Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

40 Hadis



Toplam oy: 1339
Selçuk Orhan
Kırmızı Yayınları

40 Hadis İslam’da otorite sayılan din bilginlerinin Peygamberin hadislerinden seçtikleri 40 Hadis ve şerhlerinden oluşan kitaplarmış. Bazı hevesli kimseler de kendi 40 Hadis kitaplarını yazarlarmış. Öykü kitaplarıyla tanıdığımız Selçuk Orhan da kendi 40 Hadis kitabını yazmış. 40 Hadis seçmiş ve onlara birer şerh yazmış. Selçuk Orhan’ın 40 Hadis kitabının benzerlerinden farkı her şerhin bir anlatının (romanın) bölümleri olması. Örneğin ilk bölüm için seçilen hadis “Ben karyeleri yiyen karye’ye hicret ile emrolundum.” Başlığı ise “Nazan’ın, babasının evini terk ederek Ankara’da Şeyma’ya sığınmasıdır.”

Selçuk Orhan’ın 40 Hadis’i Enis Batur’un dizi editörlüğünü yaptığı Kırmızı Yayınları’nın edebiyat dizisinden çıkmış. Öncelikle adıyla ilgi çekiyor. 563 sayfalık kalınlığıyla ise itiyor. Ama okumaya başladığınızda oldukça akıcı dille yazılmış bir metinle karşılaşıyorsuz.

Selçuk Orhan 90’lı yıllarda kültür, sanat, siyaset alanında faliyet gösteren İslamcı entelektüellerin hayatlarından yola çıkıyor. Roman Ankara ve İstanbul’da iki ayrı koldan, iki ayrı zamanda ve iki kadın kahramanın odağında gelişiyor. Onların yaşadıkları, ilişkileri ile kahramanlar çoğalıyor, olaylar ve tabii anlatı bir çok kanaldan akmaya başlıyor. Sayfalar ilerledikçe aynı olayların farklı kahramanların anlatımıyla farklı bakış açılarıyla anlatıldığını görüyoruz. Ama bu biçimsel uygulama okumayı zorlaştırmıyor. Sadece hiçbir olayın tek bir bakış açısından anlaşılamayacağını, yani gerçekliğin herkese göre değişken olduğunu gösteriyor. 

Nazan, hayatı babasıyla sorunlarıyla, ona tepkileriyle biçimlenen bir genç kadın. Maddi olarak oldukça iyi durumda olan baba kendini dine ve cemaate adamış, hayatta da bunun karşılığını almış ve matbaalara, okullara, işyerlerine sahip olmuş, bir dönem milletvekili seçilmiş, banka kurmuş bir adam. Babanın yaşamı bize cemaatin örgütlenmesini, çalışma yöntemlerini, insan ilişkilerini, okullar ve yurtlar aracılığıyla gençlerin nasıl yetiştirdiğini yansıtıyor.  Nazan, kitaplar arasında annesiz ve yalnız büyümüş, küçük yaşta şiir yazmaya başlamış, şiirdeki başarısı ona muhafazakâr entelektüel çevrelere girmesini sağlamış. Onun yaşadıklarını izleyerek bu çevrelerde insan ilişkilerinin nasıl geliştiğini, kadınlara nasıl yaklaşıldığını öğreniyoruz ki bilindik durumdan farklı değil. Nazan da güzelliği ve gençliği ile sık sık erkeklerin ilgi odağı oluyor.

Nazan’ın kısa süre imam nikahıyla evli kaldığı 70’li yılların şairi Niyazi Gümüş’ün kızı Zeynep ikinci kadın kahraman. Onun da babasıyla gerilimli bir ilişkisi var. Bu gerilim özellikle Niyazi Gümüş’ün karısını terk edip kızı yaşındaki Nazan’la evlenmesi ile iyice artmış. Zeynep bu gelişmeyi evle ve babayla bağını iyice gevşetmek için bir bahane olarak kullanmış. Özgürlüğünü ilan etmiş. Zeynep, Boğaziçi Üniversitesi’nin Felsefe bölümünü kazanmış. Orada sol eğilimli bir grubun oluşturduğu tiyatro kulübüne katılıyor, oyunculuğu öğreniyor ve sonuçta dizilerde ve reklamlarda küçük roller oynayarak hayatını kazanmaya başlıyor. O da Nazan’ınkine benzer şeyler yaşıyor, insan ilişkilerinin, kadına yaklaşımın iki çevrede de pek farklı olmadığını görüyoruz.

40 Hadis’in kırk bölümünde edebiyat çevreleri, siyasi dergiler, cemaatlerin öğrenci yurtları, bekar evleri gibi mekanlarda yaşanan ilişkilerle, olaylarla yazar tüm kahramanlarının temel meselesi olan tanrıya inanç’ı sorguluyor. Yaşananlar roman kahramanlarının kendi kendileriyle yüzleşmelerine, hayat biçimlerini, ilişkilerini sorgulamalarına ve nihayetinde inançlarına daha sıkı sarılmalarına ya da inançlarını kaybetmelerine neden oluyor.   

40 Hadis oldukça akıcı bir dille yazılmış demiştim, gerçekten de kolay okunuyor. Tek handikapı çok fazla kahramanının olması. Yazar onların hayatlarına odaklandıkça zaman zaman romanın ana akışından kopup, hikayenin ayrıntılarında kaybolduğumuzu hissediyoruz. Genelde 5-10 sayfalık bölümlerde gelişen romanın bazı bölümleri oldukça uzun tutulmuş. Örneğin “Nazan’ın Uzun Eski Geçmişidir” bölümü 70 sayfaya ulaşıyor. Bu tip bölümlerin okuru yapıdan koparttığını düşünüyorum. Her şeyi anlatma tutkusu romanın ustaca gelişen yapısını olumsuz olarak etkiliyor. Sanıyorum ilk romanların biyografik olma handikapı bu romanda da işlemiş, her şeyi anlatma arzusuna biçim biraz feda edilmiş, sarkmalar olmuş. 

Selçuk Orhan’ın 40 Hadis’i hem konu edindiği çevreyi yansıtışı, kahramanlarının gerçeklikleri, inandırıcılıkları ile hem de anlatım biçimi ve yapısıyla ilgi ile okunmayı hak ediyor. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Televizyonlarda yemek programları revaçta. Sadece yemesini değil, izlemesini de seviyoruz vesselam. Sadece televizyonlar mı? Sosyal medya üzerinde yemek yapanların ciddi takipçi kitleleri var. İnternet kocaman bir yemek tarifleri kitabına dönüşmüş durumda. Peki bu kadar çok kaynak varken neden hala yemek kitapları yazılır? Şikayetçi olduğumu sanmayım.

İnsan için anılar çok değerlidir. Kişinin davranış, duygu ve düşüncelerinin arkasında geçmişi yatar. Kişiliğin inşasının temelini oluştururlar. Tabii geçmişte yaşanılanları nasıl algıladığımız, nasıl hatırladığımız da bir o kadar ehemmiyet taşır. Ancak beynimiz, yaşantıları kaydetme ve hatırlama konusunda o kadar eksiksiz ve kusursuz değil.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.