Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Beklemeyi bilenlerin öyküleri



Toplam oy: 171
Eyüp Tosun
Tefrika Yayınları
Kısa öykülerden daha kısa öykülere, oradan da birkaç cümlelik anlatılara doğru...

İlk kitaplar çok önemli. Yazarın okuru selamladığı, ortak bir edebi dünya inşasının başladığı bu ilk kitaplar, yazarın, kendi sesinin yankısını okur aracılığıyla duyacak olmasının heyecanıyla da dolu. Kör Islık da bir ilk kitap. Gerçi Eyüp Tosun, edebiyatla ilgisini dergiler aracılığıyla taze tutan okurlar için tanıdık bir isim; dolayısıyla kendi kelimelerinin yankısını da çok defa okurdan duymuş bir kalem. Öykülem, Notos, Sarnıç ve Artistik Bellek gibi dergilerde öykü ve yazıları yayımlanan Tosun, aynı zamanda Öykülem’i okurla buluşturan isim.

Kör Islık’taki öykülerle ilgili dikkat çeken ilk şey, birbirleriyle bağlantılarının zayıf olması; hatta okur, “Bu öyküler neden bir kitapta bir araya getirildi?” diye düşünebilir. Ancak okur, karakterleri tanıdıkça ve öykülerdeki diyaloglar derinleştikçe öyküleri birleştiren ilk noktanın hayatın kendisi olduğu sonucuna varabilir. Hep konuşulan ama hiç değişmeyenler, can sıkan ama kabullenilenler bu öykülerin ana damarını oluşturuyor. Karakterler de kendilerini hayatın içinde bin bir çeşit durumda bulan, güçlü gözlemciler olsalar da herkes bildiğini kendisine saklıyor. Kör Islık’ın arka kapağında da, kitaptaki öyküleri birleştiren ikinci noktaya, beklemeye vurgu yapılıyor: “Beklemenin de varmak olduğunun altını çizen bir ilk kitap.”

Kör Islık’ta, hayatın içerisinde çoğu zaman bizi sıkıştıran ve sınırlayan can sıkıcı meselelerde odaklanılmış. Bu öykülerin dilinde Eyüp Tosun önemli bir yol ayrımına geliyor; hayatın içindeki acıları, yaşanmışlıkları ve hayal kırıklıklarını anlatırken dilde arabeskleşme yolunu tercih etmiyor. Olanı olduğu gibi, ne kadar yaralayıcı olduysa o şekilde ancak sakin bir anlatımla okura duyuruyor. Ama bu sakinlik, basitlik ile karıştırılmamalı. Dilde herhangi bir özensizlik söz konusu değil; dil ve anlatımdaki bu sadeliği, dil üzerine uzun zamandır kafa yoran bir yazarın bilinçli tercihi olarak yorumlamak daha doğru olur.

Dilde dikkat çeken diğer mesele de, sözcüklerin seçimi ve kullanımındaki özen. Tosun, afili cümleler kurmak niyetinde değil. Anlatılanlar “tutunacak dalının kırılmasından korkan insan”ları anacak kadar geniş bir dünyayı ve farklı insanları resmediyor. Ve Tosun, bunu büyük sözler etmeden, acıdan doğan aforizmalar yaratmadan aktarmayı başarıyor.

 

Kendi türünü belirleyen metin


Öykülerdeki karakterlerin birçoğu, kendilerine has tuhaflıklara sahip ancak hayattaki tuhaflıklara karşı körleşmiş durumdalar. Hayata ve tüm yaşananlara karşı bir hissizleşme seziliyor. Bu hissizleşme ille de umursamazlık anlamına gelmeyebilir ve çaresizliğin kabulü olarak okunabilir. Ancak bunun da bir okur yorumu olduğunu hatırlatmakta fayda var. Kör Islık, son dönemde edebiyatta zaman zaman gündeme gelen tür tartışmalarında kendisinin “kendi türünü belirleyen metin”den yana olduğunu ilan ediyor. Kitap, kısa öykülerden daha kısa öykülere, oradan da birkaç cümlelik anlatılara doğru bir seyir izliyor. Türe dair bu belirsiz ilerleyiş, okurun yeni ve/veya farklı olana karşı olan direncini zayıflatma iddiası taşıyor mu, şimdilik bilinmese de Tosun’un özellikle “Kısalar” başlıklı bölümdeki anlatımı, zaman zaman okura Oruç Aruoba’yı anımsatabilir. Dil ve anlatımda abartıdan ve uzun cümlelerden uzak duran Eyüp Tosun, kelime sayısı konusunda da kalem ile kağıdıyla bir iddiaya tutuşmuş ve belli ki masanın galibi olmuş.

Tosun’un dili kullanma şekli, üslubu ve belirlenmiş türlere karşı metinleriyle verdiği yanıt aslında tek taraflı bir açıklama olarak da değerlendirilebilir. Yazarın, okurun alışkanlıklarını ya da doğru bellediklerini değiştirmek gibi bir çabası yok gibi görünüyor; o, kendi doğrusunu öyküleri aracılığıyla ilan ediyor. Edebiyata ilişkin katı doğruları olan okurların ve eleştirmenlerin iyi anlaşamayacağı bir metin olabilir ancak bana kalırsa, Tosun öyküleriyle yeni bir patikadan gidiyor. Bu patikada doğacak nice öyküler bekliyoruz....

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

20. yüzyıl - kaotik bir dönem

 

Ah Özgürlük, ah Özgürlük,

Ah Özgürlük, üzerimde benim!

Köle olmadan önce ben

Mezarıma gömüleceğim,

Ve eve Rabbim’e dönüp özgür olacağım!

 

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.