Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Birini sevmek ne demektir?



Toplam oy: 528
Paolo Giordano // Çev. Eren Yücesan Cendey
Doğan Kitap
Aileden Biri, gerçek ve acılı bir öykünün, yazınsal olarak yeniden işlenmiş hali.

Paolo Giordano, yeni romanı Aileden Biri'ni bir kayıp, bir yitişle açıyor. Sonda söyleyeceğini başta söylüyor bir anlamda; denklemi tersine çeviriyor. Nora ile kocası, ev işlerinde yardım etmesi ve küçük oğulları Emanuele ile ilgilenmesi için evlerini A. Hanım'a açıyorlar. Cimri, inatçı, hiçbir şeyi değiştirmeyen, değişimden hoşlanmayan ve gözleri her şeyi gören bir kadın A. Hanım. Bir sığınak, bir ağaç gövdesi oluyor zamanla bu çekirdek aile için. İşte o A. Hanım'ın bir kış sabahı bu dünyayı terk etmesiyle açılıyor Aileden Biri. Giordano, bu kadına bir isim bile bahşetmiyor. Tek bir harfi –A'yı– yeterli görüyor, daha fazlası değil. Küçücük oğulları Emanuele'in yakıştırdığı bir takma adı oluyor sadece: Babette. Ancak ve ancak bir takma ad. 


Daha kitabın başında, yazar tarafından uyarılıyoruz: Aileden Biri, gerçek ve acılı bir öykünün, yazınsal olarak yeniden işlenmiş hali. Fransız filozof Gilles Deleuze ile psikanalist Felix Guattari'nin birlikte yazdığı, başyapıtları sayılan Kapitalizm ve Şizofreni adlı eserlerinin ikinci bölümü olan Bin Yayla kitabından bir alıntı ile açılıyor: "Birini sevmek ne demektir? Onu bir kütlenin içinde bulmak, dar da olsa ait olduğu gruptan çekip çıkarmak, bunu ailesi ya da başka bir unsurun yardımı olmadan yapmak. Sonra onun değişimlerini, içinde barındırdığı ve belki bambaşka bir doğaya sahip olan çoklu yüzünü aramaktır." Aileden Biri'ni okurken, bu alıntının özellikle "Birini sevmek ne demektir?" ve "çoklu yüzünü aramaktır" kısımlarını zihinlerimizin arka planında tutmakta fayda var. (Bin Yayla, bitkilerin kökleri, sapları; "bir" ve "çok" kavramları, coğrafi yönler olarak Doğu, Batı ve Amerika ve bir yaylanın ne olduğu ile açılıyor; tüm dünya tarihini karmakarışık kat ettikten sonra tekstil, müzik, matematik ve estetik modellerle kapanıyor. Giordano'nun Aileden Biri romanı, göründüğünden çok daha fazlası. Romanın katmanlarını hissetmek için Bin Yayla'nın ne minvalde bir kitap olduğunun kokusu alınmalı.) 

 

 

 

Yaz sonunun uğursuz kuşları

 

 

A. Hanım'ın ilginç rüyaları, ressam cüce arkadaşları, bir anda ortalığa çıkan bir hüthüt kuşu, kırılan aynalar, makyajlı gidilen cenazeler derken Giordano'nun evrenine çok kolay dahil oluyorsunuz. A. Hanım, Nora ve kocasının aşkının oluşmasını, gerçekten var olabilmesini sağlayan bir ayna gibi. Üçüncü bir kişi olmadan, hiçbir ikili ilişki gerçekte var olamıyor. Sağlaması yapılamıyor, tanımlanamıyor. Ancak üçüncü kişilerle, ikili ilişkilerimizi somut şekilde duyumsayabiliriz. Üçüncünün bakışı, üçüncünün bakış açısı elzemdir.

 

A. Hanım'ın yerine başka birini koymayı deniyorlar. Nora'nın annesi olmuyor. Yabancı uyruklu genç kız olmuyor. Belli ki kimse A. Hanım'ın yerini tutamayacak. Eve taşınan gizli kokular, mahrem ayinler, anı çeyizleri, ritüele dönüşen uykusuzluklar, cebirin küstah güzellikleri, dans eden rakamlar, harfler, işlemler... Aileden Biri, küçük hacminden çok daha fazlasını sunuyor.

 

Paolo Giordano 1982 doğumlu; ilk romanı Asal Sayıların Yalnızlığı (2008) ile otuz dile çevrilerek uluslararası bir çoksatar yazarı oluverdi. Fizik alanındaki doktorasından da nasibimizi alıyoruz zaman zaman: Maxwell denklemleri, güneşmerkezlilik, görelilik yasaları, Planck sabiti gibi fizik dünyasından kavramlar, Aileden Biri'ne de serpiştirilmiş durumda. Roman ilerledikçe uranyum, elektromanyetik radyasyonlar, küçük olmayan hücreler de giriyor işin içine. Denkleme dahil oluyor. Yaz sonunun uğursuz kuşları, kemoterapiler, peruk dükkanları... Sentetik saçlar, gerçek saçların yerini tutabilir mi?

 

A. Hanım'ın öksürük krizleri giderek artıyor. Beklenmedik anlarda, yüzlerden, gözlerden dökülen hüzünler... Giordano ile birlikte tekrar tekrar soruyoruz: Birini sevmek ne demektir?

 

 

 


 

 

 

Görsel: Gökçe İrten

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.