına gelen soru benim de zihnimi kurcalamadı değil, neden tek kitap değil de iki ayrı kitap? Kendisi bu iki kitabın farklı zamanlarda yazılan iki ayrı dosya olduğunu belirtmiş. Aslına bakılırsa soru cevabını kitaplar okununca tam olarak buluyor. Bu yazının konusu Sarıyaz kitabı.

 

Sarıyaz, aynı doğa olayının etrafında gerçekleşen 8 öyküden oluşuyor. Aynı günlerde bir şehrin farklı köşelerinde yaşanan yer yer bir mekanla ya da kişilerle kesişen 8 ayrı dünyanın hikâyesi.

 

Yine Mahir Ünsal Eriş’in öykülerinden aşina olduğumuz bir coğrafyaya Bandırma ve çevresine gidiyoruz. Her şey 12 günlük bir süre zarfında gelişiyor; önce hava lodosa dönüyor, arkasından tüm şehri sapsarı incecik bir toz sarıp sarmalıyor, bu sarılık taşra sıkıntısına sıkıntı katıyor, birkaç gün sonra da deprem geliyor. Her bir öykü bu ana olay ekseninde gelişiyor, öyküler arasında da bir ritim tutturduğu hissediliyor. “Şengül” öyküsündeki öksüz ve yetim, bir tarafıyla çocuksu genç kızın su oluşunu, “Sarı” öyküsündeki Mıstık’ın baba hasretinden gözü dönmüş çocuk öfkesi ve ateşler içinde yanışını, “Dedemin Turnası” öyküsündeki dedenin turnanın yaralarını sarması ve birlikte tuttukları yoldaşlık zihnimden asla silinmeyecek ayrıntılar oldu. Eriş’in Melih Cevdet Anday “Beyefendi”ye verdiği naif selamı da unutmamak lazım. Aynı göğün altında hiç tanışmadan aynı olayın şahitliği ile birbirine bağlanan insanları hiçbir postmodern tekniğe sığınmadan sadece edebiyatın gücü ve dilin yetkinliği ile anlatmak tam da Anday’lık değil mi sizce de? Mahir Ünsal Eriş’in karakterleri de karşınıza bazen bir Anday şiirinde bazen bir Sait Faik öyküsünde çıkabilir zaten. Hatta bir adım öteye gidip, bu öykülerin geçmişinize, çocukluğunuzda kalan ve kaldığı yerden size ulaşmaya çalışan o çok özel anlara dokunabileceğini, bir ölüyü mezarından kaldırıp, bir ateşi küllerinden canlandırabileceğini söylemekte bir beis görmüyorum. İyi metinlerden beklentimiz biraz da bu olsa gerek. Okurun yapabileceğini okura bırakmak, hatta ona paylaşabileceği bir zaman ve mekân algısı hediye etmek. Tıpkı Sarıyaz’da olduğu gibi… Eriş bu coğrafyayı renkleriyle, insanıyla öyle güzel tasvir etmiş ki zihnimi bu Ege şehrinin adeta pitoresk görüntüleri kapladı. Kendimi internette Livatya’nın, Şirinçavuş Köyü’nün fotoğraflarına bakarken buldum. Benim için de edebiyatın gücü sanırım böyle bir şey. Bir çocuğun derdiyle dertlenmek, hiç gitmediğim bir şehrin sokaklarında dolaşmak. Mahir Ünsal Eriş edebiyatı ulaşılmaz bir yere koymadan, aradan mesafeleri kaldırarak “sıradan” dediğimiz insanların hikâyelerini Türkçenin tüm marifetiyle anlatıyor. Burada öykücüye düşenin hikâyeyi görebilmek olduğunu da kanıtlarcasına okuru metne çekiyor. Buna geleneksel anlatı mı dersiniz, klasik hikâye mi bilmiyorum ama okurunda karşılığının fazlasıyla olduğu kesin.

 

 

SARI YAZ
Mahir Ünsal Eriş

CAN YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.