Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

‘Ölüm varsa da, her zaman, ikinci gelir’



Toplam oy: 1387
Yannis Ritsos
Kırmızı Yayınları

Yannis Ritsos (1909-1990) denilince akla sadece bir şair imgesi gelmiyor. Yannis Ritsos’un şiirlerini bir kenara koymak gerekiyor ilkin. Zira Ritsos’un yaşamını ve kendisini tanımak şiirlerinin toplamı ediyor. Dolayısıyla Ritsos, bir şair değil sadece, şairliğinin yanında daha çok şey demek. Bu, şiirlerini Ritsos’dan ayrı düşündüğümüzde –ki düşünemeyiz- onu, şiirlerinin, şiirlerini, onun gölgesinde bırakmıyor elbette. Ama bir bütünü, onun çağını (20 yy.), yaşadığı ve yaşamdan süzdürdüğü şiirlerini, döneme damgasını vuran olayları gözden kaçırma riski de her iki durumu, yani şiirlerini ve kendisini ayrı ayrı görmekte yatıyor. Tıpkı Nazım Hikmet’in yaşamını, şiirlerinden ayrı düşünemeyeceğimiz gibi. Zira “ozanın yaşam karşısındaki durumu önemlidir.” Kendi sanatçı, ozan kimliğinin düsturunu böyle ifade ediyor Ritsos. Söz konusu ifade de ‘yaratıcılık’ denilen durumu değerlendirmemizde bize önemli bir kriter sunuyor.

Her zaman en başta özgürlük,  Ritsos şiirlerinin “en önemlilerinin” bir toplamını içermiyor sadece, Özdemir İnce’nin 1981 yılında konuk olarak gittiği Ritsos’un evinde, onunla yaptığı söyleşi ve Ritsos’un 15 Ekim 1962’de Prag radyosunda yaptığı konuşma da yer alıyor. Ozanın hiç bir röportajı kabul etmemesi, konuşmalarının yayımlanmaması konusundaki ısrarlı isteği ve tavrı göz önünde bulundurulduğunda, düşüncelerini dile getirdiği söz konusu metinler oldukça özel bir önem taşıyor.

Ritsos’un gerek Prag radyosundaki konuşması, gerekse İnce’yle yaptığı sohbet ve -tabi ki şiirleri-  bir ‘poetikayı’, şiirin poetikasını anlatıyor.

Kitapta, Taşlar- Yinelemer-Parmaklıklar, Boğun Eğmeyen Ülke, Ayışığı Sonatı, Tanık Şiirler, ana başlıkları altında toplanan şiirler; ozanın şiirlerinin gelişme aşamalarıyla ilgili de bir döküm niteliğinde.

Her Zaman En Başta Özgürlük’te bir araya gelen Ritsos şiirleri, sadece şairi ve şiirilerini tanımamızı sağlamıyor, şiirle ilgili perpektifimizi genişlettiği gibi, hayatın şiire olan gereksinimini, şiirin hayat ve yaşamlar için önemini daha da önemlisi hayatın şiirsiz  nasıl “çorak” kaldığını haykırıyor.

Kocaman bir iğne ve kalın bir iplikle, beceriksiz, dikiyor ceketinin düğmelerini. Konuşuyor kendi kendine: Yemeğini yedin mi? İyi uyudun mu? Konuşabildin mi? Pencereden bakmayı düşündün mü? Kapı çalındığında gülümsedin mi? Ölüm varsa da, her zaman, ikinci gelir. Çünkü her zaman en başta, özgürlük.

Faşits cuntanın yaktığı kitaplar


Ritsos’un yaşamına baktığımızda onun şiirlerini besleyen kaynağı daha iyi anlarız. Yunanistan’ın Peloponez bölgesinde Monemvassia’da doğar Ritsos. Ortaöğreniminden sonra Atina’ya gelir. Ozanın kader çizgisi de Atina’da başlar. Burada verem hastalığına yakalanan Ritsos, sanatoryumda kalır. Daha sonra (1931) komünist çevrelere girer. İki üç yıl sonra Traktörler ve Piramitler  kitabı yayımlanır. Yazıt-Mezar Yazıtı (1936) Atina’da Zeus tapınağında, faşits cunta yönetimi tarafından törenle yakılır. Siyasal düşünceleri yüzünden tutuklanır (1948). Lemnos, Makronisos ve Ayios İstratis adalarında tutuklu ve sürgün kalır. Sonra evlenir (1954). Kızı Elefteria (Eri) için Sabah Yıldızı’nı yazar. Ayışığı Sonatı kitabı ona “Ulusal Şiir Ödülü” getirir. Albaylar Cuntası döneminde ikinci kez tutuklandığını görürüz (1967). Sonra, Ritsos, Leros, Yaros ve Sisam adalarına sürgün edilir. Ardından bir süre sonra, sağlık sorunları nedeniyle Atina’ya gelmesine izin verilir. Belçika’nın Konkke kentinde düzenlenen şiir bianalinde “Büyük Ödülü” alır. Yine, Etno-Taormina Şiir Ödülünü alır. Uluslararası Dimitrof Ödülü’nü ve Lenin Uluslararası Barış Ödülü’nü de alan Ritsos, böylelikle dünyanın bir daha istese de  unutamayacağı bir ozan olarak belleklere kazınır.

Ritsos’un, şiirleri, kişiliği ve yaşamıyla yaşama sunduğu büyük desteği söylemeye gerek yok. Ozanın dizelerinde öne çıkan tema, yaşamın trajedileri ve çıkmazlarına odaklanarak, oradan sevincin, yaşamanın müjdesini veren özler taşır. İnsana dair tüm şeyler, davranışlar, gereksinimler, ritüeller, nesneler Ritsos’un şiirlerinde yer bulur. Soyut, somut her durumda, her nesnede insanı yakalayan Ritsos, onun görünmeyen derinliklerini açığa çıkarır.

‘Bir sözcük gerçektir ancak...’


Basit şeylerin arkasına gizleniyorum, beni bulasınız diye; beni bulamazsanız, nesneleri bulacaksınız, dokunacaksınız elimin dokunduğu yere, birleşecek ellerinizin izleri. Ağustos’un ayı parlıyor mutfakta kalaylı tencere gibi (size söylediğim şeyden dolayı böyle oluyor) aydınlatıyor boş evi eve evin diz çökmüş sessizliğini- her zaman diz çözmüştür sessizlik.

Bir yola çıkıştır her sözcük bir buluşma için –sık sık vazgeçilen- ve bir sözcük gerçektir ancak, bu buluşmada direttiği zaman.

Şiirlerinde mitolojik motifleri de kullanan Ritsos, onları bulundukları zamandan şimdiki zamana taşıyarak yine sıradan, yalın olanı, insanı yakalar: “Yunan mitolojisinde çağdaş ögeler vardır. Zaten bütün evrensel mitolojilerde bu özellik vardır. Böyle durumlarda, şiirde, tarihsel transposition’lar yapılabilir. Bu, şiirin okurla sıcak ilişkiler kurmasını sağlar. Evrensel mitoloji şiiri, sanat yapıtına ne kadar açarsa, yerel mitoloji de yapıtı o oranda kapatır, bilmeceleştirir. Ama evrensel Yunan mitolojisinden yararlanmak sadece bizim tekelemizde değildir, bildiğiniz gibi, yüzyıllardır Batı’ya esin kaynağı olmuştur. Yunan-Roma-Hıristiyon kültüründen gelmeyen uluslar için durum biraz zordur, ama Yunan kültürünün en evrensel değerleriyle Anadolu kültürü arasında bazı ilişkiler bulmanız zor olmasa gerek.”

Şiirin nasıl olması gerektiğiyle ilgili ise fazla söz söylemeye gerek yok. Zira “bir şiir için ifade ettiği anlama göre bir karar veremeyiz. Önemli olan onun ilkin şiir olmasıdır. Bir metin şiirse bir şey ifade eder; metnin içinde doğru ve haklı düşüncelerin yer alması onun şiir sayılmasına yetmez.”

Bir “çağdaş” ozanın sahip olması gereken özelliklere gelince; “çağdaş ozanın sahip olması gereken özellikler, her zaman, her dönemde, bütün çağlar boyunca, bir gerçek ozanın sahip olması gereken niteliklerdir. Yani, bir insan, sadece kendisininkilerle değil, herkesle kardeş olan, bütün insanlarla kardeş olan, herkes olan bir insan. Çok incelmiş bir duyarlığa sahip olmalı, son derece incelmiş. Her hareketle, en uzaktakilerle bile en somut ve aynı zamanda en tanımlanamaz ilişkiler kurabilen biri. Bilincine ve yazısına geçen dünya ile en ince, en kesin, en karmaşık ilişkileri kurup sürdürebilecek sürekli dikkat ve uyanıklığı sahip biri. Geleceği önceden sezebilmek, önceden gerçekleştirebilmek, önceden kurabilmek için dünyanın bütün uygarlıklarını (geçmiş ve şimdiki) bilen, kavrayan biri” olmalıdır.

Ritsos’un bir şairin nasıl olması gerektiğiyle ilgili yaptığı saptamalara dikkat edilirse, duyumsayan, acı çeken, sevinen her insanın şiirin kıyılarına yanaştığını anlarız. Duyumsayan her insan önce şiir okuyarak bu kıyılardan içeri neden girmesin (?)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Televizyonlarda yemek programları revaçta. Sadece yemesini değil, izlemesini de seviyoruz vesselam. Sadece televizyonlar mı? Sosyal medya üzerinde yemek yapanların ciddi takipçi kitleleri var. İnternet kocaman bir yemek tarifleri kitabına dönüşmüş durumda. Peki bu kadar çok kaynak varken neden hala yemek kitapları yazılır? Şikayetçi olduğumu sanmayım.

İnsan için anılar çok değerlidir. Kişinin davranış, duygu ve düşüncelerinin arkasında geçmişi yatar. Kişiliğin inşasının temelini oluştururlar. Tabii geçmişte yaşanılanları nasıl algıladığımız, nasıl hatırladığımız da bir o kadar ehemmiyet taşır. Ancak beynimiz, yaşantıları kaydetme ve hatırlama konusunda o kadar eksiksiz ve kusursuz değil.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.