Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Berduş Kediler Kırnavalı – Bir İmge Sarmalı



Toplam oy: 80
Atilla Polat
Gürer Yayınları

Berduş Kediler Kırnavalı - Bir İmge Sarmalı’ndaki anlatı gerçekliği, seksenlerden bu yana süre gelen dış gerçekliği esas alıyor. 

Her bir anlatı, yazarın muhalif doğasını; zekâ, duyarlılık, soğukkanlılık, saçmayı ayırt etme gibi özelliklerini ele veriyor. 

Atilla Polat, kitabındaki öykülü on dört metinde, fantasma ve ironiyi, yapı taşları olarak kullanmış. Yabancılaştırma yoluyla okurunu, alışık olduğu düşünce kalıplarının dışına çıkmaya zorlamış. Onu ‘gerçekliğe’ açmanın biçemi olarak tam da bu özellikleri talep eden mizahı seçmesi, gündelik yaşamdaki gereksiz ayrıntıların bıraktığı toz ve dumanı da yatıştırmış.

Tıpkı Polat gibi bir veteriner hekim olmasından mıdır nedir, bir akrabalık çağrışımıyla,  yapıtlarında nesnel yaşantıları kalıplaşmış bir dille yansıtan yazarlara daima karşı çıkan, ironinin haklı ustası Orhan Duru’nun “Bir yanılsama sanatıdır öykü bir bakıma. Yanılsama deyince gerçeklerden uzaklaşmak anlaşılmasın. Doğal olarak küçük oyunlar, saptırmalar, çağrışımlar yapıyoruz yazarken; gene de yaşamımızdan, içinde bulunduğumuz ortamdan, deneyimlerimizden yola çıkıyoruz, yazdıklarımızla tüm bunları bir düzene koymak istiyoruz. Güncel gerçek o kadar gereksiz ayrıntı ile dolu, o kadar yavan ki, ister istemez düş kurarak bir büyülü ortama ulaşmaya çalışıyoruz” sözlerini anımsamadan edemiyor insan.

Atilla Polat, metinleri için üslubunu destekleyecek, ‘zihnin tasarımına anında etki edebilecek, beklentilere dair fanteziler oluşturacak, onun hazlarını kışkırtacak ve dönüştürücü’ özgün imgeler araştırmış. Simgeleri ise imgelere hizmet ettikleri sürece kullanmış, olası kolaycılığa karşı açık bir dirençle.

Berduş Kediler Kırnavalı’ ve ‘Örtülü İmge’ öyküleri, kitabı dağıtmak üzere açmak, sonuçta açtığını toplamak işlevlerini yüklenmiş. Aynı zamanda bu öyküler, kitabın, döneme yapılan eleştirinin siyasi gelişmelerin sonuçlarıyla yetinmeyeceğini ya da bu sonuçlardan bir diğeri olarak edebiyatın gidişatı ile de uğraşacağını (uğraştığını) haber vermek üzere kurgulanmış.

Öykülerdeki kedi simgesi, meraklı ve akılcı bir duyarlılık taşıyan, yaltaklanmaya tepkili, dışa dönük yaşamak arzusundaki okuru; bunlara ek olarak ‘tekir anlatıcı’ görüngüsüyle de örtülü durumlardan, tutumlardan; klişe konu ve yazın yaklaşımından sıtkı sıyrılmış yazarı imlemek üzere kullanılmış. Adeta ‘alter ego’; okuyucuya varlığının eksik (örtülü) parçasından bakma fırsatı tanırken yazarı ikinci tekil anlatımdan alıkoyan, kökü doğada (bir çeşit) akıl desteği!

Yaklaşımını yukarıdaki doğrultuda saptayan yazar, öykü omurgalarını (tema), yaşantı çağrışımlarından soyutlama yoluyla vardığı imgeleri kullanarak oluşturmuş. Gerçekliği yeniden çerçeveleyip, okuru yeni bakış açılarına açmak için kullandığı imgelerden bazıları şunlar:  Altın, zaman, özlem, kariyer, hüzün, prestij, pırlanta, şifa, yazgı, gazap, kaos imgesi. Gerçekte bütün bu imgeler, yarı entelektüel, ikiyüzlü ve fırsatçı diyebileceğimiz yıkıcı karakterle simgelenen dönem imgesini kucaklamak üzere bir araya getirilmişler. Bu bütünlüğü sağlamanın yolu, kitabın ismindeki ‘bir imge sarmalı’ vurgusunu dikkate alarak sıralı okuma yapmak.

Polat’ın edebiyatında, çelişkileri aydınlatan mizahı karartan örtülü olgu, öykü kişilerinin gayet nesnel, insani özellikleri olarak ortaya çıkıyor. Okumamızdan, bu öykülerde insanı acıtan, kanırtan, olsa olsa, hayatın içindeki saçmanın yarattığı gerilimi şen şakrak giyinen öykü kişileridir, sonucuna varıyoruz. Kurulan dildeki komik, düşünen okuru kendisiyle yüzleştiren tipleri, bir armağan olarak hikâyeye paketleme işlevi üstleniyor. 

Altın İmgenin Laneti’ni okuyup kitabı kapatırken, öykü kişileri için olduğu kadar kanlı canlı insanlar için de en büyük tehdidin ‘kurmacanın gerçekliği dönüştüren gücü’ olduğu sonucuna varıyoruz. Altın imge, dilerken bile dikkat edilmesi gerekene, absürdü normalleştiren araca dönüşüveren çağın haz ve etiğine dair sorular bırakıyor kucağımıza.

Akıcı, özenli, tat veren anlatı diliyle tekrarlı okumalara iten, okura özdeşleşme fırsatı vermeden, hiciv silahıyla güldüren, düşündüren metinlerden, yazarın temsili özellikleri açısından vurguladığı tiplerden biri olan Abdo’ya dair kısa bir alıntı eksik olmasın:

“Abdo, örgüt kurma suçundan tutuklu yargılanmaya başladı. Dava uzun sürecek gibiydi.

Ziyaretine giden müritlerine, demir parmaklıkları gösterip, “Bu çubukları tırnak imi gibi düşünün” diye teselli veriyordu. “Şu anda hayatım tırnak içinde yazılıyor. Unutmayın ki vurgulanmak, belirtilmek istenilenler tırnak içine alınır. Her özneye nasip olmayacak bu durumu yaşamak ayrıcalıktır.”

Yazımıza kitabın kapağına dair bir değerlendirme ile son verelim: 

Zekânın, onur ve sadakatin rengi olarak anılan sarının, sinirleri uyardığı, kasları gevşetip ruhu hafifletirken beynin işlevsel etkinliğini arttırdığı bilinir. Kanımca, Gülcan Kütükçeken’in şahane kedi soyutlamaları ile hareketlenen kapak tasarımı için parlak sarı rengin seçilmesi, kitabın raflarda derhal ayırt edilmesini sağlamakla kalmamış. Okuru bir imge sarmalına doğru hareketlendirirken, aynı zamanda yazarın ereğine uygun, verimli okumalara da açmış.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun