Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Argonun Ölümü



Toplam oy: 12
Argo sözlüklerini devasa birer mezarlığa benzetebiliriz. Argo ise dışarıda etiyle ve kemiği ile yaşamaya, hayatın içinde dönüşmeye devam etmektedir. Argo adeta Schrödinger'in kedisi gibi aynı anda hem ölü hem de hayattadır.

Argo deyince aklımıza bir dizi kaba, galiz söz yığını geliyor. Her kötü söz otomatikman üzerinde argo yazan bir çuvala istifleniyor. Argoyu anlamak bu kadar kolay olsaydı bu sayfada yer vermeye, hakkında bir şeyler söylemeye değecek bir kavram olarak değerlendirmeye gerek olmazdı.

 

Argo hakkında abidevi bir sözlüğe emek veren Hulki Aktunç, “Argo, dilin gizli örgütüdür” demişti. Bu tanım, sadece şiirsel bir aforizma olarak algılanmamalı.

 

Argonun temel amacı, dili bir çeşit şifreye dönüştürmektir. Var olan kelimelere sözlüklerde yer almayan anlamlar verilir, çarpıtılır, farklı kelimeler umulmadık şekillerde bir araya getirilir, farklı dillerden alınan kelimeler alındıkları dildeki anlamların dışında anlamlarla kullanılır. Argonun çeşitli meslek erbaplarının aralarında kullandıkları terim yüklü dilden temel farkı diğer insanlarla araya bir mesafe koymak amacıyla geliştirilmiş olmasıdır. Doktorların yahut avukatların aralarındaki konuşmalardan farkı meslek dilinin yazılı olarak karşılığının olması, sözlükler yahut kitaplar aracılığıyla öğrenilebilmesidir.

 

Argo, Esperanto gibi kurucu bir irade tarafından bilinçli bir şekilde inşa edilmiş bir dil de değildir. Mesela hırsız argosu, küçük çete veya mahallelerde insanların iç içe yaşarken geliştirdiği bir dildir. Bu anlamda “kendiliğindenlik” de taşır argo. Hangi kelimenin hangi anlamda kullanılacağı iç içe yaşamanın getirdiği kendiliğindenlik çerçevesinde saptanır ve benimsenir. Argonun hiciv yüklü dili üzerinden sadece onu kullanan küçük grubun değil o grubun yer aldığı toplumun ve zamanın da zihinsel arka planını, sosyolojisini okumak ve anlamlandırmak mümkündür.

Hulki Aktunç, “Türkiye argosu taranıp incelendiğinde, argo sözcük ve deyimler ile konuşma biçimlerinin önce belirli alanlarda doğduğu, sonra komşu alanlara da geçerek yaygınlaştığı, kimi örneklerin genel argodan ana dile sızdığı görülür. Belli başlı dillerin argolarında da çoğunlukla aynı gelişim söz konusudur.” diyerek argo ile genel dil arasındaki etkileşime değinir.
Argo kütüphanesi büyük ölçüde sözlüklerden oluşuyor. İronik bir şekilde sözlükte yer almanın, kelimeyi kamusal alana yazılı alana kazandırdığı için bir sözlükte yer almanın o kelimeyi argo olmaktan çıkardığını dolayısıyla argo sözlüklerinin argo kelimeleri, merkeze taşıdığını, formel dile dâhil ettiğini söyleyebiliriz.
Bu açıdan argo sözlüklerini devasa birer mezarlığa benzetebiliriz. Argo ise dışarıda etiyle ve kemiği ile yaşamaya, hayatın içinde dönüşmeye devam etmektedir. Argo adeta Schrödinger'in kedisi gibi aynı anda hem ölü hem de hayattadır sözün özü.
ARGONUN İLK 11’İ


Hulki Aktunç/Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü
Ferit Devellioğlu/Türk Argosu: İnceleme ve Sözlük
Osman Cemal Kaygılı/Argo Lugati
Filiz Bingölçe/Kadın Argosu Sözlüğü
Ali Püsküllüoğlu/Türkçenin Argo Sözlüğü
Prof. Dr. Halil Ersoylu/Türk Argosu Üzerine İncelemeler
Sevgi Özel/Afili Mavallar
Mehmet Arslan/Argo Kitabı
Mehmet Halit Bayrı/İstanbul Argosu ve Halk Tabirleri
Tahir Alangu, Çalgılı Kahvelerdeki Külhanbeyi Edebiyatı
ve Numuneleri
Ali Bey/Lehçetü’lHakâyık: Hakikatlerin Dili

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok.

Uzun ve ‘yeni bir dünya’ düzenine alışmaya çabaladığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Eskiden, çok da eski değil, geçen yıl aralık ayında yeni yıla umutla girmiştik oysaki… Tüm hayatımız değişti. Pandemi nedeniyle yeni alışkanlıklar edindik hepimiz. Evden çıkarken cüzdan, anahtar ve telefon kontrolü yaparken ilk sıraya maskeyi ekledik bu yıl.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır.

Edebiyat ve sanat tarihi, zamanın ya da kitlelerin efsaneleştirdiği ancak kendilerine atfedilen değerin ne kadarına layık oldukları şüpheli sayısız isimle doludur. Bir eseri sevmek çoğu zaman onu ortaya koyanın kusurlarını görmezden gelmemiz için yeterlidir. Ne yazık ki gerçeklerle doğrularımızın tartıldığı terazide, gerçekler daima ağır basar.

Pandemiden önce yapabildiğim endişesiz, serbest seyahatlerimden biri Tiflis’e idi. Tiflis, Sovyet mirasına yer yer sahip çıkan, yer yer de bu mirası reddeden yapısıyla ikircikli bir kent. Tarihin gördüğü en zalim liderlerden Stalin’in Gürcü olması ikircikli yapıyı pekiştiriyor.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.