Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Deneme Hakkında Bir Yanılgı



Toplam oy: 19
Deneme hayatla sınanmış, tecrübe edilmiş, bedeli ödenmiş bir yazı türüdür; ne anlattığından çok nasıl anlatıldığına yani dilin nasıl inşa edildiğine ilişkin incelikler gerektirir. Rastgele izlenimlerle yazılan savruk metinlere “deneme” demek bu türe yapılan en büyük kötülük. Üslupsuzluk bu türde kalmayı neredeyse imkânsız kılmakta. Zira “deneme” bir üslup inşası esasen.

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Montaigne tabii ki tür için “deneme” kelimesini kullanmamış. O, Fransızca ‘essai’ demiş ki bu kelime kökeni itibarıyla Latince ‘exagium’, ‘exigere’ kelimelerinden gelmekte. Fransa’da ‘essai’ kelimesi, ilk önce Bordeaux Parlamentosu danışmanı tarafından kullanılmış. Deneme kelimesi ise Nurullah Ataç’tan yadigâr. (Bu noktada Ataç’ın ismiyle aynı cümle içinde yadigâr kelimesinin kullanılmış olmasına nasıl da sinirleneceğini, küplere bineceğini gözünüzde canlandırmanızı rica ediyorum.) Türkçede önceleri bunun için ‘bend’, ‘tecrübe-i kalemiyye’, ‘kalem tecrübesi’ gibi terimler kullanılmış, zamanla ‘denemek’ fiilinden türeyen ‘deneme’ terimi yerleşmiş. Deneme türü için tercih edilen kelimeler bir kolaylık vadediyor sanki. Ne yazsan olur yeter ki “dene” der gibi bir algısı var. Sen yazadur kalemin yaza yaza tecrübe kazanır nasılsa rahatlığı veriyor insana. Ne yazsan uyar diyebileceğimiz bir türe dönüşüyor deneme. Oysa deneme türü ile tam tersine hayatla sınanmış, tecrübe edilmiş, bedeli ödenmiş bir yazı türüdür bahsedilen. Rastgele izlenimlerle yazılan savruk metinlere “deneme” demek bu türe yapılan en büyük kötülük. Böylesi metinlere deneme yerine değini dememiz gereken yazarlara kulak vermemiz gerekir bence.
“Deneme nedir?” sorusunun cevabı ise tam tersine bir zorluk içeriyor. Bu yeni bir zorluk da değil. Mesela Cemal Süreya da zorlanmış denemeyi tanımlamaya çalışırken: “Denemenin tanımı biraz da asliye mahkemelerinin tanımına benziyor. Bilindiği gibi, Hukuk Usulü yasalarında, bu mahkemeler ‘öbürlerinin görevleri dışında kalan işlerle uğraşır’ diye tanımlanmaktadır. Oysa en geniş alan yine asliye mahkemelerinde kalır. Bir yazı ‘edebi’ olacak, yani yine de şiir, roman, öykü, eleştiri olmayacak, ayrıca bilimsel kesinlik taşımayacak: işte deneme! Tanımda ‘ne değilse o’ yöntemi uygulanır yani” demiş şairimiz.
Kusmaya varan samimi iç dökmelerle yahut lirik cümle savrulmalarıyla deneme türü arasındaki sınırı iyi çizmemiz gerekiyor öncelikle. Deneme, ne anlattığından çok nasıl anlatıldığına yani dilin nasıl inşa edildiğine ilişkin incelikler gerektiren bir tür. Üslupsuzluk bu türde kalmayı neredeyse imkânsız kılmakta. Zira “deneme” bir üslup inşası esasen. “Deneme-yanılma” ikilemi içinde kotarılabilecek bir tür değil deneme.
DENEMENİN İLK 11’İ

Gürsel Aytaç / Deneme Üzerine Bir
Karşılaştırmalı Edebiyat Çalışması
Nermi Uygur / Denemeli Denemesiz
Montaigne / Denemeler
Ahmet Haşim / Bize Göre
Rasim Özdenören / Köpekçe Düşünceler
Ahmet Hamdi Tanpınar / Yaşadığım Gibi
Nurullah Ataç / Diyelim-Söz Arasında
Emin Özdemir / Düşüncenin Toprağı Türk ve
Dünya Yazınından Denemeler
Füsun Akatlı / Düşünce Ufkunda Pupayelken
Edebiyat Üzerine Denemeler / Denemeler
Üzerine Yazılar
Türk Dili Dergisi Deneme Özel Sayısı
(Temmuz 1961)
Hece Dergisi Deneme Özel Sayısı (Haziran
2020)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birgül Oğuz’un 2012’de çıkan son kitabı Hah’ın ardından, nihayet, İstasyon geçtiğimiz yılın son döneminde yayınlandı. “Okullu” bir edebiyatçı olan Oğuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki Karşılaştırmalı Edebiyat lisansı ve Kültürel İncelemeler yüksek lisansının ardından, Moda Sahnesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Mizah kulakta komik çınlasa da ciddi bir mesele. Hele de insanların öncelikli değer verdiği, hayatını etrafında biçimlendirdiği, eleştirisini önemsediği, hassasiyet kapsamındaki konulara değdiğinde tam anlamıyla barut fıçısına dönen bir mesele.

Spor muhabirliği yaparak başlamıştım metin yayınlamaya. Fenerbahçe’yle ilgili bir haber yazmıştım, ilk imzamı orada gördüm. O gazete sayfasını çerçevelettim, hâlâ saklarım. Farklı konularda yazılar yazsam da aslında üç aşağı beş yukarı aynı konular arasında gidip geliyorum. Bilmediğim hiçbir konuda da yazmamaya çalışıyorum.

 

-Queensryche / Lady Jane eşlik edebilir bu yazıya-

 

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.