Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

‘Ölüm varsa da, her zaman, ikinci gelir’



Toplam oy: 22
Yannis Ritsos
Kırmızı Yayınları

Yannis Ritsos (1909-1990) denilince akla sadece bir şair imgesi gelmiyor. Yannis Ritsos’un şiirlerini bir kenara koymak gerekiyor ilkin. Zira Ritsos’un yaşamını ve kendisini tanımak şiirlerinin toplamı ediyor. Dolayısıyla Ritsos, bir şair değil sadece, şairliğinin yanında daha çok şey demek. Bu, şiirlerini Ritsos’dan ayrı düşündüğümüzde –ki düşünemeyiz- onu, şiirlerinin, şiirlerini, onun gölgesinde bırakmıyor elbette. Ama bir bütünü, onun çağını (20 yy.), yaşadığı ve yaşamdan süzdürdüğü şiirlerini, döneme damgasını vuran olayları gözden kaçırma riski de her iki durumu, yani şiirlerini ve kendisini ayrı ayrı görmekte yatıyor. Tıpkı Nazım Hikmet’in yaşamını, şiirlerinden ayrı düşünemeyeceğimiz gibi. Zira “ozanın yaşam karşısındaki durumu önemlidir.” Kendi sanatçı, ozan kimliğinin düsturunu böyle ifade ediyor Ritsos. Söz konusu ifade de ‘yaratıcılık’ denilen durumu değerlendirmemizde bize önemli bir kriter sunuyor.

Her zaman en başta özgürlük,  Ritsos şiirlerinin “en önemlilerinin” bir toplamını içermiyor sadece, Özdemir İnce’nin 1981 yılında konuk olarak gittiği Ritsos’un evinde, onunla yaptığı söyleşi ve Ritsos’un 15 Ekim 1962’de Prag radyosunda yaptığı konuşma da yer alıyor. Ozanın hiç bir röportajı kabul etmemesi, konuşmalarının yayımlanmaması konusundaki ısrarlı isteği ve tavrı göz önünde bulundurulduğunda, düşüncelerini dile getirdiği söz konusu metinler oldukça özel bir önem taşıyor.

Ritsos’un gerek Prag radyosundaki konuşması, gerekse İnce’yle yaptığı sohbet ve -tabi ki şiirleri-  bir ‘poetikayı’, şiirin poetikasını anlatıyor.

Kitapta, Taşlar- Yinelemer-Parmaklıklar, Boğun Eğmeyen Ülke, Ayışığı Sonatı, Tanık Şiirler, ana başlıkları altında toplanan şiirler; ozanın şiirlerinin gelişme aşamalarıyla ilgili de bir döküm niteliğinde.

Her Zaman En Başta Özgürlük’te bir araya gelen Ritsos şiirleri, sadece şairi ve şiirilerini tanımamızı sağlamıyor, şiirle ilgili perpektifimizi genişlettiği gibi, hayatın şiire olan gereksinimini, şiirin hayat ve yaşamlar için önemini daha da önemlisi hayatın şiirsiz  nasıl “çorak” kaldığını haykırıyor.

Kocaman bir iğne ve kalın bir iplikle, beceriksiz, dikiyor ceketinin düğmelerini. Konuşuyor kendi kendine: Yemeğini yedin mi? İyi uyudun mu? Konuşabildin mi? Pencereden bakmayı düşündün mü? Kapı çalındığında gülümsedin mi? Ölüm varsa da, her zaman, ikinci gelir. Çünkü her zaman en başta, özgürlük.

Faşits cuntanın yaktığı kitaplar


Ritsos’un yaşamına baktığımızda onun şiirlerini besleyen kaynağı daha iyi anlarız. Yunanistan’ın Peloponez bölgesinde Monemvassia’da doğar Ritsos. Ortaöğreniminden sonra Atina’ya gelir. Ozanın kader çizgisi de Atina’da başlar. Burada verem hastalığına yakalanan Ritsos, sanatoryumda kalır. Daha sonra (1931) komünist çevrelere girer. İki üç yıl sonra Traktörler ve Piramitler  kitabı yayımlanır. Yazıt-Mezar Yazıtı (1936) Atina’da Zeus tapınağında, faşits cunta yönetimi tarafından törenle yakılır. Siyasal düşünceleri yüzünden tutuklanır (1948). Lemnos, Makronisos ve Ayios İstratis adalarında tutuklu ve sürgün kalır. Sonra evlenir (1954). Kızı Elefteria (Eri) için Sabah Yıldızı’nı yazar. Ayışığı Sonatı kitabı ona “Ulusal Şiir Ödülü” getirir. Albaylar Cuntası döneminde ikinci kez tutuklandığını görürüz (1967). Sonra, Ritsos, Leros, Yaros ve Sisam adalarına sürgün edilir. Ardından bir süre sonra, sağlık sorunları nedeniyle Atina’ya gelmesine izin verilir. Belçika’nın Konkke kentinde düzenlenen şiir bianalinde “Büyük Ödülü” alır. Yine, Etno-Taormina Şiir Ödülünü alır. Uluslararası Dimitrof Ödülü’nü ve Lenin Uluslararası Barış Ödülü’nü de alan Ritsos, böylelikle dünyanın bir daha istese de  unutamayacağı bir ozan olarak belleklere kazınır.

Ritsos’un, şiirleri, kişiliği ve yaşamıyla yaşama sunduğu büyük desteği söylemeye gerek yok. Ozanın dizelerinde öne çıkan tema, yaşamın trajedileri ve çıkmazlarına odaklanarak, oradan sevincin, yaşamanın müjdesini veren özler taşır. İnsana dair tüm şeyler, davranışlar, gereksinimler, ritüeller, nesneler Ritsos’un şiirlerinde yer bulur. Soyut, somut her durumda, her nesnede insanı yakalayan Ritsos, onun görünmeyen derinliklerini açığa çıkarır.

‘Bir sözcük gerçektir ancak...’


Basit şeylerin arkasına gizleniyorum, beni bulasınız diye; beni bulamazsanız, nesneleri bulacaksınız, dokunacaksınız elimin dokunduğu yere, birleşecek ellerinizin izleri. Ağustos’un ayı parlıyor mutfakta kalaylı tencere gibi (size söylediğim şeyden dolayı böyle oluyor) aydınlatıyor boş evi eve evin diz çökmüş sessizliğini- her zaman diz çözmüştür sessizlik.

Bir yola çıkıştır her sözcük bir buluşma için –sık sık vazgeçilen- ve bir sözcük gerçektir ancak, bu buluşmada direttiği zaman.

Şiirlerinde mitolojik motifleri de kullanan Ritsos, onları bulundukları zamandan şimdiki zamana taşıyarak yine sıradan, yalın olanı, insanı yakalar: “Yunan mitolojisinde çağdaş ögeler vardır. Zaten bütün evrensel mitolojilerde bu özellik vardır. Böyle durumlarda, şiirde, tarihsel transposition’lar yapılabilir. Bu, şiirin okurla sıcak ilişkiler kurmasını sağlar. Evrensel mitoloji şiiri, sanat yapıtına ne kadar açarsa, yerel mitoloji de yapıtı o oranda kapatır, bilmeceleştirir. Ama evrensel Yunan mitolojisinden yararlanmak sadece bizim tekelemizde değildir, bildiğiniz gibi, yüzyıllardır Batı’ya esin kaynağı olmuştur. Yunan-Roma-Hıristiyon kültüründen gelmeyen uluslar için durum biraz zordur, ama Yunan kültürünün en evrensel değerleriyle Anadolu kültürü arasında bazı ilişkiler bulmanız zor olmasa gerek.”

Şiirin nasıl olması gerektiğiyle ilgili ise fazla söz söylemeye gerek yok. Zira “bir şiir için ifade ettiği anlama göre bir karar veremeyiz. Önemli olan onun ilkin şiir olmasıdır. Bir metin şiirse bir şey ifade eder; metnin içinde doğru ve haklı düşüncelerin yer alması onun şiir sayılmasına yetmez.”

Bir “çağdaş” ozanın sahip olması gereken özelliklere gelince; “çağdaş ozanın sahip olması gereken özellikler, her zaman, her dönemde, bütün çağlar boyunca, bir gerçek ozanın sahip olması gereken niteliklerdir. Yani, bir insan, sadece kendisininkilerle değil, herkesle kardeş olan, bütün insanlarla kardeş olan, herkes olan bir insan. Çok incelmiş bir duyarlığa sahip olmalı, son derece incelmiş. Her hareketle, en uzaktakilerle bile en somut ve aynı zamanda en tanımlanamaz ilişkiler kurabilen biri. Bilincine ve yazısına geçen dünya ile en ince, en kesin, en karmaşık ilişkileri kurup sürdürebilecek sürekli dikkat ve uyanıklığı sahip biri. Geleceği önceden sezebilmek, önceden gerçekleştirebilmek, önceden kurabilmek için dünyanın bütün uygarlıklarını (geçmiş ve şimdiki) bilen, kavrayan biri” olmalıdır.

Ritsos’un bir şairin nasıl olması gerektiğiyle ilgili yaptığı saptamalara dikkat edilirse, duyumsayan, acı çeken, sevinen her insanın şiirin kıyılarına yanaştığını anlarız. Duyumsayan her insan önce şiir okuyarak bu kıyılardan içeri neden girmesin (?)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun