Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Yıldız Ramazanoğlu'nu Tanımak




Toplam oy: 3
Alpay Doğan Yıldız bu kitabı ile okuyuculara bir Yıldız Ramazanoğlu rehberi hazırlamış. Son otuz yılımızın hafızası olan yazarlardan Ramazanoğlu’nu tanımak, yaşananlara şahit olmayı da beraberinde getiriyor.

Alpay Doğan Yıldız’ın Yıldız Ramazanoğlu Hikâyeciliği adlı kitabı yazarın hikâyelerini; insaf, merhamet, adalet, karşılıklı af temaları ile işleyen bir kitap. Kitaptaki “Sessizlerin Sesi” başlığı da dikkate değer bir nokta olarak yer alıyor kitapta.

 

İnsanlığa “ses olma”, bir yazarın en dikkate değer özelliklerinden biridir. Yazar olma arzusunda olan her kalem sahibi, varlığını sürdürdüğü en küçük parçadan başlayıp tüm dünyaya yayılan bir sesin sahibi olmayı arzular. Ramazanoğlu, kadınların ve mazlumların sesi olmayı kendine ilke edinmiş bir yazar. Yıldız da birçok başlıkta bu hassasiyete dikkat çekiyor. “Ev Hali, Evliliğe Giden Yol, Çalışan Kadın, Okumuş; Okumaya, Yazmaya İlgili Kadınlar” başlıkları Yıldız Ramazanoğlu hikâyelerindeki kadınları ayrıntılı şekilde işleyen bölümler.

 

“Yıldız Ramazanoğlu’nun pek çok hikâyesinde pek çok ev hali görebiliriz. Yazar evin hallerini güzel anlatır. Hikâyelerin çoğunda ana karakterler kadın olduğu için evler daha çok kadınların gözünden, kadın merkezli anlatılır demek yanlış olmaz.” “Yıldız Ramazanoğlu’nun pek çok hikâyesinde kadınlar ev dışında da bir işte çalışırlar: “Son Leylek”te Ayşe bir şirkette çalışır. (Aslında öğretmendir; başörtüsü nedeniyle işinden atılmıştır.) “Anemon Çiçeği”nde ağrı tedavisi yapan kadın, “At Hikâyesi”nde bütün işlerini yola koyup, herkesin gönlünü ayırıp ‘yazmak’ için vakit oluşturmaya çalışan kadın, ev dışında da çalışmaktadır.”

 

SON OTUZ YILIMIZIN HAFIZASI

 

Alpay Doğan Yıldız, bir tez ciddiyetinde böylesine hassas bir tarama yapmış Ramazanoğlu hikâyelerine. Kitapta en hacimli bölüm “İkna Odası”na ayrılmış. Ramazanoğlu’nun tek romanı İkna Odası. Alpay Doğan Yıldız’ın ifadesi ile; “Bir Sosyolojinin Psikolojisi.” 28 Şubat dendiğinde akla gelen en karanlık olaylardan biridir ikna odaları. Bu roman da o yılları ve yaşananları anlatan en önemli eserlerin başında geliyor. Tarihe bu romanıyla bir not düşüyor yazar. Alpay Doğan Yıldız’ın İkna Odası romanı ile ilgili yazısından bir bölümü paylaşmak istiyorum; “Yıldız Ramazanoğlu’nun 2004’te yayımlanan bu romanı, özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren Türkiye gündeminin üst sıralarında yer alan ‘başörtülü kadın’ konusunu, konunun gündemde olduğu dönemde ele almış ve yayımlanmış bir romandır.” Daha sonra Alpay Doğan Yıldız bu romanı; “Anlatılan”, “Tartışılan”, “Anlatma”, “İkna Odasına Dönüp Bakınca” başlıklarıyla inceliyor.

 

  

 

Alpay Doğan Yıldız bu kitabı ile okuyuculara bir Yıldız Ramazanoğlu rehberi hazırlamış. Son otuz yılımızın hafızası olan yazarlardan biri olan Ramazanoğlu’nu tanımak, yaşananlara şahit olmayı da beraberinde getiriyor. Olaylara birinci tekil şahıs olarak dâhil olan yazarın okunacak her öyküsü bir Türkiye ve dünya gerçeğini de beraberinde getirecektir. Yaşananlara bir ikinci gözden bakmak isteyenlere de benim tavsiyem, Yıldız Ramazanoğlu ile birlikte Cihan Aktaş öykülerini de okumaları. Çünkü bu iki yazar bütün gerçekleri olay yerinden bildirmede oldukça mahir iki yazarımız.

 

 

YILDIZ RAMAZANOĞLU
HİKÂYECİLİĞİ

Alpay Doğan Yıldız
KESİT YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var.

Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri.

Çocukluğunu kitap ve dergi açısından kısıtlı zamanlarda geçirenler için atlasın önemi büyüktür. Sınıflarındaki kara tahtanın yanında coğrafi veya fiziki Türkiye atlası görenler şanslı, dünya atlası görebilenler hepten şanslı sayılırdı. Tabii bir de ülke ülke, kıta kıta dünya atlası fasikülü bulanlar için hayal dünyasının kapısı ardına kadar açılırdı.

Bu sayıda, dünyanın geleceğine dair kurulmuş aydınlık ve karanlık hayallere, ütopyalara ve distopyalara bakıyoruz. Ve görüyoruz ki en güneşli ütopyaların üzerinde bile baskıcı bir gücün, bir çeşit toplum mühendisliği çabasının gölgesi duruyor hep. Bu kitaplarda birilerinin ideali daima ötekilerin yıkımı, bir grubun aydınlığı mutlaka ötekilerin karanlığı oluyor.

Bosna’nın millî şairi, Aliya İzzetbegoviç’in kadim dostu, yakın çalışma arkadaşı Cemalettin Latiç… Bosna’nın Yunus Emre’si olarak anılan bu kıymetli şairin kitapları, Okur Kitaplığı’nın özverili ve titiz çabasıyla Türkçeye çevriliyor. İlk üç kitap yayımlandı bile. Bütün Eserleri başlığıyla Latiç’in kitaplarının Türkçeye kazandırılıyor olması çok kıymetli bir yayımcılık çabasıdır.

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.