Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

40 Hadis



Toplam oy: 635
Selçuk Orhan
Kırmızı Yayınları

40 Hadis İslam’da otorite sayılan din bilginlerinin Peygamberin hadislerinden seçtikleri 40 Hadis ve şerhlerinden oluşan kitaplarmış. Bazı hevesli kimseler de kendi 40 Hadis kitaplarını yazarlarmış. Öykü kitaplarıyla tanıdığımız Selçuk Orhan da kendi 40 Hadis kitabını yazmış. 40 Hadis seçmiş ve onlara birer şerh yazmış. Selçuk Orhan’ın 40 Hadis kitabının benzerlerinden farkı her şerhin bir anlatının (romanın) bölümleri olması. Örneğin ilk bölüm için seçilen hadis “Ben karyeleri yiyen karye’ye hicret ile emrolundum.” Başlığı ise “Nazan’ın, babasının evini terk ederek Ankara’da Şeyma’ya sığınmasıdır.”

Selçuk Orhan’ın 40 Hadis’i Enis Batur’un dizi editörlüğünü yaptığı Kırmızı Yayınları’nın edebiyat dizisinden çıkmış. Öncelikle adıyla ilgi çekiyor. 563 sayfalık kalınlığıyla ise itiyor. Ama okumaya başladığınızda oldukça akıcı dille yazılmış bir metinle karşılaşıyorsuz.

Selçuk Orhan 90’lı yıllarda kültür, sanat, siyaset alanında faliyet gösteren İslamcı entelektüellerin hayatlarından yola çıkıyor. Roman Ankara ve İstanbul’da iki ayrı koldan, iki ayrı zamanda ve iki kadın kahramanın odağında gelişiyor. Onların yaşadıkları, ilişkileri ile kahramanlar çoğalıyor, olaylar ve tabii anlatı bir çok kanaldan akmaya başlıyor. Sayfalar ilerledikçe aynı olayların farklı kahramanların anlatımıyla farklı bakış açılarıyla anlatıldığını görüyoruz. Ama bu biçimsel uygulama okumayı zorlaştırmıyor. Sadece hiçbir olayın tek bir bakış açısından anlaşılamayacağını, yani gerçekliğin herkese göre değişken olduğunu gösteriyor. 

Nazan, hayatı babasıyla sorunlarıyla, ona tepkileriyle biçimlenen bir genç kadın. Maddi olarak oldukça iyi durumda olan baba kendini dine ve cemaate adamış, hayatta da bunun karşılığını almış ve matbaalara, okullara, işyerlerine sahip olmuş, bir dönem milletvekili seçilmiş, banka kurmuş bir adam. Babanın yaşamı bize cemaatin örgütlenmesini, çalışma yöntemlerini, insan ilişkilerini, okullar ve yurtlar aracılığıyla gençlerin nasıl yetiştirdiğini yansıtıyor.  Nazan, kitaplar arasında annesiz ve yalnız büyümüş, küçük yaşta şiir yazmaya başlamış, şiirdeki başarısı ona muhafazakâr entelektüel çevrelere girmesini sağlamış. Onun yaşadıklarını izleyerek bu çevrelerde insan ilişkilerinin nasıl geliştiğini, kadınlara nasıl yaklaşıldığını öğreniyoruz ki bilindik durumdan farklı değil. Nazan da güzelliği ve gençliği ile sık sık erkeklerin ilgi odağı oluyor.

Nazan’ın kısa süre imam nikahıyla evli kaldığı 70’li yılların şairi Niyazi Gümüş’ün kızı Zeynep ikinci kadın kahraman. Onun da babasıyla gerilimli bir ilişkisi var. Bu gerilim özellikle Niyazi Gümüş’ün karısını terk edip kızı yaşındaki Nazan’la evlenmesi ile iyice artmış. Zeynep bu gelişmeyi evle ve babayla bağını iyice gevşetmek için bir bahane olarak kullanmış. Özgürlüğünü ilan etmiş. Zeynep, Boğaziçi Üniversitesi’nin Felsefe bölümünü kazanmış. Orada sol eğilimli bir grubun oluşturduğu tiyatro kulübüne katılıyor, oyunculuğu öğreniyor ve sonuçta dizilerde ve reklamlarda küçük roller oynayarak hayatını kazanmaya başlıyor. O da Nazan’ınkine benzer şeyler yaşıyor, insan ilişkilerinin, kadına yaklaşımın iki çevrede de pek farklı olmadığını görüyoruz.

40 Hadis’in kırk bölümünde edebiyat çevreleri, siyasi dergiler, cemaatlerin öğrenci yurtları, bekar evleri gibi mekanlarda yaşanan ilişkilerle, olaylarla yazar tüm kahramanlarının temel meselesi olan tanrıya inanç’ı sorguluyor. Yaşananlar roman kahramanlarının kendi kendileriyle yüzleşmelerine, hayat biçimlerini, ilişkilerini sorgulamalarına ve nihayetinde inançlarına daha sıkı sarılmalarına ya da inançlarını kaybetmelerine neden oluyor.   

40 Hadis oldukça akıcı bir dille yazılmış demiştim, gerçekten de kolay okunuyor. Tek handikapı çok fazla kahramanının olması. Yazar onların hayatlarına odaklandıkça zaman zaman romanın ana akışından kopup, hikayenin ayrıntılarında kaybolduğumuzu hissediyoruz. Genelde 5-10 sayfalık bölümlerde gelişen romanın bazı bölümleri oldukça uzun tutulmuş. Örneğin “Nazan’ın Uzun Eski Geçmişidir” bölümü 70 sayfaya ulaşıyor. Bu tip bölümlerin okuru yapıdan koparttığını düşünüyorum. Her şeyi anlatma tutkusu romanın ustaca gelişen yapısını olumsuz olarak etkiliyor. Sanıyorum ilk romanların biyografik olma handikapı bu romanda da işlemiş, her şeyi anlatma arzusuna biçim biraz feda edilmiş, sarkmalar olmuş. 

Selçuk Orhan’ın 40 Hadis’i hem konu edindiği çevreyi yansıtışı, kahramanlarının gerçeklikleri, inandırıcılıkları ile hem de anlatım biçimi ve yapısıyla ilgi ile okunmayı hak ediyor. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.