Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

"Çevrilemez" olduğunuz kadar...



Toplam oy: 503
James Joyce // Çev. Umur Çelikyay
Aylak Adam
2016'nın edebiyat "olaylarının" bir tanesiyle şimdiden karşı karşıyayız.

James Joyce’un efsanevi Finnegans Wake kitabı, yakın bir zaman önce Finneganın Vahı ismiyle Aylak Adam Yayınları tarafından Türkçede yayımlandı; Umur Çelikyay’ın çevirisiyle. Ama bir tercümeyle değil, “terscüme”yle karşı karşıyayız. 

 

Benim için, yakın çevremden zaman içinde hakkında birçok şey duyup öğrendiğim ama bir türlü yüz yüze tanışma fırsatı bulamadığım uzak bir akraba gibiydi Finnegans Wake. Yeni yıla sayılı günler kala, hiç beklenmedik bir anda kapı çalındı ve işte, karşımdaydı... Ne “konuşacaktık” şimdi?

 

Peki, zaman içinde bu uzak akrabayla ilgili öğrendiklerim arasından neler kalmıştı aklımda: Mesela 4 Mayıs 1939 doğumlu olduğunu biliyordum. 15 yıldan uzun bir sürede yazılmıştı, James Joyce’un son kitabıydı, “tutarlı” bir anlatıya sahip değildi, her ne kadar İngilizceye dayansa da birçok dilden türetilmiş (uydurulmuş) kelimeler barındırıyordu, bu kadar ünlü olmasına rağmen –böylesi ünlü başka kitaplarla karşılaştırıldığında– çok az dile çevrilebilmişti...

 

 

Peki neden okumalıydım bu kitabı? Mesela William Faulkner’ın Ses ve Öfke’sinde yeterince kaybolmamış mıydık zaten; ya da Georges Perec’in Oulipocu metinleri hafif mi kalmıştı sanki! Bu soruya, yani “neden okumalıyım”a cevap bulabilmek için yine kitaplara sığınmaya karar verdim. Türkçe çevirisinde yer almıyor ama Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap’ın genişletilmiş yeni orijinal baskısında Finnegans Wake’e de kısa bir bölüm ayrıldığını görüyorum. Özellikle “uydurulmuş” kelimelerin çözümü için, mümkünse kalabalık bir grupla birlikte yüksek sesle okunması tavsiye edilmiş. Neden olmasın! Ancak okumak bir yana, benim bu kitap hakkında bir şeyler yazmam da gerekiyor. Bu konuda da yine yeni yayımlanan bir başka kitaba başvuruyorum; Fransız edebiyatı profesörü Pierre Bayard’ın Okumadığımız Kitaplar Hakkında Nasıl Konuşuruz? isimli çalışması var elimde.

 

Ulysses üzerinden de olsa James Joyce ile ilgili bir bölüm buluyorum Pierre Bayard’ın çalışmasında: “Ben, Joyce’un Ulysses’ini hiç okumadım ve görünen o ki, hiçbir zaman da okumayacağım. Yani kitabın ‘içeriği’ bana geniş ölçüde yabancı. İçeriği yabancı ama durumu değil. Oysa bir kitabın içeriği geniş ölçüde onun durumudur. Demek istediğim, bir konuşmada Ulysses’ten bahsederken, kendimi hiç de donanımsız bulmam, çünkü onu başka kitaplarla bağlantılı olarak görece bir netlikle konumlandırma kapasitesine sahibim. Bu kitabın Odysseia’nın yeniden yazımı olduğunu, bilinç akışı akımına bağlı olduğunu ve olayların tek bir günde Dublin’de geçtiğini vs bilirim. Bu yüzden de derslerim sırasında gözümü kırpmadan sık sık Joyce’a gönderme yaptığım olur.” İşlemeyecek bir taktik değil gibi görünüyor! Mesela Finneganın Vahı’nın Giambattista Vico’nun Yeni Bilim kitabından “etkilendiğini” biliyorum. Buradan yola çıkarak ilerleyebilirim; üstelik Türkçesi de olacaktı o Yeni Bilim’in bende... Ama bütün bunlar bir yana, neyse ki Finneganın Vahı henüz çok taze bir kitap olduğu için, bu kitabın şimdilik yalnızca yeni yayımlandığı haberini vermek üzere bir yazı yazdığımı söyleyerek kurtulabilirim! 

 

“Yayıncının önsözü” de beni destekliyor: “Bugüne kadar eşi benzeri görülmemiş, kayda değer bir uzunlukta ve son derece donanımlı bir yazarın ömrünün on yedi yılını verdiği bir kitap hakkında betimleyici, Türkçe okuyan okuru tatmin edecek ölçüde bir yazı kaleme almak ne derecede mümkündür? Belki de yapılabilecek tek şey yapıtın değerinin altını çizip okurun ona önyargısız, yok edilememiş ama azalmış bir kafa karışıklığıyla yaklaşmasını sağlamaktır. Bununla birlikte sözkonusu yapıt James Joyce’un magnum opus’u olunca bahsedilen kafa karışıklığından azade olmak mümkün değil gibi görünmektedir.”

 

Üstelik, ilerleyen zamanlarda, bu sayfalarda yayımlanacak ikinci bir yazının merkezinde de yine Finnegans Wake’in çözümlemesi değil, metnin iki Türkçe çevirisinin karşılaştırılması olabilir. Çünkü tam da Aylak Adam Yayınları’nın Finneganın Vahı’nı yayımlayacağı bilgisi daha net duyulur olmaya başladığında, Sel Yayıncılık da –kesin bir tarih vermemekle birlikte– 2016 yılı içerisinde bu kitabı Türkçede yayımlayacağını duyurdu. (Finnegans Wake dört kitaptan oluşuyor. Aylak Adam şimdilik ilk kitabı çıkarmış oldu; toplamda da –orijinaldeki son iki kitabı birleştirerek– üç cilt halinde yayımlamayı planlıyor. Sel Yayıncılık ise, Finnegans Wake’in bir kerede yayımlanacağını açıkladı.) Diğer bir deyişle, 2016’nın edebiyat “olaylarının” bir tanesiyle şimdiden karşı karşıyayız.kütüphanelerimizde yer alması sevindirici.

 

 


 

 

* Görsel: Aslı Yazan

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Söyleşi

Melike Yıldırım: Bazı kitaplar isimleriyle öylesine bütünleşirler ki sanki o kitabı başka hiçbir isim öylesine doğru bir şekilde anlatamaz gibi gelir.

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Her ne kadar kitabın 5000 yıllık serüveni desek de, birçok iyi okur için kitabın tarihi, kendi serüveniyle birlikte ilerlemiştir aslında. Bizi kitaplara çeken şey, biraz da kendimizden dışarı çıkmak isteğidir. Okuduğumuz her macera, her tez ya da antitez, kitapla bizim aramızdaki gizemli bir sözleşme gibidir. Bu anlamda okumak soylu bir eylemdir de.