Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Birini sevmek ne demektir?



Toplam oy: 534
Paolo Giordano // Çev. Eren Yücesan Cendey
Doğan Kitap
Aileden Biri, gerçek ve acılı bir öykünün, yazınsal olarak yeniden işlenmiş hali.

Paolo Giordano, yeni romanı Aileden Biri'ni bir kayıp, bir yitişle açıyor. Sonda söyleyeceğini başta söylüyor bir anlamda; denklemi tersine çeviriyor. Nora ile kocası, ev işlerinde yardım etmesi ve küçük oğulları Emanuele ile ilgilenmesi için evlerini A. Hanım'a açıyorlar. Cimri, inatçı, hiçbir şeyi değiştirmeyen, değişimden hoşlanmayan ve gözleri her şeyi gören bir kadın A. Hanım. Bir sığınak, bir ağaç gövdesi oluyor zamanla bu çekirdek aile için. İşte o A. Hanım'ın bir kış sabahı bu dünyayı terk etmesiyle açılıyor Aileden Biri. Giordano, bu kadına bir isim bile bahşetmiyor. Tek bir harfi –A'yı– yeterli görüyor, daha fazlası değil. Küçücük oğulları Emanuele'in yakıştırdığı bir takma adı oluyor sadece: Babette. Ancak ve ancak bir takma ad. 


Daha kitabın başında, yazar tarafından uyarılıyoruz: Aileden Biri, gerçek ve acılı bir öykünün, yazınsal olarak yeniden işlenmiş hali. Fransız filozof Gilles Deleuze ile psikanalist Felix Guattari'nin birlikte yazdığı, başyapıtları sayılan Kapitalizm ve Şizofreni adlı eserlerinin ikinci bölümü olan Bin Yayla kitabından bir alıntı ile açılıyor: "Birini sevmek ne demektir? Onu bir kütlenin içinde bulmak, dar da olsa ait olduğu gruptan çekip çıkarmak, bunu ailesi ya da başka bir unsurun yardımı olmadan yapmak. Sonra onun değişimlerini, içinde barındırdığı ve belki bambaşka bir doğaya sahip olan çoklu yüzünü aramaktır." Aileden Biri'ni okurken, bu alıntının özellikle "Birini sevmek ne demektir?" ve "çoklu yüzünü aramaktır" kısımlarını zihinlerimizin arka planında tutmakta fayda var. (Bin Yayla, bitkilerin kökleri, sapları; "bir" ve "çok" kavramları, coğrafi yönler olarak Doğu, Batı ve Amerika ve bir yaylanın ne olduğu ile açılıyor; tüm dünya tarihini karmakarışık kat ettikten sonra tekstil, müzik, matematik ve estetik modellerle kapanıyor. Giordano'nun Aileden Biri romanı, göründüğünden çok daha fazlası. Romanın katmanlarını hissetmek için Bin Yayla'nın ne minvalde bir kitap olduğunun kokusu alınmalı.) 

 

 

 

Yaz sonunun uğursuz kuşları

 

 

A. Hanım'ın ilginç rüyaları, ressam cüce arkadaşları, bir anda ortalığa çıkan bir hüthüt kuşu, kırılan aynalar, makyajlı gidilen cenazeler derken Giordano'nun evrenine çok kolay dahil oluyorsunuz. A. Hanım, Nora ve kocasının aşkının oluşmasını, gerçekten var olabilmesini sağlayan bir ayna gibi. Üçüncü bir kişi olmadan, hiçbir ikili ilişki gerçekte var olamıyor. Sağlaması yapılamıyor, tanımlanamıyor. Ancak üçüncü kişilerle, ikili ilişkilerimizi somut şekilde duyumsayabiliriz. Üçüncünün bakışı, üçüncünün bakış açısı elzemdir.

 

A. Hanım'ın yerine başka birini koymayı deniyorlar. Nora'nın annesi olmuyor. Yabancı uyruklu genç kız olmuyor. Belli ki kimse A. Hanım'ın yerini tutamayacak. Eve taşınan gizli kokular, mahrem ayinler, anı çeyizleri, ritüele dönüşen uykusuzluklar, cebirin küstah güzellikleri, dans eden rakamlar, harfler, işlemler... Aileden Biri, küçük hacminden çok daha fazlasını sunuyor.

 

Paolo Giordano 1982 doğumlu; ilk romanı Asal Sayıların Yalnızlığı (2008) ile otuz dile çevrilerek uluslararası bir çoksatar yazarı oluverdi. Fizik alanındaki doktorasından da nasibimizi alıyoruz zaman zaman: Maxwell denklemleri, güneşmerkezlilik, görelilik yasaları, Planck sabiti gibi fizik dünyasından kavramlar, Aileden Biri'ne de serpiştirilmiş durumda. Roman ilerledikçe uranyum, elektromanyetik radyasyonlar, küçük olmayan hücreler de giriyor işin içine. Denkleme dahil oluyor. Yaz sonunun uğursuz kuşları, kemoterapiler, peruk dükkanları... Sentetik saçlar, gerçek saçların yerini tutabilir mi?

 

A. Hanım'ın öksürük krizleri giderek artıyor. Beklenmedik anlarda, yüzlerden, gözlerden dökülen hüzünler... Giordano ile birlikte tekrar tekrar soruyoruz: Birini sevmek ne demektir?

 

 

 


 

 

 

Görsel: Gökçe İrten

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.