Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

40 Hadis



Toplam oy: 23
Selçuk Orhan
Kırmızı Yayınları

40 Hadis İslam’da otorite sayılan din bilginlerinin Peygamberin hadislerinden seçtikleri 40 Hadis ve şerhlerinden oluşan kitaplarmış. Bazı hevesli kimseler de kendi 40 Hadis kitaplarını yazarlarmış. Öykü kitaplarıyla tanıdığımız Selçuk Orhan da kendi 40 Hadis kitabını yazmış. 40 Hadis seçmiş ve onlara birer şerh yazmış. Selçuk Orhan’ın 40 Hadis kitabının benzerlerinden farkı her şerhin bir anlatının (romanın) bölümleri olması. Örneğin ilk bölüm için seçilen hadis “Ben karyeleri yiyen karye’ye hicret ile emrolundum.” Başlığı ise “Nazan’ın, babasının evini terk ederek Ankara’da Şeyma’ya sığınmasıdır.”

Selçuk Orhan’ın 40 Hadis’i Enis Batur’un dizi editörlüğünü yaptığı Kırmızı Yayınları’nın edebiyat dizisinden çıkmış. Öncelikle adıyla ilgi çekiyor. 563 sayfalık kalınlığıyla ise itiyor. Ama okumaya başladığınızda oldukça akıcı dille yazılmış bir metinle karşılaşıyorsuz.

Selçuk Orhan 90’lı yıllarda kültür, sanat, siyaset alanında faliyet gösteren İslamcı entelektüellerin hayatlarından yola çıkıyor. Roman Ankara ve İstanbul’da iki ayrı koldan, iki ayrı zamanda ve iki kadın kahramanın odağında gelişiyor. Onların yaşadıkları, ilişkileri ile kahramanlar çoğalıyor, olaylar ve tabii anlatı bir çok kanaldan akmaya başlıyor. Sayfalar ilerledikçe aynı olayların farklı kahramanların anlatımıyla farklı bakış açılarıyla anlatıldığını görüyoruz. Ama bu biçimsel uygulama okumayı zorlaştırmıyor. Sadece hiçbir olayın tek bir bakış açısından anlaşılamayacağını, yani gerçekliğin herkese göre değişken olduğunu gösteriyor. 

Nazan, hayatı babasıyla sorunlarıyla, ona tepkileriyle biçimlenen bir genç kadın. Maddi olarak oldukça iyi durumda olan baba kendini dine ve cemaate adamış, hayatta da bunun karşılığını almış ve matbaalara, okullara, işyerlerine sahip olmuş, bir dönem milletvekili seçilmiş, banka kurmuş bir adam. Babanın yaşamı bize cemaatin örgütlenmesini, çalışma yöntemlerini, insan ilişkilerini, okullar ve yurtlar aracılığıyla gençlerin nasıl yetiştirdiğini yansıtıyor.  Nazan, kitaplar arasında annesiz ve yalnız büyümüş, küçük yaşta şiir yazmaya başlamış, şiirdeki başarısı ona muhafazakâr entelektüel çevrelere girmesini sağlamış. Onun yaşadıklarını izleyerek bu çevrelerde insan ilişkilerinin nasıl geliştiğini, kadınlara nasıl yaklaşıldığını öğreniyoruz ki bilindik durumdan farklı değil. Nazan da güzelliği ve gençliği ile sık sık erkeklerin ilgi odağı oluyor.

Nazan’ın kısa süre imam nikahıyla evli kaldığı 70’li yılların şairi Niyazi Gümüş’ün kızı Zeynep ikinci kadın kahraman. Onun da babasıyla gerilimli bir ilişkisi var. Bu gerilim özellikle Niyazi Gümüş’ün karısını terk edip kızı yaşındaki Nazan’la evlenmesi ile iyice artmış. Zeynep bu gelişmeyi evle ve babayla bağını iyice gevşetmek için bir bahane olarak kullanmış. Özgürlüğünü ilan etmiş. Zeynep, Boğaziçi Üniversitesi’nin Felsefe bölümünü kazanmış. Orada sol eğilimli bir grubun oluşturduğu tiyatro kulübüne katılıyor, oyunculuğu öğreniyor ve sonuçta dizilerde ve reklamlarda küçük roller oynayarak hayatını kazanmaya başlıyor. O da Nazan’ınkine benzer şeyler yaşıyor, insan ilişkilerinin, kadına yaklaşımın iki çevrede de pek farklı olmadığını görüyoruz.

40 Hadis’in kırk bölümünde edebiyat çevreleri, siyasi dergiler, cemaatlerin öğrenci yurtları, bekar evleri gibi mekanlarda yaşanan ilişkilerle, olaylarla yazar tüm kahramanlarının temel meselesi olan tanrıya inanç’ı sorguluyor. Yaşananlar roman kahramanlarının kendi kendileriyle yüzleşmelerine, hayat biçimlerini, ilişkilerini sorgulamalarına ve nihayetinde inançlarına daha sıkı sarılmalarına ya da inançlarını kaybetmelerine neden oluyor.   

40 Hadis oldukça akıcı bir dille yazılmış demiştim, gerçekten de kolay okunuyor. Tek handikapı çok fazla kahramanının olması. Yazar onların hayatlarına odaklandıkça zaman zaman romanın ana akışından kopup, hikayenin ayrıntılarında kaybolduğumuzu hissediyoruz. Genelde 5-10 sayfalık bölümlerde gelişen romanın bazı bölümleri oldukça uzun tutulmuş. Örneğin “Nazan’ın Uzun Eski Geçmişidir” bölümü 70 sayfaya ulaşıyor. Bu tip bölümlerin okuru yapıdan koparttığını düşünüyorum. Her şeyi anlatma tutkusu romanın ustaca gelişen yapısını olumsuz olarak etkiliyor. Sanıyorum ilk romanların biyografik olma handikapı bu romanda da işlemiş, her şeyi anlatma arzusuna biçim biraz feda edilmiş, sarkmalar olmuş. 

Selçuk Orhan’ın 40 Hadis’i hem konu edindiği çevreyi yansıtışı, kahramanlarının gerçeklikleri, inandırıcılıkları ile hem de anlatım biçimi ve yapısıyla ilgi ile okunmayı hak ediyor. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Ben hizmetçilerle büyümedim ama hizmetçilerle büyüyen akrabalarla büyüdüm. Sıklıkla gittiğim bir evin sahiplerinin iki şoförü, bir aşçısı, üç temizlikçisi vardı; daha büyük evler, daha zengin ev sahipleri, daha geniş hizmetçi kadroları gördüm.

Ankara’da Öykü Günleri’nin ilki yapılıyordu. Özcan Karabulut’un öncülüğünde düzenlenen Öykü Günleri, o günlerde önce öykü ve öykücüler, sonra tüm edebiyat dünyamız için bulunmaz nimet olmuştu. Ki, o güne dek edebiyat dergilerinde bile tek tük yayınlanırdı öykü; yazılmadığından, okunmadığından mı? Sanmıyorum. Öykü Günleri, öykücülüğümüze büyük hareket getirmişti.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok yerinde bir açıklama. Dünyanın nereye gittiğini herkesin görmesi lazım!
52% (15 oy)
Bence çok yanlış. Usulsüzlüğü, yasadışılığı övmesi savunulamaz!
28% (8 oy)
Beni ilgilendirmiyor. Bir edebi yapıtın bana ulaşma yoluyla ilgilenmem, ben okuduğuma bakarım.
21% (6 oy)
Oy veren sayısı: 29

Eski anketler



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun