Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Deneme Hakkında Bir Yanılgı



Toplam oy: 9
Deneme hayatla sınanmış, tecrübe edilmiş, bedeli ödenmiş bir yazı türüdür; ne anlattığından çok nasıl anlatıldığına yani dilin nasıl inşa edildiğine ilişkin incelikler gerektirir. Rastgele izlenimlerle yazılan savruk metinlere “deneme” demek bu türe yapılan en büyük kötülük. Üslupsuzluk bu türde kalmayı neredeyse imkânsız kılmakta. Zira “deneme” bir üslup inşası esasen.

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Montaigne tabii ki tür için “deneme” kelimesini kullanmamış. O, Fransızca ‘essai’ demiş ki bu kelime kökeni itibarıyla Latince ‘exagium’, ‘exigere’ kelimelerinden gelmekte. Fransa’da ‘essai’ kelimesi, ilk önce Bordeaux Parlamentosu danışmanı tarafından kullanılmış. Deneme kelimesi ise Nurullah Ataç’tan yadigâr. (Bu noktada Ataç’ın ismiyle aynı cümle içinde yadigâr kelimesinin kullanılmış olmasına nasıl da sinirleneceğini, küplere bineceğini gözünüzde canlandırmanızı rica ediyorum.) Türkçede önceleri bunun için ‘bend’, ‘tecrübe-i kalemiyye’, ‘kalem tecrübesi’ gibi terimler kullanılmış, zamanla ‘denemek’ fiilinden türeyen ‘deneme’ terimi yerleşmiş. Deneme türü için tercih edilen kelimeler bir kolaylık vadediyor sanki. Ne yazsan olur yeter ki “dene” der gibi bir algısı var. Sen yazadur kalemin yaza yaza tecrübe kazanır nasılsa rahatlığı veriyor insana. Ne yazsan uyar diyebileceğimiz bir türe dönüşüyor deneme. Oysa deneme türü ile tam tersine hayatla sınanmış, tecrübe edilmiş, bedeli ödenmiş bir yazı türüdür bahsedilen. Rastgele izlenimlerle yazılan savruk metinlere “deneme” demek bu türe yapılan en büyük kötülük. Böylesi metinlere deneme yerine değini dememiz gereken yazarlara kulak vermemiz gerekir bence.
“Deneme nedir?” sorusunun cevabı ise tam tersine bir zorluk içeriyor. Bu yeni bir zorluk da değil. Mesela Cemal Süreya da zorlanmış denemeyi tanımlamaya çalışırken: “Denemenin tanımı biraz da asliye mahkemelerinin tanımına benziyor. Bilindiği gibi, Hukuk Usulü yasalarında, bu mahkemeler ‘öbürlerinin görevleri dışında kalan işlerle uğraşır’ diye tanımlanmaktadır. Oysa en geniş alan yine asliye mahkemelerinde kalır. Bir yazı ‘edebi’ olacak, yani yine de şiir, roman, öykü, eleştiri olmayacak, ayrıca bilimsel kesinlik taşımayacak: işte deneme! Tanımda ‘ne değilse o’ yöntemi uygulanır yani” demiş şairimiz.
Kusmaya varan samimi iç dökmelerle yahut lirik cümle savrulmalarıyla deneme türü arasındaki sınırı iyi çizmemiz gerekiyor öncelikle. Deneme, ne anlattığından çok nasıl anlatıldığına yani dilin nasıl inşa edildiğine ilişkin incelikler gerektiren bir tür. Üslupsuzluk bu türde kalmayı neredeyse imkânsız kılmakta. Zira “deneme” bir üslup inşası esasen. “Deneme-yanılma” ikilemi içinde kotarılabilecek bir tür değil deneme.
DENEMENİN İLK 11’İ

Gürsel Aytaç / Deneme Üzerine Bir
Karşılaştırmalı Edebiyat Çalışması
Nermi Uygur / Denemeli Denemesiz
Montaigne / Denemeler
Ahmet Haşim / Bize Göre
Rasim Özdenören / Köpekçe Düşünceler
Ahmet Hamdi Tanpınar / Yaşadığım Gibi
Nurullah Ataç / Diyelim-Söz Arasında
Emin Özdemir / Düşüncenin Toprağı Türk ve
Dünya Yazınından Denemeler
Füsun Akatlı / Düşünce Ufkunda Pupayelken
Edebiyat Üzerine Denemeler / Denemeler
Üzerine Yazılar
Türk Dili Dergisi Deneme Özel Sayısı
(Temmuz 1961)
Hece Dergisi Deneme Özel Sayısı (Haziran
2020)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bazen kitap tanıtma yazılarında iyi durduğu için “metafor” kelimesinin kullanıldığına şahit oluyorum. Şık bir sesi var elbette bu kelimenin. Sırf bu yüzden sembol, alegori, mecaz, istiare, eğretileme yahut benzetme yerine kullanılıp çığırından çıkarıldığı da oluyor.

Teknoloji hayatımıza sirayet ettikçe, ondan kaçış yollarına dair anlatılara, bilimin kötü yönlerine odaklanan hikâyelere daha sık rastlar olduk; hem filmlerde hem kitaplarda. Bu ay, Netflix tarafından yayınlanan The Social Dilemma adlı belgesel hayli konuşuldu.

“Aksilik bu ya, şeytanlara ben de inanmıyorum...” diye yazmıştı Dostoyevski, 1876 yılında. Halbuki birçok romanında dâhi bir karakterin içinde, ahlakı ve kanunları sorgulayan bir şeytan yatar, Raskolnikov, Stavrogin, yahut Ivan Karamazov gibi.

 

Her gün diri olmanın vermiş olduğu sorumluluk ve insanlar arasında bulunmanın ufak tecrübesi ve trajedisi ile...

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.